RSS

Aylık arşivler: Şubat 2010

>Kişiliksiz Kış, İşgüzar İlkbahar, Yalancı Yaz

>
Halbuki ne kadar harbi bi mevsim sonbahar. Hava hep kapalı, sürekli bir nem, yağmur dalga geçer gibi gelmiyor; günlerce yağıyor. Çok delikanlıca, içten pazarlığı olmayan bir mevsim. Yağacam diyor, yağıyor işte. Kış gibi değil. Kış, ergenlik çağındaki kız gibi; sürekli hava kararmadan önce geldiği aile ortamında hanım hanımcık; arada bir arkadaşlarıyla dışarı çıktığında ise şiddet nöbetleri yaşayan bi canavar. Hava sakin sakin giderken bir gün bir anda tipi bir başlıyor, üzerinizde ne olduğunu umursamadan; sığınacak bir delik bulana kadar kesilip güneş açıyor. “Tamam” diyorsunuz, geçti artık diye yola bir çıktınız, 10 dk. sonra bir daha… Kış günü gökyüzüne bakıp kendinizce tahminde bulunarak dışarı çıkmışsınız ama aynı bir at şeysi gibi; ıslanmayayım diye aldığınız yağmurluk bütün soğuğu içine çekiyor, şemsiyeniz yukarıdan aşağıya doğru yağan yağmur için yapıldığından bir sağdan sola, bir aşağıdan yukarıya yağan karda elinizde kelebek gibi kalıyor falan. Botlar su almış, gözler açılmaz, kocaman kocaman kar taneleri çat çut tokatlıyor suratı, gözler kapalı gitmeye çalışırız eve, yüzümüzde embesil bir ifadeyle, çaresiz. Ya da geçen günkü gibi tam tersi olabilir. Arkadaşımla çıktım yola, istikamet Maslak. Evden çıkarken havaya bir baktım, sanki hesap günü gelmiş anasını satayım. Kapkaranlık. Bir de tipi var. Öküz gibi, kepenek gibi bir ceket aldım, atkı, bir de şapka. Çıktık işte. E daha 20 km gitmeden güneş bir açtı, az önce canımızı yakmak istiyormuşçasına yağan karlar şimdi yağ gibi eriyor. Bir üşü, bir terle, bir soğuk al, bir terini soğut derken gribin nezlenin üstünden üç adım atlayıp zatürree oldum neredeyse. 3 gün yatak.

Sonbaharda hayatımın en sevdiğim aktivitesini neredeyse her gün yapma imkanı bulurum: Yağmur izlemek. Aslında sokaktan geçen arabaları saymaktan bi farkı yok. Hatta daha aptalca, öylece izliyorum ama dayanamıyorum ne yapayım? İzlerken kaptırıyorsun böyle aklına geliyor birşeyler, hayaller kuruyorsun. Doğru ya, aslında yağmur yağar filmin en hüzünlü sahnesinde, adam “HAYIIIIIIIIIIIIIIRRRRR!!!” diye bağırır bir şimşek çakar falan sonra yağmur; üzülmemiz gereken sahne. Hayır aslında; yağmur hiç de hüzünlü birşey değil. Yağmur, yaşadığınız duyguyu daha da coşkuyla yaşamanızı sağlayan bir katalizör. Hüzün, sevinç, özlem vs vs o sizin o anda ne tür birşey düşündüğünüze bağlı. Elbette ben de en çok hüzün kısmına denk geldim yağmurun, ama yağmur insanın enerjisini, hareketliliğini, yaşama sevincini alır diye bir şey yok. Ben hep kıpır kıpır olurum yağmurda. Topluca çıkardığı o “haşşşşşşşşşşşşşşş” sesi, bir de sokakta demir – metal çöp kutusu falan varsa o “tangır tungur” sesler çıkarır; tam yatağa yatıp uyuma ortamı. Ama uyuyamam, o yağmur üstüme üstüme yağıyormuş, sanki ben ıslanıyormuşum gibi gelir. Yatakta keyifle dönerim, kedinin yumağıyla oynadığı gibi yorganla oynayarak. Arada bir dışarı çıkarım ıslanmak için. Sonbahara özel, bakkala bile gitsem şıkır şıkır olurum. Baştan aşağı bir moda ikonu. Çevredeki herkes öyle zaten. Yarım kilo jöle basılmış emo saçlar yok bir kere, üzerinde abuk sabuk mottolar yazan adi tişörtler yok, çakma converse yok, orijinali de yok zaten. Sözbirliği yapmış gibi herkesin üzerinde siyah-gri-beyaz uyumu. Güzel göbekler kapalı olduğu için pek çok adam şikayetçi; ben ise iyi tarafından bakıyorum, obez göbekler göz midemizi bulandıramıyor bu mevsimde. Neyse efendim; dizlere kadar siyah pardösü (çok kaba lan, kesin Fransızca ama Türkçesi nie bu kadar kaba?), altına siyah bot veya ayakkabı, gri pantolon, aynı renk atkı ve semşiye – fötr şapka. Fötr şapka tabi Gebze’de olmuyor, insanlar daha önce hiç şapka görmemiş gibi bakıyor, niye bilmiyorum. Kılık kıyafet kanunundan muaf, cehaletinden cezai ehliyetsiz memleketim…

Çocukluğumdan beri, hatta eşşek kadar adam oldum ama hala birşeylerin olması için dua ettikten sonra derim ki “Allah’ım eğer duamı kabul ettiysen bu gece yağmur yağsın”. Rüyalarımda hep yağmur görürüm; bazen bahçedeki çiçeklerin on dakikada büyümesini sağlar, bazen de iki dakikada sel olur alır beni götürür falan. Eğer çok çok yorgunsam ve keyifli bir uyku istiyorsam yine dua ederim “Allah’ım n’olur yağmur yağsın”. Sonra aklıma hep kaldırımlarda uyuyan insanlar, bahçedeki yavru kediler, köylerde yamaçlardaki evler. Sonra da derim ki “Allah’ım, eğer insanlara hayvanlara kötü şeyler olacaksa yağmasın. Hepsi güvendeyse yağsın.” Zaten heralde bir milyon kez dua etmişimdir. Birkaç tanesi kabul oldu. Şikayetçi değilim bu durumdan da, her yağmur yağsın istediğimde yağsaydı yağmurun bir anlamı kalmazdı benim için. Hem yağınca da şöyle rahatlıyor insan; “Demek ki herkes güvende!” Çeyrek asır yaşında biri de olsam; yani eşşek kadar adam da olsam, benim bir Tanrı’nın varlığıyla ilgili kanıtım budur. Yağmur istiyorum ama insanlar zarar görecekse yağmasın. Yağmasa da Tanrı var, yağsa da. Rahatlatıyor insanı, heh heh…

Son olarak; yazdan tiksinmemin nedeni; yalancı olması. Aynı yılbaşı gibi; 10dan geriye doğru kıçını yırta yırta say, eee? Herşey aynı. İşsizsen yine işsizsin, işin varsa yarın yine işe gideceksin! İşte yaz da öyle. Sanki herşey bir anda çok güzel olmuş, yüzlerce kız üzerime hücum edecekmiş, köşeyi dönünce çanta dolusu para bulacakmışım gibi bakan pırıl pırıl güneş tepede duruyor. Her an hayatının en mutlu anını yaşayabilecekmişsin gibi bakıyor sana yukarıdan ama bir b.k olduğu yok. Sonbahar – kış öyle değil işte. Hayat günlük güneşlik değil kardeş; yağmurlu, fırtınalı. Yazın oturduğu yerde terleyen obezlerin kokularıyla, sabahtan akşama kadar çalışmaktan imanı gevreyen amelelerin kokusu karışır birbirine. Kış mevsimi ise ayırır ikisini; kış soğuğunda terleyenler, sadece emeğinin karşılığını almak için canla başla çalışanlardır. Yazın aldığınız ter kokusu boşvermişliğin, miskinliğin kokusudur. Kışın kokusu ise emeğin! Yaz kapitalisttir, sömürgecidir; kış sosyalist! Heyt koçuma benim be!

Reklamlar
 

>Yemeli mi, Yanında mı Yatmalı?

>Şu anda yeryüzünde kaç kişi seks yapıyor bilebilir misiniz? Sadece gece yapılan bir etkinlik olarak kabul edelim hadi. Dünyanın yarısında gece yaşanıyor. Nüfus 6 milyar. 3 milyar insan geceyi yaşıyor o zaman, ortalama olarak. Hadi 1.5 olsun. Bu 1.5 milyar insanın en az 500 milyonu şu anda kütür kütür seks yapıyor bence; ama emin ol daha fazladır, kış aylarındayız. Kaçı bundan maksimum zevki alıyor, Nirvanaya boşalıyor derseniz yüzde birinden azı olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. Bu koskoca keyifsiz topluluk içinde niçin keyif almadığını bilenlerin sayısı ise en fazla o yüzde birden az olanlar kadarının yüzde biri kadar falandır (anladın di mi?).

500 milyon insan takılıyor. Deprem etkisi. Yatak gıcırtıları, haykırışlar, bağırışlar, böğürüşler. Bu 500 milyon insanın maksimum 5-6 bini sevişip yiyişmiştir seksten önce; bahsetmek istediğim konu bu. Yani kasıkların zorlamasıyla değil, kalp çarpıntısıyla birleşen insanların az olması sorunu. Eşeyli mastürbasyon gibi birşey duygusuz cinsellik, elle yapılan aktiviteden bir farkı yok. Bir an evvel tatmin olma amacı güdüyor, tamamen bencil.

Sevdiği bir kişiyle ilişkide bulunan kişilerle kalkanları indirmeye çalışan kişilerin girdiği ilişki bir değil yavrularım. Marifet de değil. İnsanca bile değil. Karşınızdakine ve daha önemlisi kendinize ne kadar büyük bir saygısızlık yaptığınızın farkında değilsiniz belki. İnsan; vücudundan daha fazlasıdır her zaman. Bunu göz önünde bulundurmadan yapılan cinsel eylem, karşınızdakinin bedenini kullanmak, ruhunu görmezden gelmektir; partnere eşya muamelesi yapmaktır. Bu karşınızdakine yaptığınız saygısızlıktı. Kendinize yaptığınız ise; bedeninizin kontrolünü beyinden almak, kendinize hayvan muamelesi yapmaktan başka bir şey değil. Daha fazlasını hak etmediğini düşünenler için söylenebilecek fazla söz yok ama emin olun; sizin bu sürtünmeden aldığınız haz bir küvet dolusu suyun çırpınmasıysa, işin içine önce sevgi ve saygının, ondan sonra hormonların karıştığı bir ilişkinin verdiği haz, tsunami gibi olur.

Hepinize bu akşam sevdiğiniz biriyle cinsel ilişki tavsiye ediyorum. Arkadaşınız olur, sevgiliniz olur, bunun ayıbı yok. Tercihlerinize karışmam tabi ama, hemcinsiniz olmamasına dikkat etseniz kafidir. Son olarak da bir uyarı: Tavşan gibi ..kişin ama penguen gibi çoğalmayın. Bir de güvenliğe önem verin, inşaat alanına kasksız girmeyin. Hayırlı işler.

 

>Adriana Lima mı, Yıldız Tilbe mi?

>Victoria’nın gizlisi saklısı kalmadı, koskoca cnbc-e bile yılbaşında kızların bütün sırlarını ortaya döküyor. 88-59-89 falan bunlar artık alışıldık şeyler oldu. Bara paba gidiyoruz, televizyonda Fashion Tv. Üç dört biradan sonra herkes kilitleniyo zaten ekrana, insanların aklından geçenleri gösteren bi televizyon olsa, rtük hayal kurmayı yasaklar heralde. Kurban olduğum, YouTube’a girmeyi yasaklayan ülkem… Konu bu değil.

Ben sevmiyorum öyle manken falan. Adriana Lima, Gisele Bündchen… Sokaktan geçse suratına bakmam terbiyesiz olayım. Ne o öyle, heykel gibi. Baştan aşağı bak; bacaklar sütun, kalçalar beton, beli avuç içi kadar, göğüsler maşallah, yüzleri melek gibi, boy pos Allah nazardan saklasın… Eee? Nerde bulacağım ki ben böyle kızı? Sokaktan geçmiyor, Türkiye’de zaten yok böyle bi insan. Türkiye’de varsa onlar da geçmiyor sokaktan. İnsan soğuyor güzellikten; güzel gelmiyor artık. O manken güzel, bu manken güzel, e zaten birbirinden ayırmanın imkanı yok ki bunları hepsi güzel işte. Yani, bir ölçü var, ona uyunca güzel oluyor. Olmuyor işte. Ben sevmiyorum.

Şimdi 10 üzerinden 10 verilecek insanların güzel olmadığını iddia ediyorum ama, sonra bana abuk sabuk şeyler söylüyorlar yok efendim gaydır, homodur falan. Kadının kusuru olacak kardeşim. Kusur akılda tutar insanı. Mesela, çilli olsun. N’olur çilli olsa? Ya da kalçası büyük olsun, hatta beli de kalın olsun. Kusur, kadını gerçekçi, sevilebilir, akılda kalıcı yapar. Adriana lima’yı bir tek televizyonda gördüm şimdiye dek. Gerçek olup olmadığından, varlığından emin değilim. Hiç bir kusuru yok. 10 üzerinden 10 ama çekici gelmiyor çünkü hiç gerçek değil.

Hem gülmek, hem kızmak, hem surat asmak aynı kişiye yakışmamalı. Biri kızdığında, başka biri güldüğünde güzel görünmeli. Her giydiği yakışmamalı. Sonra, ne bileyim, hem karşıdan hem profilden güzel görünmemeli yüzü. Beğenilecek kadın, bence 10 üzerinden en fazla 8 alacak kadındır. Şahsen bir Adriana Karembeu ile Yıldız Tilbe’yi yanyana otururken görsem… Yok yok bu kötü bir örnek oldu. Hah; Karolina Kurkova’nın yanında Yıldız Tilbe olsa, Karolina’ya selam bile vermem, Yıldız Tilbe’yle muhabbet ederim. Kafam güzel diye söylemiyorum, gerçekten.