RSS

Aylık arşivler: Mayıs 2010

>Gebze: Batman’siz Gotham City

>Emniyet müdürlüğünün önünde cinayet işlenebilen güzel şehrimiz Gebze’nin tabelasında yerleşik nüfus yaklaşık 300bin olarak gösterilmiş olsa da; çeşitli illerden gelen cepçisiyle, gaspçısıyla, katiliyle, p.zevengiyle, o.ospusuyla, kedisiyle, köpeğiyle Türkiye genelinde günlük nüfus bakımından İstanbul’un önünde birinci sırada yer alır. Bitki örtüsü, çarpık yerleşim ve sanayinin iç içe geçtiği bölgelere özgü bir çeşit olan “asfalt”tır. Bu durum yöre halkını çok açmadığından tatil günlerinde beton ve kaldırım taşlarının hakim olduğu bölgeler tercih edilir. Yeşil renk ve doğa güzelliği, evrimini farklı yönde yaşayan şehir halkında çeşitli rahatsızlıklara neden olduğundan, adeta bir hastalık yuvası haline gelen sahil beldesi Eskihisar’da halkın ihtiyaç ve isteği doğrultusunda başlatılan betonlaştırma çalışmalarında sona yaklaşılmıştır. İyileştirme çalışmalarının ilk ayağı olan kanalizasyon çalışmaları ise geçtiğimiz yıllarda sonlanmış, Gebze’nin tüm kanalizasyonları da Eskihisar’ın tam ortasından geçen “B.klu Dere”ye bağlanmıştır ki; Eskihisar’ın yöre halkının en uğrak yerlerinden biri olmasının en önemli nedenlerinden biri de budur. Şehrin iç kısımlarında ise sağda solda yüzyıllardır yabani olarak büyüyen çınarlar, çamlar ve benzeri zararlı bitkiler nihayet sorumlu belediyecilik anlayışıyla yerlerini beton, mermer ve tek tük palmiyelere bırakmıştır.

Faunası çok çeşitli canlılar barındırır güzide Gebzemizin. Pek çok türün çiftleştirilmesiyle oluşan ve sürü halinde gezen köpekleriyle modern çağda bir Paleozoik dönem nostaljisi yaşamak mümkündür. Aşıları yapılmış bu vahşi köpeklere kendinizi gönül rahatlığıyla ısırtabilirsiniz; ya da onlar sizi zaten ısıracaklardır ama endişe edilecek bir durumun ortaya çıkmayacağının rahatlığıyla soğukkanlı bir şekilde heveslerinin geçmesini bekleyebilirsiniz. Eğer safari tadında bir macera yaşamak isterseniz de, bölgede bulunan 3-10 yaş arası çocuklardan bu hayvanlarla nasıl baş edilebileceğini öğrenmek ilk tercihiniz olmalıdır; köpeklerin kuyruğunu kesmenin ve kedilerin gözünü oymanın tadına varın!

Gebze’ye özgü bir diğer hayvan çeşidi de sokak kedileridir. Dünyanın dört bir yanından özenle seçilerek getirilen kedilerin doğal yaşam alanları aslında Gebze’dir. Kah bir apartmanın çatısında, kah bir ciğercinin önünde karşınıza çıkan bu sevimli yaratıklar, dostça uzattığınız şevkatli ellerinizi tırmık içinde bırakıp kan revan içinde size geri vereceklerdir; kedilerimiz çok insan canlısıdır. Aynı zamanda sportif anlamda da çok faydalı olan Gebze kedileri, Gebze gençlerinin ata sporunun vazgeçilmezidir. Akşamları köpeklerini gezdirmeye çıkan şehir gençlerinin en büyük eğlencesi olan bu spor, kuytulara kaçıp saklanan kedilerin köpekler tarafından yakalanıp parçalanması gibi bir kurala sahiptir.

Kanatlı hayvanlar sınıfından en çok rastlananı martıdır. Denizden yaklaşık 2-3 kilometre içeride olmasına rağmen Gebzemizi ziyaret etmelerinin nedeni ise, henüz b.k yemeye evrilmeyişleridir. Evrimin basamaklarını Gebze’nin diğer canlılarından daha yavaş tırmanan martılar, şu anda çöp karıştırma tekniğiyle yiyeceklerini elde etmektedir ki; yere bu kadar yakın olmaları Gebzemizde gıda sektörünün çeşitlenmesi açısından büyük önem taşır. Gündüzleri gökyüzünün hakimi şuh sesleriyle kargalar, saksağanlar ve sigara izmaritlerini tırtıklayan serçelerdir. Geceleri eski binaların etrafında uçan yarasaları sapanla vurmak 3-10 yaş arası çocukların en büyük eğlenceleri arasındadır. Bir diğer sık rastlanan kuş çeşidi olan güvercin de, orta yaşlı kedilerin dişleri arasında sıkça görülebilir.

Gebze mutfağı, özgünlüğü ve doğallığıyla damaklarda yıllarca unutulmayacak tatlar bırakacak cinstendir. Her gün gerçek bir Gebzeli gibi kuyumcu ve telefoncu vitrinlerine bakmaktan yorgun düştüğünüzde bir lokantaya girip helal olarak kesilmiş at, eşek ve domuz etinden yapılmış egzotik menülerden tatmak vazgeçemeyeceğiniz bir alışkanlık haline dönüşebilir. Eğer şanslı bir gündeyseniz kedi tantuni, martı döner veya köpek kıymasından köfte yiyebileceğiniz bir yer bile bulabilirsiniz. Yiyeceklerinizle birlikte mutlaka karabiber görünümü verilmiş sigara külü, kırmızı biber görünümü verilmiş kiremit tozu isteyiniz; yemeğin ardından da antep fıstığı görünümü verilmiş bezelye ezmeli baklavadan tatmadan ziyafetinize son vermeyiniz.

GEBZE’DE SOSYAL YAŞAM

Gebze, küçük şeylerle mutlu olma kentidir aslında. Gece saat 9’dan sonra sokakta bir bayan görmek erkekler tarafından; yanında sevgilisi, eşi veya nişanlısı olup olmadığına bakmaksızın naralarla, sözlü sataşmalarla kutlanır. Mevsimi olmadığı zamanlarda bile asker uğurlama konvoylarını neredeyse tüm sokaklarda görebilirsiniz; gece saatin kaç olduğunu umursamaksızın davetkar bağırış çağırış ve böğürüşlerle uyuyan tüm insanları sevinçlerine ortak etmek isteyen gençlerin arkadaş canlısı davranışları imrenilecek türdendir. Gebze insanı paylaşmaya da çok önem verir; günün herhangi bir vaktinde paranızı, sigaranızı hatta kız arkadaşınızı paylaşmanızı isteyecek pek çok insanla karşılaşabilirsiniz; paylaşmak güzel şey…

Bayanlar açısından sosyal imkanlar gayet ileri düzeydedir. Adım başı rastlayabileceğiniz kermesler, bayanların en uğrak mekanlarıdır. Tamamı Afganistan ve Filistin temalı kermeslerde faaliyet göstererek talebe yurtlarına da gelir sağladığınızı zannedebilir, böylece ayrık otu gibi çoğalan öğrenci yurtlarının bir kanser gibi ülkemizi sarmasının önüne geçmenin huzurunu yaşayabilirsiniz. Üstelik bu kermeslere katılmanın neredeyse hiç bir formalitesi yok; ayakkabıları göstermeyecek uzunlukta bir pardesü ve kıyafetin geri kalanıyla (yani pardesüyle) tamamen uyumsuz bir türban yeterli olacaktır.

Erkekler için de alabildiğine sosyal imkanlar sunuyor Gebzemiz. Her köşe başında Gebze’ye özel, karbonatla koyulaştırılmış ve çamaşır suyuyla anti-hipersomnik etki kazandırılmış bir bardak çay bulabileceğiniz sıcacık kahvehanelere rastlamak mümkün. Sinema yerine ondan çok daha kullanışlı “San’at Sokağı”nda pek çok CD’ci bulunmakta; henüz sinemalarda gösterime girmemiş filmleri ve Türkiye’nin diğer tüm illerinde illegal olarak değerlendirilecek yapımları bu sokaktan gönül rahatlığıyla temin edebilirsiniz.

Reklamlar
 

>Dokunamama ve Platonik Imık ile İlgili Diğer Saçma Şeyler

>
Konu aşk olunca insanın eli gitmiyor birşey yazmaya. Ne bileyim, dışarıdan hiç de hoş görünmüyor gibi, kunil hissettiriyor biraz. O yüzden “aşk” yerine “ımık” diyeceğim. “Aşık” için de “ığmık” iyi gibi sanki.

Imık beni uzun süre önce terkeden bir duygu. Yani öyleydi. Belki hala geri gelmedi. Belki de hiç gelmemiş olabilir. Var olup olmadığını bile anlayamadığım bir hal. Midede bir ağırlık, kalpte çarpıntı, iştah kesilmesi, kabızlık, mala bağlama, odaklanma eksikliği gibi yan etkilere de sahip. Tabi eğer ığmık olduğunuzu düşünüyorsanız. Yani aklınızda karşı cinsten kimse yoksa eğer, aynı anda hem ülser, hem hipertansiyon, hem anorexia nervosa, hem konstipasyon, hem depresyon rahatsızlıklarını bünyenizde bulundurmak suretiyle herhalde bir yıl kadar hastanede yatmanızı gerektirecek bir sorununuz var demektir ama ımık için bir ilaç, doktor veya hastane günümüzde mevcut değil.

Imığın bende bıraktığı his her defasında arttı; o yüzden ığmık olup olmadığımdan emin olamadım veya her yeni dönemde “Herhalde ığmık oldum, ama geçen sefer bu kadar kötü hissetmemiştim; demek ki geçen seferki ımık değilmiş” dedirtiyor bana. Bu seferki çok fena vurdu yalnız, öyle böyle değil. Yine de tecrübeli olduğum için bu konuda, belli etmeden hatta en yakın dostum da dahil bir kişiye bile bahsetmeden hayatımı devam ettirebiliyorum ki bu gerçekten çok zor ama faydalı bir durum ve evet; eskileri ımık değilmiş.

Iğmık olmanın bünyedeki etkilerinden bahsedelim. Bendeki en belirgin özelliği, ne koşul altında olursa olsun, ığmık olduğunuz kişiye dokunamamak. Garip geliyor olabilir yaşamayanlara ama gerçekten çok sinir bozucu bir ımık semptomu bu. Şimdi, kesin sebebini bilememekle birlikte; ya karşı tarafa rahatsızlık verip kendinden soğutma korkusu (“Ya dokunduğumda yanlış anlarsa, bi daha benle görüşmek istemezse?”), ya da tensel temasın oluşturabileceği olası tutkudan korkma gibi iki sebeple ortaya çıkmakta diye düşünüyorum. En gerekli hatta doğal durumlarda bile dokunamama ya da dokunmanın gönülsüz yapılıyor olduğunu belli etmeye çalışma çok komik görüntülere neden olabiliyor. Ne kadar mantıksız olduğunu son derece net biçimde görülebiliyor ama hastalığa ne kadar kapıldıysanız, o kadar çekinik davranıyorsunuz.

Bir diğer belirti de (ki bu belirti kesin bir şekilde ığmık olduğunuz anlamına geliyor, emin olun), ığmık olduğunuzu düşündüğünüz kişiyi hayal ederek mastürbasyon yapamama durumu. Aklınıza o kişi geldiğinde tüm cinsel asayişin berkemal hale gelmesi. Bu benim belirlediğim son semptom. Hiç bir anlamda kıyamama, cinsel görselliği o kişiye yakıştıramama hissi kaplıyor sizi; günah işlemiş gibi hissediyorsunuz. Artı bir bunalım yaratıyor bünyede.

Imık hissinin derinleşmesi, eğer dış görüntünüzü kontrol altına alabiliyorsanız çok korkutmaması gereken bir hal. Yalnız, ne kadar dışarıdan belli olmasın diye uğraşırsanız, o kadar içinizde fırtınalar koparıyor. Başkalarından aldığım duyumlara göre insanın kendisinde genel bir güvensizlik durumu yaratıyormuş ama bende tam tersi söz konusu; ığmık olduğum kişiye kendimi sevdirme anlamında değil tabii ki, ığmık olduğum kişiyi benim kadar kimsenin sevemeyeceğinden emin olma ve o kişi için en doğru, hatta tek doğru olduğumu bilme hali, güven diyerek kastettiğim. Biraz fazla güvenli belki; ama doğru 😉

Optimist düşünenler için gurur okşayacak birkaç şey söyleyebilirim. Eğer size çok yakın biriyse ığmık olduğunuz kişi, emin olun sizi kendisiyle bir kez bile olsa düşünmüştür. Size değer veren biriyse, kendinizi daha ilgi çekici hale getirmeye çalışmak için de kendinizi zorlamaya gerek yok. Tamamiyle kendiniz olmaya devam edin, rahat olun. Eğer yanında kendiniz olamıyor ve rahat hissetmiyorsanız; da bir gün başarır da sizinle bir ımık ilişkisine sürükleyebilirseniz en fazla bir hafta sonra dumura uğrarsınız zaten. Tüm insanlara gösterdiğiniz ilgiyi ona da gösterin; birazcık daha fazlasını.

Iğmık olduğunuz kişiyle ortak noktalarınızı iyi değerlendirmeniz lazım. Niçin ığmık olduğunuzu belirleyin mesela. Aynı zevklere sahip olduğunuzdan mı, çok güzel olduğundan mı, derdinizi anladığından mı… Noktayı belirleyip ona göre hareket edin. Yalnız, burda çok tehlikeli bir durum daha var: Niçin ığmık olduğunu bulamama. Ortak zevk var, ama az. Hayalinizdeki güzelliğe mi sahip? Pek sayılmaz. Derdinizi anlar mı anlamaz mı bilemiyorsunuz bile; çünkü dinlemiyor. İşte bu gerçekten sıkıntılı bir durum zira ben de bu durumun çıkışını bulmaya çalışıyorum. Hele ki sizin de o kişiden başkasını gözünüz görmüyorsa; kendisini rüyalarınızda sadece yatakta değil mutfakta, oturma odasında, balkonda, hatta çocuğunuzu gezdirirken size eşlik ederken görüyorsanız; ve hele hele hele ki hayal ettiğiniz ciddiyet ığmık olduğunuz kişinin yakınından bile geçmiyorsa, Allah hepimize kolaylık versin demekten başka birşey gelmez elden!

Son olarak; bu yazıyı “Acaba nasıl karı kaldırırız, ne yapıp edip de birini yatağa atarız?” diye okuyan varsa, Allah onun belasını versin. Zaten ben burda hiçbir şeyin nasıl yapılacağını anlatmadım; bu sadece fikirlerimi beyan etmek için yazdığım bir yazı. Eğer bu yazı illa ki birileri için yazılmış olacaksa; “Eğer bu dünyadan gittiğimde, ığmık olduğum kişi arkamdan ağlamayacaksa, ne s.kime yaşıyorum ki?” diyecek kadar umutsuzlar için yazılmış olsun. Amin.