RSS

Kategori arşivi: bal

>Ölü Oldum

>*Yatağım yine dağınıktı, toplamadım. Pantolonlar, atletler… Sağda solda; atılmış, buruşuk… Açık kalmış bir defter, masanın üzerinde bilmem kaçıncı sayfasında bırakılmış bir kitap, yarısında terkedilmiş bir bardak çay; ani bir ölüme benziyor odam. Ben de koltuğa serip kendimi, gözlerimi kapatıyorum ve şöyle diyorum:

-“Oğlum, öldün işte. Ne yapacaksın şimdi?”

Ölüm; kendini bir deftere yazdırmadan, bir kitaptan kendini okutmadan geliyormuş aslında. Hiç beklenmediği anı kolluyor sanki; ama her an gelebileceğini nasıl da unutturuyor elindekileri kullanarak… Tablada, külleri bir yılanın terkettiği derisi gibi filtresine kadar gri bir yol olmuş sigarada; bir yudumluk arkadaşlık yapmak için umutsuzca bekleyen bir çay bardağında, ekonomi sayfası en ön sayfasına katlanmış bir gazetede, damlalarıyla ritm tutan bir muslukta falan…

Öldüm ben. Ne yapar ölü? Ne yapacağım?

Bıraktığım koltukta buluyorum kendimi: Ayağa kalkıp, tavana dikilmiş gözlerimle, parmaklarımı çıtlatırken tam serçe parmağa geldiğinde aniden yakalanan baş parmağımla, yavaş yavaş rengini kaybedip dudaklarımı iyice belirginleştirecek kadar beyazlayan yanaklarımla ve artık inip kalkmayan göğsümle orada öylece, ölüce kalmış bedenimi koltuğun üzerinde görene kadar dikiliyorum. “İşte” diyorum, “ölmüşsün işte”.

Odamdan çıkıyorum. Çıkmam gerek. Öldüm ben. Bakalım ben giderken neler oluyor, neler dönüyor görmem lazım. Ceketimi alıyorum; ölünce insan çok üşüyor, aklınızda bulunsun. İniyorum merdivenlerden, bahçedeyim. Kediler yine aç, haykırış bağırış etrafımda dönüyorlar. Mısırlılar hakikaten doğru biliyormuş; kediler ölüleri görüyor, anlıyorlar onları. Kendilerini besleyemeyecek kadar ölü oluşumu da anlayışla karşılarlar artık.

İyi de, sokaklar aynı. Neden? İnsanlar niye umursamaz bir şekilde şen şakrak, ahlaksızca sarmaş dolaş, küfür kıyamet geziniyor ortalıkta? Az önce biri öldü!

Allah belanızı versin.

Yarın, ya da bir sonraki gün siz de öleceksiniz. Size kim yas tutacak ki zaten? Ama ben ölen herkese üzüldüm. Belki annenizdi ölen? Çoğunuzun derdini sıkıntısını dinledim, derman oldum. Nasıl gülüp eğlenebiliyorsunuz ki; daha soğumadım bile!

Her öldüğüm akşamda aynı yere gidiyorum. Aynı kafeye. Canım sigara istiyor. Bedenim de isterdi. Can bedenden boşanınca, huyları cana veriyor hakim demek ki. Sigaralı bölüm istikamet. Camın önündeki tekli masa boş. Ölülerin muhabbeti sıkar zaten, kimsenin yanına oturmamak iyi.

Masaya oturduğum gibi yakıyorum bir tane. Ciğerlerimin olması gereken yer bir rahatlayıveriyor. Allah kahretsin; yine Kral, yine Kıraç.Yaşarken sevmezdim. Ölünce dokunuyormuş insana. Ya Serdar çalıyor olsaydı? Kıraç iyidir…

Kızlı erkekli ne güzel oturuyor insanlar. Nasıl da yanaşıp öpüşüyorlar çaktırmadan; Gebze’nin günah duvarlarını yıkıyorlar akılları sıra. Ne günahı be. Yapmamak günah. Arkadaşlarım da aynı onlar gibi yapacak yarın:

-“Bu arada, ….. ölmüş lan, duydunuz mu?”

-“Evet evet, duydum. Yazık ya… Melisle Cenk pişti olmuşlar dün Taksim’de!”

-“Hadi be!? Eee?”

Allah belanızı versin.

Şu masada oturan; bana mı bakıyor ne? Görüyor mu ne? Dur bakayım… A-aa, garson bana doğru geliyor! Bu akşam da ölemedik anasını satayım. İnsanlar yine gülüyor. Hakikaten pis, ahlaksız, Allah’sız bir durum. Tama, eyvallah; ölmedim ama, şu anda birileri ölüyor: Gülmeyin. Benim gibi biri vardır içlerinde mutlaka o ölenlerin. Sizi kendinizi hiç düşünmediğiniz kadar düşünmüştür hep. Başınıza bir iş geldiğinde sırtlamıştır sizi, teselli etmiştir hiç değilse. İçine ettiklerinizi telafi etmiştir, sizi mutlu etmeye çalışırken anası ağlamıştır. Sonra gidişinizi izlemiştir…

Allah belanızı versin.

Eve dönüp yatağıma yatıyorum; ölümü bu kadar kabullenmişken gelmeyişinin derin burukluğuyla. Ölüm bile ekti beni arkadaş. O bile yarı yolda bıraktı.

Uyuyorum ve uyanıyorum her sabah uzaktan gelen ya da uzaktakilerin yakınından gelen sela sesiyle ve her sabah şöyle dedirtiyor bana:

-“Bak işte, ben dememiş miydim?”

Siz gülün tabi, eğlenin, anlatın…

-“Duydunuz mu ….. ölmüş!”

-“Hıı, duydum. Milan maçı kaç veriyodu?”

Allah belanızı versin.