RSS

Kategori arşivi: buhran

>Neden? – II -Adını Bile Anmıyorum Bak!

>Ne kadar kolay değil mi, a sevgili dostlar; insanın tüm güdüleri cinsellik üzerineymiş. Annemize, babamıza falan sulanırmışız da, sosyalleşme ihtiyacımız bizi sınırlarmış falan filan. Tüm ruhsal buhranlarımız, duygularımızı bastırmamızdan kaynaklanırmış… P.zevengin evladı seni…

Şimdi; hayatta tiksindiğim bir insan türü varsa; bencil ve her zaman her yerde keyif çatmak, geçici zevkler yaşamak için varlığını devam ettiren insan türüdür. Şöyle ki, bu insan türü insanlığının ne olduğunu anlayamamıştır bence ve sosyal görünüp kendi içinde asosyal olmaya, insanların tamamını kendine düşman addedmeye, sosyalleşemediği için kendi mantıksız hayal dünyasının öngörüleriyle yalnız bireyin güçlü birey olduğu bir fantastik evrende yaşamaya alışmıştır. Tüm yararlı görülen alışkanlıkları; aslında o tamamen geçici, her denemeden sonra tatmin edilmesi daha da zorlaşan zararlı zevklerini şımartmak için adet edinilmiş birer araçtır. Kendilerine göre sıradışı, üstün ve mantıklı duruşlarını korumak adına fiziksel güdülerinin esiri olurlar ve artık bundan rahatsızlık duymaya başlasalar bile engel olamazlar; hayata gecikirler sürekli. Ölçülü ve erdemli bir birey olmak amacıyla zevklerini köreltmeye çalışan, kendine her anlamda işkence eden, insan olmak için her türlü zevkten kendini mahrum bırakan insanlar için (ki bunların yaptığı da angutluk, hayvanlıktan başka birşey değil) bu türün dişileri inanılmaz derecede sevilebilir, hayran olunabilir, rüyalara girebilir kişilerdir ki sonu hep hüsran olur… Çok saptım, konu bu değil.

Efendim, şimdi adını anmak istemiyorum; bu şolomo, bilinçaltının cinsellikle dolup taştığından, zihnimizin adeta bir sexshopa benzediğinden falan bahsettikçe; insanları da işkillendirip “hmmm… Canım feci şekilde muz istiyor, yoksa ben gay mıyım?” , “Bu herif bana donut ısmarlayarak birşey mi ima etmeye çalışıyor?” gibi beyin fırtınalarına sürüklendiriyor. Benim iddiam, bu denyo ortaya çıkmadan önce, herkes daha saf ve net bir biçimde diğerinin dediklerini anlayıp, hiçkimse bir diğerinin hareketlerinde 2. veya 3. bir motiv aramıyordu. Bu dengesiz adam; 20.yy itibariyle ortaya daha bir çıkan içten pazarlıklılığın, insanların birbirine karşı olan güvensizliğinin, pervasızca geçici zevkleri tatmin etmek için yaşama alışkanlığının sebebidir. Hatta kapitalizmin yükselişini, aynı bu terbiyesiz eşşeğin ahlakına sahip birkaç kişinin elinde bulunan sermayenin dünyanın onda dokuzunu eline geçirişini ve sıradan halkların medya-devletlerin kölesi haline gelişini bile bu adamın üzerine yıkabilirim. Yıkamaz mıyım? Yıkarım arkadaş…

Dur bakayım, azıcık ciddi olayım.

Şimdi ben diyorum ki, insanın bilinç altındaki dürtü cinselliktir deyip işin içinden çıkmak o kadar basit olmamalı. Tamam, hormonlar, dürtüler falan filan kalın konular bunlar, insanın hareketlerinin bir kısmına yön veriyor olabilirler ama her şeyden önce mantığımız ve düşünebilme yeteneğimiz var. “İnsan; düşünebilen hayvandır” diyen zat-ı muhtereme “Hayvan babandır” diyorum, zira “Hayvan; düşünemeyen insandır” en fazla. Bilinçaltımızın etkilerini ekstrem boyutlara ulaştırıp “Eh işte, biz de nefes alıyoruz, yaşıyoruz, ölüyoruz…” demek, kendimizi hayvanın bir üst modeli olarak görmek soyumuzu aşağılamak ve kolaya kaçmaktan başka bir işe yaramaz. Elbette insanın dürtüleri olacak ama bu dürtüler bizi en fazla karnımız tok olmasına rağmen biraz daha yemek yemeye, çalışmak yerine televizyon izlemeye ya da yerli yersiz yaşanmış bir ereksiyon durumuna manuel veya dış yardım alarak son vermeye itecektir. İnsanın bilinçaltında sinsi bir şeytan, bastırması gereken bir duygu varsa, o da şiddet ihtiyacıdır. Tüm bu diğer mini mini dürtülerle birlikte bu majör dürtü olan şiddeti bastıramayan insan, bastırmamanın zararlarını düşünemeyen insandır ki, işte o hayvandır. Ben kendime hayvan dedirtmem.

Binyıllar öncesinde, ekonomik ferahından yıkılan, yapacak birşey bulamayıp “Her kuşu s..tik, bi leylek kaldı” mottosuyla hareket eden toplumların insanlarına ait hazcı görüş, işte bu adını bile anmak istemediğim annesiz kişinin ortaya attığı bir savla geri gelip, koskoca dünyanın 20.yy ve sonrasının ağzına s.çmış vaziyette. Duyduğumuz fiziksel ve egosal hazza dayalı yaşıyoruz şu anda; canımız sıkılıyor hunharca alışveriş yapıyoruz (dünyanın dörtte üçü acından kırılıyor, kalanın onda dokuzu da gırtlağına kadar borç içinde), maç izlerken kafayı yiyip küfürler ediyoruz (ki deşarj olalım), oturup adam gibi konuşmak yerine kavga ediyoruz, içki içip muhabbet etmek veya eğlenmek yerine zurna gibi olup yerlerde sürünüyoruz, cinsel ihtiyaçlarımız için karşı cinsten birini bulmak artık hiç zor değil; bulamadığımız zaman görsel ve yazılı basını olsun, sanal alemi olsun tüm imkanlar elimizin ulaşabileceği yerde… Artık hiç bir ihtiyacımız tatmin olmuyor, o kadar kolay ulaşılabilir ve tüketilebilir hale geldi ki, o kadar ürünleştirildiler ki hiç bir heyecanı kalmadı. Zaman da çok hızlı aktı son 150 yılda, artık ürün haline getirilebilecek, sömürülecek başka bişey ya kalmadı, ya da yakında kalmayacak.

Allah belanı versin Freud.