RSS

Kategori arşivi: efes pilsen

>İçe Dönük Bir Arayış: Kıl Dönmesi – Part XI

>Uzun zamandır içmek olarak tanımlanabilecek bir şekilde içmemiştim, İyi mi oldu kötü mü dersen, hiç iyi olmadı. Sefillikten başka bir şey değil. Yani insan laf olsun diye içtiğinde tamam, içiyor ve bitiyor olay ama akla takılan bazı şeyler gitsin diye, beynini kemiren düşünceler yok olsun diye içince boku çıkıyor; yüksek ihtimalle de o düşünceler çıkmıyor beyinden, aklıdan zaten.

Çoğu zaman kendimle ilgili uyuz olduklarım aklıma geliyor. Uyuz olduğum unsurlarımdan biri, insanların çoğunu henüz ilk görüşte tanımlayıp tanıyabilmek ve ne kadar uzun süre geçerse geçsin o tanışma faslının üzerinden bu tanıma bağlı kalmak; değişimi hesaba katmamak. Tabi bu adapte olamama, değişime ayak uyduramama endişesinden ileri gelen bir durum da olabilir. Sistemli şeylere ayak uyduramama gibi bir problemim var da. Ne diyordum? Hah. Bir diğer sinir bozucu kısmım da tanınamıyor olduğumu düşünmek. Yani bana ait genel bir çıkarım yokmuş gibi, “Halileo = şunu şunu yapan kişi” denecek bir özelliği olmayan biriymişim gibi. 24 Şubat günü, bana ait bu yapının aslında temeli olmadığını anladığım gün olarak tarihime geçti panpa. Sıkıntıdan, sinirden, moral bozukluğundan başka bir şeyle geçmeyen bu gün, yine tüm sayılan özellikleriyle aslında çok sıradan bir gün olarak geçti. Akşam biraz içtikten sonra (ki dağılacak kadar değil) eve gelince yine böyle bir ağırlık, bir adamsendecilik, bir vurdum duymazlık… Neyse, bir baktım konuşacak edecek kimse de yok; tam biraz daha içiyordum ki Shego onlinemış. Kendisinde de biraz alkol sezdim.

İşe girmiş, bir daha tebrik edeyim buradan. Kendisi benden 7-8 üst rütbede bir pesimist ve depresif olduğundan, hayatında olumlu gelişmeler olduğunda inanamama gibi bir eğilimi var. Aslında işlerin iyiye gidiyor oluşunun gayet sıradan oluşuyla ilgili genelde benim pek kulak asmayacağım türden bir şeyler anlatırken, her zamanki gibi depresif bir kontra atağa giriştim. Yani tamam, senin işler iyi gidiyor ama burada değişen bir şey yok gibi. N’apsın, o da işte yalandan bir moral aşılayayım derken bir laf etti, aynen Ctrl+c: “senin bebişin olucak halileo. oğlun olcak. bi dene”

“bi dene” kısmı garip gelmekle birlikte, bir gariplik hissettim kendimde. Ulan, nereden çıktı şimdi? Yani itiraf ediyorum evet gerzek gibi taa ortaokuldayken 50 yıl sonrasını düşünürdüm sanki görebilecekmişim gibi, böle çoluk çocuk falan. Ama bu bir ukde değil, bir yara değil, ne bileyim. Yani bir şey, benle ilgili. Ama kendisine bahsettiğimi hatırlamıyorum. Zaten yeterince kunil bir şey değilmiş gibi böyle bir düşünceye sahip olmuş olmak bir zamanlar; üstüne bir de insanın yanaklarından çenesine doğru bir yol açılıyor ya, daha da kötü hissettim karı kılıklılığımla. Tabii ki bu durumlar ne kadar az olursa olsun alkol almış olmakla ilgili (diye düşünüyorum). Neyse ki göz pınarları böyle bir duruma alışık değil, geldi geçti işte. O akşam huzurlu yattım, insanların benim hakkımda doğru tespitler yapabiliyor olmasını güvenlik duvarımdaki zayıf bir nokta olarak görmeyerek; eskiden hayalini kurduğum ve artık olmayacak şeyleri düşünerek yatınca o 2-3 saat yatakta dönmelerle falan uğraşmadım, 5 dakikada uyudum. Kabullenebilmenin de kendine has bir huzuru var.

Sabahlar genelde huzursuz vakitler olur benim için; hoş, her vakit huzursuz aslında.Dün sabah yine Emre ile sözleştik, hava soğuk, karagahta buluşacağız. Şimdi, normalde kendi yüzümün neye benzediği ile ilgili pek bir fikrim yoktur normal zamanda. Şunu söyleyebilirim, günün her saatinde aynı yüz ifadesiyle dolaşırım. Yanımda arkadaşlarım varsa laflıyoruzdur; işte o zaman yüzümün aldığı şekil sanki son derece eğlenceli şeylerden bahseder gibidir hep; cenazede bile olsak. Neyse işte, karargaha doğru giderken yine öyle kafamda binbir türlü şeyle; Emre’nin sesini duydum. Normalde Emre’den beklenmeyecek bir tavırla karşılaştım sonra: “Lan bu ne surat? Katil gibi öyle mendebur mendebur bakıyosun lan? Şirketin mi battı anan mı öldü?” türünden cümleler kurdu bana. Aslında bu benim her zamanki halimdi. Yani insanlarla beraber değilken demek ki böyle pis, nursuz bir ifadem oluyor. Çok şaşırdım yaw. Yani aslında tahmin edebiliyordum biraz, yalnızken sert bi ifade olur suratımda; “Bana bulaşmayın olum” gibi. Değilimdir öyle de, ifade bu yani. Bu derece sert bir ifadem olduğunu ise Emre’den öğrendim. Bir şaşırtgan olay da bu oldu benim için; kendimle ilgili bilmediğim bir şey öğrenmiş oldum. Atıp tutuoyrum ya “Herkesin ciğerinin kaç kg olduğunu görmeden bilebiliyorum” diye; daha nasıl baktığımı yeni öğrendim ben. Üstüne bir de yine Emre’den çok fazla görülmeyecek şekilde bir tepki aldım; “Ulan sen niçin hiç kendine vakit ayırmıyon oğlum? Neden sürekli ‘Şunun şusu için şuraya gidecem, bunun busu için buraya gidecem’ diyip duruyosun? Gel lan pazar günü bir yerlere gidelim, gezelim aq bi günü de kendine ayır be ya” biçiminde. Evet, bir yaşıma daha girmiş oldum evet. Lafını sözünü hiç dinlemediğim ve aslında bundan dolayı hiçbir zarar görmediğim babamın da bir lafı doğru çıkmış oldu böylece: “Acından ölsen de suratından belli olmasın; dostun üzülüp düşmanın sevinmesin”.

Dün akşamı ise yine ders alamamış biri olarak ölük ölük içerek geçirdim. Böyle bir tane daha içsem, herhalde sızıp kalacaktım sokak ortasında. Ve bir ders daha; bundan sonra artık ayda bir de değil; hiç içmiyormuşuz panpa. Evet, özletecek kendini biraz ama, özleyeceğim diye beni harcayacak şeylere kendimi kaptıracak yaşı geçtim ben sanki.

Neyse işte, dediğimi yapın yaptığımı yapmayın. Mutluluğu ve güzel şeyleri huzursuzluğun ve depresyonun yakıtı olarak kullanmayın. Çok yakıyor lan.

Reklamlar
 

>Lezzet Dudakları II: Meydan Pilsen

>
Bu akşam sizin için kendimi feda ettiğim mekan Gebze Meydan Pilsen. Size bardan sesleniyorum. Yani seslendiğimi düşünüyorum: Kafam o kadar güzel ki; bağırıp bağırmadığımı, seslenip seslenmediğimi yarın sorup soruşturarak öğrenebileceğim ancak.

Efendim; Gebze Meydan Pilsen, Mustafa Paşa Camii ile Atatürk Meydanı arasında kalan kısımda, Deniz Ticaret’in yanıbaşında bir Efes pabı. O kadar şahane, o kadar içten bir yer ki; normal bir hafta içi günde birkaç bişey içmek için gelip kah Fashion Tv, kah PowerTürk eşliğinde bira, rakı veya votka yudumlayabileceğiniz bir yer. Gebze’deki her mekan gibi buraya da kadınlar giremiyor. Yani bu yönde bir yasak yok; lakin girerse iyi sonuçlar doğurmayacağını tahmin ediyoruz.

Meydan Pilsen; koskoca Gebze’de alkol alabileceğiniz tek düzgün yer. Çok da şık bir menüsü var. Menüdeki en şahane seçenek et sote. O kadar acı olabiliyor ki, ertesi sabah g.tünüzden kan gelebiliyor; tavuk sote de aynı şekilde. İnanılmaz derecede acı ama bir lezzetli ki ellerinizi bileklerinize, kollarınızı da dirseklerinize kadar yiyebilirsiniz. Acının sebebi aşçı veya aşçının koyduğu pul biber değil; maalesef market alışverişini yapan, barmen ve aynı zamanda mekanın ortaklarından biri olan Okan. Kendisi biraz ayarsız ve ileri derecede acımasız olduğu için, biberlerin en kanırtanını, en acısını seçmeye and içmiş. Çok kaliteli bir de garson ekibi var: Hızlı konuşmasından pek bir şey anlaşılamayan Şükrü, kafayı bir dünya yapmış müşterilerle kurduğu verimli diyaloglarıyla tanınan Turgay ve kafası her daim müşteriler kadar güzel olan Vijdat. Özellikle menünün en alengirli seçeneğini Vijdat’a sipariş vermeyi deneyin. Çok eğlenceli bir deneyim olacaktır.

Meydan Pub’ı Meydan Pub yapan asıl özellik, barda dönen muhabbet. Barın ardında Okan veya büyük başkan Onur’un olması durumu pek etkilemiyor. Aslında Onur başkan olduğu zaman bara pek uğramıyorum; çünkü kendisinde agresif bir tavır var sanki. 2. biradan sonra bünyeme yerleşen densizliği Okan gibi soğukkanlılıkla değil de, halinden tavrından beklediğim gibi sağlı sollu yumruklarla karşılayacakmış gibi bir görüntüsü var. Yine de çevreden duyduğum kadarıyla şeker gibi biriymiş kendisi. Neyse; Okan barda durduğu zamanlarda kendisinin türlü dengesizlikleriyle karşılaşma şansını da elde etmiş olacaksınız. Meydan Pub’a Okan’ın bulunduğu bir günde gelip bara oturursanız kolonyayla ıslatılıp ateşe verilmenin, biranıza votka karıştırılıp t.şşak geçilmenin keyfine varabilir, kendisiyle iddiaya girip kaybetmenin mutluluğunu yaşayabilirsiniz. Dünyanın en antipatik Fenerbahçelisi olmasına artı olarak, bar müdavimleriyle girdiği +18 diyaloglarla da keyfinize keyif katacak, yeri gelecek sizi gülmekten altınıza s.çırtacaktır; emin olun.

Son olarak, Meydan Pilsen’de yapmanızı kesinlikle tavsiye edeceğim şey; kendinizi mekandakilere sevdirip bir bar müdavimi olabilmektir. Bar müdavimi olduğunuzda Yunus’un derin futbol bilgisine, Barış’ın üniversite maceralarına, Olcay ve Apo’nun muhabbetine, Deniz’in aşağılayıcı konuşmalarına, Emre, Süleyman, Ali Ceylan ve benim Vijdat’la girdiğimiz anlamsız diyaloglara, Zekeriya’nın sakarlıklarına, Okan ve Tombiş’in PES atışmalarına; en önemlisi de Eko’nun bol mezeli, rakılı sofralarına kaynayabilirsiniz. Gebze’de s.k gibi geçen bir günün ardından, kafanızdaki binlerce problem ve onlarca sorunu silip atabilecek, çözümü olan veya olmayan dertlerinizin üzerini bir geceliğine de olsa örtebilecek bir yer varsa, o da Meydan Pilsen’dir.

O kadar reklam yaptım; 1 yıl içkiye para vermem, haberin olsun Okan.

Hepinize iyi akşamlar.