RSS

Kategori arşivi: efes

>Lezzet Dudakları II: Meydan Pilsen

>
Bu akşam sizin için kendimi feda ettiğim mekan Gebze Meydan Pilsen. Size bardan sesleniyorum. Yani seslendiğimi düşünüyorum: Kafam o kadar güzel ki; bağırıp bağırmadığımı, seslenip seslenmediğimi yarın sorup soruşturarak öğrenebileceğim ancak.

Efendim; Gebze Meydan Pilsen, Mustafa Paşa Camii ile Atatürk Meydanı arasında kalan kısımda, Deniz Ticaret’in yanıbaşında bir Efes pabı. O kadar şahane, o kadar içten bir yer ki; normal bir hafta içi günde birkaç bişey içmek için gelip kah Fashion Tv, kah PowerTürk eşliğinde bira, rakı veya votka yudumlayabileceğiniz bir yer. Gebze’deki her mekan gibi buraya da kadınlar giremiyor. Yani bu yönde bir yasak yok; lakin girerse iyi sonuçlar doğurmayacağını tahmin ediyoruz.

Meydan Pilsen; koskoca Gebze’de alkol alabileceğiniz tek düzgün yer. Çok da şık bir menüsü var. Menüdeki en şahane seçenek et sote. O kadar acı olabiliyor ki, ertesi sabah g.tünüzden kan gelebiliyor; tavuk sote de aynı şekilde. İnanılmaz derecede acı ama bir lezzetli ki ellerinizi bileklerinize, kollarınızı da dirseklerinize kadar yiyebilirsiniz. Acının sebebi aşçı veya aşçının koyduğu pul biber değil; maalesef market alışverişini yapan, barmen ve aynı zamanda mekanın ortaklarından biri olan Okan. Kendisi biraz ayarsız ve ileri derecede acımasız olduğu için, biberlerin en kanırtanını, en acısını seçmeye and içmiş. Çok kaliteli bir de garson ekibi var: Hızlı konuşmasından pek bir şey anlaşılamayan Şükrü, kafayı bir dünya yapmış müşterilerle kurduğu verimli diyaloglarıyla tanınan Turgay ve kafası her daim müşteriler kadar güzel olan Vijdat. Özellikle menünün en alengirli seçeneğini Vijdat’a sipariş vermeyi deneyin. Çok eğlenceli bir deneyim olacaktır.

Meydan Pub’ı Meydan Pub yapan asıl özellik, barda dönen muhabbet. Barın ardında Okan veya büyük başkan Onur’un olması durumu pek etkilemiyor. Aslında Onur başkan olduğu zaman bara pek uğramıyorum; çünkü kendisinde agresif bir tavır var sanki. 2. biradan sonra bünyeme yerleşen densizliği Okan gibi soğukkanlılıkla değil de, halinden tavrından beklediğim gibi sağlı sollu yumruklarla karşılayacakmış gibi bir görüntüsü var. Yine de çevreden duyduğum kadarıyla şeker gibi biriymiş kendisi. Neyse; Okan barda durduğu zamanlarda kendisinin türlü dengesizlikleriyle karşılaşma şansını da elde etmiş olacaksınız. Meydan Pub’a Okan’ın bulunduğu bir günde gelip bara oturursanız kolonyayla ıslatılıp ateşe verilmenin, biranıza votka karıştırılıp t.şşak geçilmenin keyfine varabilir, kendisiyle iddiaya girip kaybetmenin mutluluğunu yaşayabilirsiniz. Dünyanın en antipatik Fenerbahçelisi olmasına artı olarak, bar müdavimleriyle girdiği +18 diyaloglarla da keyfinize keyif katacak, yeri gelecek sizi gülmekten altınıza s.çırtacaktır; emin olun.

Son olarak, Meydan Pilsen’de yapmanızı kesinlikle tavsiye edeceğim şey; kendinizi mekandakilere sevdirip bir bar müdavimi olabilmektir. Bar müdavimi olduğunuzda Yunus’un derin futbol bilgisine, Barış’ın üniversite maceralarına, Olcay ve Apo’nun muhabbetine, Deniz’in aşağılayıcı konuşmalarına, Emre, Süleyman, Ali Ceylan ve benim Vijdat’la girdiğimiz anlamsız diyaloglara, Zekeriya’nın sakarlıklarına, Okan ve Tombiş’in PES atışmalarına; en önemlisi de Eko’nun bol mezeli, rakılı sofralarına kaynayabilirsiniz. Gebze’de s.k gibi geçen bir günün ardından, kafanızdaki binlerce problem ve onlarca sorunu silip atabilecek, çözümü olan veya olmayan dertlerinizin üzerini bir geceliğine de olsa örtebilecek bir yer varsa, o da Meydan Pilsen’dir.

O kadar reklam yaptım; 1 yıl içkiye para vermem, haberin olsun Okan.

Hepinize iyi akşamlar.

 

>İçe Dönük Bir Arayış: Kıl Dönmesi – Part VI

>4.LEVENT BU YÖNDEKİ SON DURAKTIR

Pazar sabahı metroda kimse kimsenin suratına bakamıyor. Bir sessizlik, bir matem havası. Belediyenin camiden mezarlığa kaldırdığı otobüsler gibi. Çok sıkıntı verici bir durum: Başlar önde, herkes yanağını kaşırmış gibi yapıyor, Nötürdamın kamburu* gibi iki büklüm olmuş oturanlar da. Sabah saat 8.30; suratlar şiş, gözler kanlı kanlı, zombilerin şafağı tadında öksürmeler, iniltiler, horlamalar. Saklamaya gerek yok lan rahat olun, herkes öyle! Ben de sakladım ama yüzümü. Sürü psikolojisi. Şapkamı çektim ağzıma kadar, nefes almakta zorlandım ama sakladım esneyişlerimi falan. Yoksa barsaklarıma kadar görebilirdi karşımdaki içimde neler olduğunu.

Akşamdan kalmanın en güzel yanı, su içme isteği. Düşünüyorum da, susadığımda ne bok varsa dikiyorum kafaya ama su içmeyeli 1 hafta falan oldu. Susayınca su içmeme yavşaklığından utanıyorum artık.* Bira içmemek lazım aslında. Ağırlık yapıyor, kilo yapıyor, midenin içine s.çıyor falan. Şu Bomonti de olmasa bira içmeyeceğim yani, o biraz daha hafif gibi. Bir de şu Efes uzun, ince belli şişeler yaptıydı ya; hah işte onlar da güzel.

Bira yalnız başına içilmiyor. Yani içiliyor da, canını sıkıyor insanın. Muhabbet olmadığı için, muhabbete ayrılacak zaman da içmeye ayrılıyor; hop, 5 şişe 1 saatte sizlere ömür. Laylaylom ondan sonra. Sözlüğe girip abuk sabuk giriler yapmalar, msnden insanları rehin almalar, gecenin bir vakti ertesi gün işe gidecek insanlara mesaj atmalar falan. Sosyal olamayınca içilen içkilerden biri değil demek ki bira. Zorla sosyalleştirmeye çalışıyor insanı, sevimsiz manzaralara neden oluyor. İçeni depresifleştirmediği için tercih etmiştim kendisini. Hay Allah…

Sabah 9 akşam 9 çalış, bokun çıksın, ondan sonra 2 saat yol git, akşam 2 saat takıl, sonra yat; çünkü ertesi gün yine iş var. Hiç kolay değil. O yüzden; yaptığınız külfetli ve saçma sapan işlerin arasına güzel, eğlenceli anlar sıkıştırın. Bir hedef koyun mesela. “Yol üzerinde şunu yapacam!” deyin. Çok kısa, çok anlamsız birşey olsun ama. Mesela deyin ki “Yolun tam yarısında otobüsten inip gazete satan bir yer bulana kadar yürüyüp, alıp, ilk otobüse bineceğim.” Okumasanız da olur o gazeteyi. Vallahi eğlendiriyor insanı. Yapıp bitene kadar tabi. Sakın sinirlendirecek birşey yapmayın kendinizi. Olumsuz da sonuçlanabilecek bir şey denemeyin; özellikle de agresif, sinirli olduğunuz bir dönemdeyseniz. Ucundan dönersiniz sonra konuyla hiç ilgisi olmayan günahsız insanlara patlamanın. Patlayamazsanız da içiniz içinizi yer, moralsiz, depresif takılırsınız iyice. Mesela, “Otobüsten inip, x kişisini görmeye gideceğim, onunla 5 dakika görüşüp yoluma devam edeceğim” demeyin her zaman. Dediniz mi? S.çtınız. Siz X kişisi için yolunuzu, yolculuğunuzu uzattığınızda, X kişisinin hiç de oralı olmadığını görünce ne yapacaksınız sonra? İşte, dediğim gibi. Moral bozukluğu, depresyon, keyif kaçığı falan filan.

Size akıl vermek değil bu, ben kendimi eğlendirmek veya oyalamak için böyle şeyler yapıyorum bazen. İçinizden böyle şeyler deneyenler oluyorsa eğer, olumlu – olumsuz yanlarını paylaşıyorum faydam dokunur belki diye. Eğlencenizi kendi üzerinizden yaşayın moraliniz bozulduğunda; diyeceğim bu. İkinci kişileri katmayın. Ha, bu onlara değer vermeyin anlamına gelmesin. Kendisine sizin ona verdiğiniz kadar değer vermeyen insanlara inatla ilgi göstermekten vazgeçmeyin. Belki değerli olduklarını anlarlar, sizin de onlara faydanız dokunmuş olur.

Bira da bitti, dolaba baktım bi halt yok. En iyisi yatayım ben. Saygılar efendim. Selametle.