RSS

Kategori arşivi: erkek

>Çok Farklı Mağlubiyet

>Taktik belliydi. Rakibi, kendi zayıf görünen oyun anlayışı içinde kündeye getirip kontra ataklarla gol arayacaktı. Oyuncularına son taktikleri verdi; kendi yarı sahasında top çevirecek, başarılı veya başarısız uzun toplarla çıkmaya çalışır görünüp takımın büyük kısmını geride tutacaktı. İlerideki birkaç kişiyle rakip defansı meşgul edecek, rakibin atak üstüne atak geliştirdiği anlarda uzun forvetini orta sahaya çekip kısa ve hızlı kanat oyuncularıyla gol arayacaktı. Kendinden çok emindi; rakibi çok iyi tanımasa da eski günlerinde olmadığını biliyordu. Çocuk oyuncağı olacak, istediğini alacaktı.

Takım sahaya çıktığında herkes gibi o da heyecanlıydı, uzun zaman olmuştu. Tüm seyircilerin heyecanlı ve çekişmeli olmasını beklediği bu maçı kafasında bitirmişti; çok kolay olacaktı. Takımının kullandığı santrayla birlikte top uzunca bir süre boyunca kendi takımının oyuncularının ayaklarında dolandı. Arada gerideki oyuncuları uzun toplar atıyor, rakip defanstan dönen toplar bilmem kaç pas boyunca yine kendi takımında kalıyordu. Takım top çevirerek neredeyse hiç yorulmamış, rakip ise sonuç vermeyen presin etkisiyle neredeyse bitmişti ilk yarının sonlarına doğru yaklaşılırken.

Dakikalar 35’i gösteriyordu; rakibin olgun ataklarından ilki kaleye yaklaşmıştı ama pek sonuç verecek gibi gözükmüyordu. Atılan ilk şut, kaleci için kolay olmasına rağmen garantici davranışı nedeniyle korner oldu. Rakip kanat oyuncusu korner için kenara gittiğinde kendi kanat oyuncularını da ileri yolladı. Kavisli vuruş kalecinin yumruğuyla havada süzülürken hızla ileri atıldı sağ açık, sol açık ise kafasıyla uzunca bir pas çıkardı takım arkadaşına. Son adamı geçmekte zorlanmayan sağ açık oyuncusu, kalecinin de yanından topu ağlara gönderdi; ilk yarının skoru 1-0 olarak tescil edildi.

Soyunma odasına giderken o kadar mutluydu ki, sanki ilk yarı değil maç bitmişti. Bu skor geri döndürülemezdi. Muhteşem bir savunma taktiği vardı; tüm takım savunma yapacak, bekler uzun top oynayıp açıkları besleyecek; ilerideki tek forvet de kalaye sırtı dönük olarak topu açık oyunculara paslayacaktı. Farkın açılması işten bile değildi. Rakibi ambale etmek için de oyuncu değişikliği stratejisini belirlemişti: savunmadan bir oyuncu çıkaracak ve bir kanat oyuncusu daha alacaktı oyuna. Rakibin anlayamayacağı bir taktikti bu. İlerideki tek uzun hücumcu, kendi kalecisinin attığı uzun topları arkadaşlarına indirecek karşı yarı sahadaki bir libero görevinde oynayacaktı. Üçlenen defans, kalabalıklaşan orta sahanın arkasında neredeyse tamamen işsiz kalacak, iki açık oyuncusuna artı olarak alınan üçüncü açık oyuncu orta sahanın ortasında görevlendirilip, pivot forvetin ortaya indirdiği topları alıp ileri taşıyacaktı. Böylece sağ ve soldan içeri çapraz koşular yapan kanat oyuncuları, uzun forvetin peşinde sürüklediği defans oyuncularından kurtulup boşta kalacak, fark daha da açılacaktı.

İkinci yarı rakibin santrasıyla başladı. Rakibin kendi yarı sahasında top çevirdiği ilk beş dakikaya kimse anlam veremedi. Daha sonra orta sahadan bir oyuncu çıkarıp aldığı kısa santrforla forveti ikileyince bizimkinin yüzünde gülücükler açtı. Rakip beklenen hamleyi yapmıştı. Artık gerisi kanat oyuncularının bitiriciliğiyle ilgiliydi.

Bir yanlışlık vardı işte. Kısa forvet oyuncusu ileride oynuyor olmasına rağmen topa dokunmuyordu. 3lü ve ağır defansın arasında oradan oraya koşturarak herkesi peşinden sürüklüyor; yetenekli ama Allah’tan ağır uzun forvet ise pozisyonları zamanında değerlendiremiyordu. Bizimkisi havalara girdi; yorulan beklerden birini çıkarıp yerine yedeğini aldı. Bu değişiklik bir zaruretten çok bir kendine güven gösterisiydi. Taktik saat gibi işliyor, rakip de engel olamıyordu. 70 dakika geride kalmıştı.

Dakikalar 72yi gösterirken rakip klasik bir hamle yaptı; defansın göbeğinden bir adam alıp yerine orta saha oyuncusu aldı. Çok da dikkate alınacak bir hamle değildi. Lakin baskı artmış, oyuncular da rehavete kapıldığından kalede çok fazla pozisyon verilmeye başlanmıştı. 75’te olan oldu, rakip kullandığı korner atışında golle tanıştı, beraberlik geldi. Bizimkinin içindeki özgüvenin yerini bir anda telaş aldı; kafasında emin olduğu işe yarar bir sürü taktik vardı ama hangisini seçeceğini bilemiyordu. Bir anda değişti tüm işler. Rakip forvet o kadar emindi ki galibiyetten, topu kaleden çıkarıp santraya kadar götürdü, üşenmedi.

Hakem maçı tekrar başlattı. Takım kendinde değildi, başıboş hale gelmişti bir anda. Rakibin savunmada verdiği açıkları değerlendiremiyor, tamamen rakibin kontolünde ilerleyen satranç gibi bir hale gelen oyunda figüranlıktan öteye gidemiyordu. Rakip açık veriyor gibi gibi görünse de bizimkinin verdiği anlık ve yanlış kararları değerlendirip iyiden iyiye baskı kuruyordu. İkinci gol gecikmedi böylece. Henüz birkaç dakika geçmişti ki rakip elini kolunu sallayarak ceza sahasına girdi ve ikinci golü buldu. Dağılmıştı ev sahibi. Hoca suçu kendinde bulamıyordu; taktiği yıkılmazdı, lakin rakip yenilmez bir rakipti. Yapılabilecek fazla bir şey yoktu. Farkın açılmasını önlemek için hücum oyuncusunu çıkarıp bir defans aldı. Yine de kontrol artık gitmişti bir kere. Doksan dakika dolana kadar ardı ardına geldi goller. En son tabelaya baktığında fark utanılacak boyuttaydı. Son düdük çalıp her şey bittiğinde hala eli ayağı titriyordu.

Basın mensupları dizilmişti, ilk önce ev sahibine yöneltiler soruları. Ev sahibi takımın hocasının yüzünde donuk, emin bir ifade vardı:

-“Kazanacağımızdan emindik. Zor gibi görünse de aslında oyun hep kontrolümüz altındaydı. Önümüzde daha önemli bir maç var, şu andan itibaren onu düşünüyoruz.”

Sıra bizimkine geldi. Basın mensuplarının bir kısmı salonu terketmişti bile. Bizimki ise sorulabilecek soruları düşünüyor, ne cevap vereceğini planlamaya çalışıyordu. Rakibi büyütse, kendini küçültmüş olacaktı. Bıkmıştı artık bu küçük görünen ama büyük gelen rakiplere farklı kaybedilen maçlardan. Kabul etmesi gereken ama edemediği gerçek şuydu; bu ligde işi yoktu. Farklı bir ligde daha mutlu, daha başarılı olabilirdi ama olma kistediği lig de buydu. Soru sormak için kalkan ellere boş boş bakıyor, kendisini ezen rakibe karşı söyleyecek mantıklı bir iki iğneleyici söz arıyordu ama nafile. Ve gelen ilk soru, en korktuğu soru oldu:

-“Sizce de pes etmenin vakti gelmedi mi?”

erkek olsaydın, ne demek istediğimi anlardın.

Reklamlar
 

>Kıl Topağı Kusan Kız

>Sabahtan akşama kadar oradan oraya koşturup çiçeklerin belini kıran, kelebeklere pusu kuran ama kendini 2 dakika sevdirtmeyen kediyi iki büklüm hale gelmiş acı acı böğürürken yakaladım vaşak gibi uçarak geldiği balkonun köşesinde. Evet, bu da onun laneti; ne kadar aklı fikri küçük çaplı terörler yaratmak, beni delirtmek olan ve kendi de dahil hiçbir şeyi önemsemez görünüp okşanmaya hiç ihtiyacı yokmuş gibi davranan canavarı en savunmasız anında yakaladım: Topak kusarken. Günün manyaklıktan arta kalan zamanlarında kendini temizleyişinin (yalanarak) yan etkisi bu. Kaderi yani, yapacak bir şey yok. Sonra düşündüm: Ne farkı var?

Kedisi olanlar bilir; kedinin ne bok yiyeceği belli olmaz. Paçalarınıza dolanır traş makinesi sesleri çıkararak, sevgi istediğini düşünürsünüz, “pıhhhhhhh!” diye tırmalayıverir. Miyav miyav miyav beyninizi s.ker, aç diye önüne ciğeri koyarsınız; koklar koklar sonra s.ktir olup gider. Sonra ilgiye ihtiyaç duyar, sevip gıdıklarsınız, doyduğunda elinizi kolunuzu ısırıp tırmık içinde bırakır. Siz bir kedi sevme ihtiyacı hissettiğinizde (ki bu gerçekten bir ihtiyaçtır, yalan değil; inanılmaz şekilde stres alır) hiç s.kinde bile olmaz, yaklaşmaz yanınıza. Tamamen bencilliğin vücut bulmuş halidir bir kedi. İlgi odağıdır, ihtiyaç haline getirilmiştir; bundan dolayı kontrol ondadır. Boşveremezsiniz onu; büyüklük sizdedir veya seviyorsunuzdur ve bu pislik onun farkındadır. Beddua edemez, zarar görsün istemezsiniz; çünkü onun zaten bir derdi vardır sürekli karşılaştığı: Kıl topağı kusmak. İşte bu beyaz bayrağını göndere çektiği anda yaklaşabildim ancak yanına. Yine de güvenli değildi; pıhladı, huysuzlandı ama ilgiye, sevgiye en çok ihtiyacı olduğu andı o an. Elimi alnının üzerine koydum mıncıkladım biraz oradaki tüylerini, bu itti biraz istemiyormuş gibi. Sonra rahatladı, çünkü faydasını gördü çakal. Bir işkence olmaktan çıkıp huzur anına dönüştü kadir kıymet bilmez uyuz mahluk için bu kusma anı.

O da iki büklüm olur her ay belli dönemlerde, sinirden köpürür, zaten çok da sahip olmadığı anlayışlılık iyice edepsiz bir anlamayışa dönüşür. Numaradan da olsa kendi kendine yetermiş gibi davranışları, kendini yalnızlaştırmaya ve acısını tek başına yaşamaya iter; kendine yetebileceği ilüzyonuna iyice inanır o gerginlikle: Hiçbir insanın kendi kendine yetemeyeceğini o dönemde hiç anlatamazsınız. Varoluşuna lanetler okuyarak ve bu lanetlerden size de pay vererek kendi topağını kusar kız. O belki kabullenememiştir bu durumu, siz kabullendirmeye çalışırsınız ama anlayışsızlıkla, yer yer öküzlük veya hödüklükle suçlanırsınız. Solan benzi, şişen bedeni ve gerginliğini dalgaya alırsınız alışsın artık değiştiremeyeceği bu olguya diye ama o bunu tam tersi bir şekilde saldırganlık, bir aşağılama, seksist bir tavır olarak alır her zaman. Anlamaz.

Yanında olmak ister adam, kız kıl topağı kusarken; kızın bilmediği veya tatmadığı huzuru verebilmek ister ona. Ayağının altına sıcak su torbası koymak veya ağrı kesicilere abanmak yerine; nazik bir sarılmanın ve ağrısından iki büklüm olduğu karnının üzerine koyulmuş bir elin acısının dörtte üçünü dindireceğini, kalan dörtte birinin de karşılıksız bir ilgi görüyor olmanın verdiği huzurla geçeceğini ve acısını dindirmek için uzatılan bir eli kabul etmenin yenilmiş olmak ya da kozları erkeğin eline vermek olmadığını konuşarak anlatamazsınız ki. İşin kötü yanı, bunu hiç yaşamamış olan kız için ayın sadece birkaç gününde yaşanan gerginlik ve sinir; zamanla ayın, yılın, hayatın tamamına yayılır maalesef. Agresiflik bir yaşam biçimi haline gelir, kişilik olur, etrafındakileri kendinden kaçırır; artık herkes anlayışsızdır onun için. Kimsenin suçlu olmadığı bir nefret durumuyla yalnız başına kalır orta yerde. O yüzden, erkek adam pes etmez böyle kızlar için; etmemeli. Çünkü içine kapandıkça kız; etrafına gururlu, vakur, başı dik görünmeye çalıştıkça içindeki saklamaya çalıştığı pişmanlık ağlama nöbetlerine tutulmasına neden olur. Öyle nöbetler ki bunlar, ne nedeni bellidir nöbete tutulan için, ne de bu sıkıntıdan bir kurtulma yolu vardır.

Sevgi istemiyor olsa da sevin gitsin anasını satayım. İlgi istemiyorsa da gösterin ilginizi. Sevgiye en muhtaç olan kız, en az muhtaç görünen kızdır babacım. Artisttir, kırar geçirir, sizi umursamaz, varlığınıza önem bile vermez ama onun ihtiyacı olan zaten ilgi görmek istediğinde göreceğini, sevilmek istediğinde sevileceğini, karnının üzerinde bir el istediğinde bulacağını bilmektir. Karşılığını beklemeden bunları yapmak, erkek adamın şanındandır. Yapın aq.

Sonra kusması bitti bunun. Birkaç dakika daha alnını, gıdısını okşadım. Mırıl mırıl sesler çıkardı ama istifini bozmadı. Gözleri kaydı, uyuyacaktı tam, şeytan dürttü sanki; hart diye ısırdı elimi itoğluit, bir – iki de tırmıklayıp kaçtı gitti. Alışılmadık bir durum değil, normal. Hep böyle olur zaten. Bir daha ihtiyacı olduğunda yine yanına gidip aynısını yapmayacak mıyım? Erkek adamın şanındandır.

Edit: Heyecan yok, bu yazı kimse için yazılmamıştır. 7.11.2010