RSS

Kategori arşivi: fil

>Ducati Bizi Işınla

>Reklamın iyisi kötüsü olmaz mottosunun niçin sadece Türkiye’de geçerli olduğunun açıklamasının yapılmasını istiyorum. Reklamın iyisi bal gibi olur. Reklamın iyisi olmayınca akılda da kalsa ben o ürünü kullanmam. Kullanana engel olur, gerekirse canını yakarım. Mal mıyız lan biz? İyi reklamı haketmiyor muyuz? “Nası olsa s.ke s.ke bu ürünü alacaksınız, reklam yaptık ama dostlar alışverişte görsün diye, yoksa reklama bilem ihtiyacımız yok” dercesine yapılmış reklamlar yüzünden televizyon izlemiyorum 15 yıldır. Gündemden koptum.

Televizyonu açtığım zaman otistik çocuklar gibi sadece reklam izlerdim eskiden. Yalan yok, televizyon izlemeyişimin nedeni reklamların kalitesizliği değil; evde bir tane televizyon var ve o televizyonda da gündüz Esra Erol, gece de NatGeo izleniyor. Evde olup da bu yayınlara maruz kaldığım günden bu yana Türkiye’de abazanlığın yaş ve cinsiyete göre değişmediğini, Esra Erol’un çok feci bir hatun olduğunu, Goddard Yüksek Çözünürlük Tayfölçeri’nin ultraviyole ışığında çalışmak üzere tasarlandığını ve çiftleşme dönemindeki erkek bir filin dişi fil sandığı gergedana tıklamaya çalışırken belini kırarak öldürmesinin hiç de az rastlanan bir durum olmadığını öğrendim. Arada çıkan reklamlardan da Türkiye’de reklam sektörünün amacının tüketiciyle t.şak geçmek olduğu kanısına vardım.

Öncelikle 11880 ve 11818’i kullanmayacağım. Niçin ikisi için de çalgılı çengili ve bol embesilli reklamlar hazırlandığını anlayabilmiş değilim. Bilinmeyen numaraların gırnata ve darbukayla ilgisi var, orası kesin ama sormaya çekiniyorum; herkes biliyor da ben bilmiyormuşum gibi hissediyorum. YapıKredi reklamındaki komik olduğunu zanneden hıyarağası da ancak g.tümdeki kıl dönmesi kadar komik. Kenan İmirzalıoğlu’nun oynadığı Pepsi reklamı kadar s.kik bir reklam da uzun zamandır yoktu; hayranları beleş konuşsun, ödemeli arama yapmasın, gizli gizli annesinin telefonundan kendi telefonuna kontör atmasın diye reklama çıkmış, öyle diyor artis. Fiat da “Babam öyle diyo”dan beri piçli reklam çekmiyordu yanlış hatırlamıyorsam, küçük çocuklara ağız dolusu küfür etmeyeli çok olmuştu. “Kaçalım kaçalım koşalım” diyen o insan artığından beri içimde ukteydi veletlere sövmek. Aklıma geldikçe içimde fırtınalar koparıyor, seri cinayetler işlemek istiyorum bir yandan Michael Jackson gibi dans etmeye çalışıp diğer yandan “Ziyanı yok” diye g.tünü yırtarkenki hali gözümün önüne gelince. Kesin konuşmayayım ama, eğer bir gün görürsem bir yerlerde ve tanırsam; polis çağırın, jandarma çağırın. Öldürürüm ben onu.

Neyse efenim; piyasanın durumu bu olunca, bir el atmak farz oldu. İlk önce Türkiye piyasasında hak ettiği konumda bulunmayan bir marka olan Ducati için bir reklam projem var. Masrafsız da. Bembeyaz bir ekran izlerken, dış ses “Ducati, bizi ışınla!” diyecek. Ekranın bir yanından Ducati marka bir motorsiklet hızla girecek, diğer yanından çıkacak. Göremeyeceğiz bile. Sonra aynı dış ses sloganını söyleyecek markanın: “Ducati. Sizi ışınlar.”

İkinci projem, hala kendisine yaratıcı bir reklam bulamamış bir marka olan Martini’ye. Türkiye’de çok fazla kullanılan bir içki değil. Bira ve rakının oldukça gerisinde. O yüzden reklam yüzü olarak tanıdık, bilindik bir kişi oluşundan mütevellit Berdan Mardini’yi seçtim. Parası neyse verin çocuğa. Şimdi Martini reklamlarındaki o elit ortamlar, yılan karılar Türkiye’de yok. Martini müşterisini rakı ve biracılardan çalacak. “Hep CHP’ye oy verdim ,bu kez de AKP’ye veriyim” diyen insanların bulunduğu bir ülkede “Hep bira içiyorum, bu akşam da Martini içeyim” denebilir gayet.” Bir meyhanede buluyoruz kendimizi reklam başlar başlamaz. Yavaş yavaş hareket eden kameranın görüş açısına Berdan Mardini giriyor. Sol altta küçük bir yazı: “Berdan Mardini – Turkish singer, actor”. Elindeki midye dolmayı ağzının iki yanından pirinçleri döküp saçarak lüplettikten sonra Martini’sine uzanıyor, lakkır lakır içiyor. “Ohhhhh” diyor sonra, ve kameraya doğru elindeki Martini’yi kaldırarak “Well done, Martini” diyor. Böylece hem Türk alkol piyasası canlanmış, hem Türk futbolu kazanmış, hem de Rusların sıcak denizlere inme emeli suya düşmüş oluyor.

Monitörü birden fazla görmeye başladım Zekeriya. Ben bir kusayım.

Reklamlar
 

>Neden? – IV – Hayvan Olmak İsteyen Adam

>
Çok değişik bir rüya gördüm. İstanbul’a doğru gidiyordum motorsikletle (rüya işte, bisiklete bile binemiyorum ki!), ama kafamı sağa sola çevirdikçe gördüğüm yer rüya İstanbul’uydu: Yıkık dökük binaların falan arasından geçiyoruz, yol toprak, ama 5-6 şeritli bir yol. Nasıl oluyorsa artık. Neyse; yolda bir gürültü bir kıyamet; kornalar sirenler. Kafam şişiyor. Sonra deviriyorum motorsikleti hızla giderken. Ellerimin falan kanadığını hissediyorum; bir bakıyorum, ellerim yok! Ellerimin yerine tekerlek var! Motorsiklet benmişim meğer. Son derece normalmiş, 27 yıldır motorsikletmişim zaten gibi doğruluyorum (nasıl?!), gaz veriyorum falan. Rampalar buluyorum uçacak, benzin istasyonuna uğruyorum, hatta çok afedersiniz çişim geliyor benzin aldıktan sonra tuvalete gidiyorum; bir de diyorum ki “Ulan keşke benzini almadan önce gitseydim tuvalete, bak döktük yarısını benzinin!” Hemen ruh hastası falan demeyin. Bir dinleyin önce.

Çeşitli (özel) nedenlerden dolayı kafayı rüyalara, psikolojiye, bilmemneye takmış haldeyim. Zaten roman-hikaye tarzı kitapları minimum düzeyde okuyup sürekli ansiklopedi, sözlük falan okuyan zevksiz, ukala bir kişi oluşumdan mütevellit; niçin daha da sıkıcı bir uğraş edinip psikoloji kitapları okumuyorum dedim kendi kendime. Verecek cevap bulamayınca okudum da. Aradığım şeye cevap bulamadım ne yazık ki: Rüyamda hayvan olmak istiyorum ben.

Rüyamda motorsiklet olmak çok ilginç bir deneyimdi. Geneli anlamında rüya değil kabus gördüğüm için çok da kalp çarpıntısı yaratmadı; bu da başka bir artıydı. Sürekli kaçmalar, kovalamalar, saklanmalar ve “seek & destroy” tadında aramalar oluyor rüyalarımda benim. Sürekli heyecan, aksiyon, gerginlik. 10 yıldır yorgun kalkıyorum yataktan. Belki bunu okuyan bir psikolog falan (ne işi olur lan burda psikoloğun?) manasını bana söyler: Rüyada sürekli birilerini öldürmek de ne oluyor? Ya da birileri tarafından öldürülmek? Yahu sıkıldım! Bir başkası bir başkasını öldürse de Dedektif Morse, Hercule Poirot, Dylan Dog tadında bir rüya görsem artık!

Eskiden uçardım rüyalarda; kollarımı sıktığım gibi havalanırdım. Sağa sola manevralar, saltolar, burgular pek kolaydı. Bir on yıl oldu herhalde uçmayalı. Sonlara doğru uçarken düşmeye başladım rüyalarda, motor arızası varmış gibi. Sonra hepten kesildi uçma olayı. Özledim. İnsanın rüyalarında, normal zamanda yapamadığı şeyleri yapıyor olması gerekmez mi? Yani, rüya bir denge unsuru değil midir insan için? Neden hayatımız depresifse rüyalarımız da depresif oluyor? Ölelim mi lan? Günde 24 saat depresyon! Cevap aradığım soru da bu işte. Kişilik itibariyle kendi kendini yatıştırıcı, “Ahhh, her şey o kadar güzel olacak ki, hep geçicek bunnar ehi!” düşüncesine sahip bir insan olmak, yatmadan önce klasiğinden popuna bir sürü, kusturacak derecede pozitif şarkı dinlemek neden güzel rüyalar görmek konusunda işe yaramıyor? Ciddi bir konu bu. Eğilelim Zekeriya.

İnsanın bilinçaltı her gün görüp duyduklarıyla, düşündükleriyle zaten pazartesi sabahı 500T’si gibi oluyor, bunu biliyoruz. Rüyalarımızda gördüklerimizin bilinçaltımızdan bağımsız şeyler olması zaten mümkün değil bu yüzden. Daha önce yaşamadığımız, hayal etmediğimiz şeyleri rüyalarımızda nasıl görelim ki? Yani tamam, zaten kanatlanıp uçan kimse yok aramızda ama en azından hepimizin kafasında uçmanın nasıl bir his olduğuna dair birşeyler var. Gerçek uçma hissi olmasa bile rüyamızda beynimiz sanal bir uçuş hissi oluşturabiliyor; muadil olacak tecrübelerimiz ve uçmak hakkındaki fikirlerimizden yola çıkarak. İşin bu kısmı tamam, eyvallah. Bir de vücudumuzun fiziksel-ruhsal dengemizi korumak adına yaptıkları var mesela. Geriliriz, üzülürüz, sinirleniriz; beden daha fazla yüklenmemek için ağlatır bizi. Ağlamak, vücudun denge sağlamak (tamam lan tamam, kullanıyorum o kelimeyi), boşalmak için verdiği bir karşı tepki. Rüya neden bir denge unsuru olarak çalışmıyor da; iyice bünyenin bokunu çıkarmaya çalışıyor?

Çok birşey istemiyorum; rüyamda hayvan olmak istiyorum ben. At olayım mesela. Otlayayım, koşturayım. Fil olayım ya da, hortumuma su çekip üstüme pıslayayım. Koala olayım, sarılayım okaliptüsüme, sevdiceğime… Kafamda hiçbir düşünce olmasın. Hiçbirşey kovalamasın beni, geyik falan olmayayım. Aslan falan da olmak istemiyorum. Dırdır olmasın, kavga gürültü olmasın; huzur istiyorum lan işte huzur! Rüyamda hayvan olmak istiyorum!

Aq senin Freud!