RSS

Kategori arşivi: gisele bündcen

>Pazartesi Neş’esi

>Bugün bir pazartesi ne kadar güzel olabilirse o kadar güzel başladı. 2 gündür karıştırmadığım gazete – haber sitesi ortamlarına bir girip bakayım dedim mesela. Pek çok şey öğrendim daha bu saatte:

Özge Özberk‘e göre bebeğin anneye ve süte ihtiyaç duyduğu en önemli zaman ilk altı aymış (hadi ya?). Yine de oğlunu ilkokula gidene kadar emzirmek istiyormuş (ÇÜŞ). Hayatı sorularla dolmuş bir anda, “Acaba mutlu mu? Acaba neden ağlıyor? Acaba ateşi neden çıktı?” gibi (altına s.çmıştır ondan ağlıyodur). Oğlu “Leo” pek pek keyifli bir bebekmiş, “arıza” çıkarmıyormuş. Anne olduğu için o kadar şeymiş ki. Gisele Bundchen Noel hazırlıklarındaymış. Noel aydınlatması için 7500 dolar masraf yapmış. Funda Arar‘ın havaalanı gibi bir sırtı varmış. Bacaklarının çok güzel olduğunu, bunu kullanması gerektiğini söylemiş imajcısı. Ne kadar evli olursa olsun herşeyi kocasıyla yapmak zorunda değilmiş. Tuğçe Kazaz bir daha evlenmem diyemeyeceğini söylemiş, dünya erkekleri sevinç ve coşkuyla karşılamış. Mesleğinin zirvesindeymiş. Mankenliğe erken başlamak büyük hataymış. Mankenlik mesleğinde öncelikle tanrının lütfuna ihtiyaç varmış. Azra Akın, İtalyan sevgilisine dili döndüğünce Türkçe öğretiyormuş. Kendisi de oyunculuğu Sabri Sarıoğlu’ndan öğrendiğinden bu durumda bir sakınca görmüyormuş. Bu arada İtalyan sevgili de, Azra Akın’ın performansından memnunmuş! Hülya Avşar, her şey çok rutinleşti diye sahnelere dönüyormuş; şimdi de sahneler rutinleşecekmiş, Gülben Ergen’le kavga etmeyi özlemiş falan. Ha bir de kızı vardı ya Zehra, o büyümüş. Sedef Avcı‘nın elbisesi gider borusundan esinlenerek dikilmiş. Bir yerini kaparken bir yerini açmalıymış elbise insanın. Sezen Aksu, Kanlıca’daki evinin tadilatı bitene kadar otelde kalacakmış. Tadilat 1 yıl sürecekmiş, artık nasıl hor kullandıysa evi. Rahmi Koç, Kıvanç Tatlıtuğ’a hareket çekmiş, Kıvanç “Hop hop, n’oluyo?” demiş. Sonra ben ne bileyim onun Rahmi Koç olduğunu mealinde açıklamalar yapma gereği duymuş. Erol Büyükburç eşinin yatağına gitmiyor, üstüne üstlük ölülerle konuşuyormuş. Hala saksı değilmiş. George Clooney belgesel çekmek için Sudan’a gitmiş; kafasına tükürmüşler, yarabbi şükür demiş. Arkadaşı vefat eden Doğa Rutkay, çocuğun kırkı çıkana kadar psikolojik tedavi görecekmiş.

Tüm bunları öğrenmenin verdiği mutlulukla, bilgi yoğunluğuyla kafamı kaldırdım bilgisayarın başından: Faturalar yatmamış, siparişler gelmemiş. Daha günün bu saatinde dilenciler kapıda kuyruk olmuş. Kafasında “Çocuğa hangi parayla üst-baş alacağız?” sorusu olan anneler, olmayanların binlerce katı olmuş. Yüzlerce insanın elektrik faturası borcu aylardır ödenmediği için elektriği kesilmiş. Pek çok kadın ne kadar evli olursa olsun dayak yemiş, hakaret görmüş. Tanrının lütfuna sahip olamayan binlerce kişi işsiz kalmış. Hayatının rutinleşmesinden sıkıntı duyan, sefaletin günlük yaşamının bir parçası haline geldiği sıradan insanlar intihar oranını artırmış. “Yalancı bunlar, bizden zenginler” diye kapıdan kovduğumuz dilenciler artık elbise, yiyecek, içecek de dilenir olmuş. Evinin camı kırılan adam, cam taktıracak parası olmadığı için naylon poşetler yapıştırarak camını kapatmış. Bilinç edindikleri andan beri psikolojik sorunlara sahip olan milyonlarca vatandaş, ömründe bir kez bile psikolog görmeden yaşamına devam etmek zorundaymış…

Bu hafta bitmez Zekeriya.

Reklamlar
 

>Adriana Lima mı, Yıldız Tilbe mi?

>Victoria’nın gizlisi saklısı kalmadı, koskoca cnbc-e bile yılbaşında kızların bütün sırlarını ortaya döküyor. 88-59-89 falan bunlar artık alışıldık şeyler oldu. Bara paba gidiyoruz, televizyonda Fashion Tv. Üç dört biradan sonra herkes kilitleniyo zaten ekrana, insanların aklından geçenleri gösteren bi televizyon olsa, rtük hayal kurmayı yasaklar heralde. Kurban olduğum, YouTube’a girmeyi yasaklayan ülkem… Konu bu değil.

Ben sevmiyorum öyle manken falan. Adriana Lima, Gisele Bündchen… Sokaktan geçse suratına bakmam terbiyesiz olayım. Ne o öyle, heykel gibi. Baştan aşağı bak; bacaklar sütun, kalçalar beton, beli avuç içi kadar, göğüsler maşallah, yüzleri melek gibi, boy pos Allah nazardan saklasın… Eee? Nerde bulacağım ki ben böyle kızı? Sokaktan geçmiyor, Türkiye’de zaten yok böyle bi insan. Türkiye’de varsa onlar da geçmiyor sokaktan. İnsan soğuyor güzellikten; güzel gelmiyor artık. O manken güzel, bu manken güzel, e zaten birbirinden ayırmanın imkanı yok ki bunları hepsi güzel işte. Yani, bir ölçü var, ona uyunca güzel oluyor. Olmuyor işte. Ben sevmiyorum.

Şimdi 10 üzerinden 10 verilecek insanların güzel olmadığını iddia ediyorum ama, sonra bana abuk sabuk şeyler söylüyorlar yok efendim gaydır, homodur falan. Kadının kusuru olacak kardeşim. Kusur akılda tutar insanı. Mesela, çilli olsun. N’olur çilli olsa? Ya da kalçası büyük olsun, hatta beli de kalın olsun. Kusur, kadını gerçekçi, sevilebilir, akılda kalıcı yapar. Adriana lima’yı bir tek televizyonda gördüm şimdiye dek. Gerçek olup olmadığından, varlığından emin değilim. Hiç bir kusuru yok. 10 üzerinden 10 ama çekici gelmiyor çünkü hiç gerçek değil.

Hem gülmek, hem kızmak, hem surat asmak aynı kişiye yakışmamalı. Biri kızdığında, başka biri güldüğünde güzel görünmeli. Her giydiği yakışmamalı. Sonra, ne bileyim, hem karşıdan hem profilden güzel görünmemeli yüzü. Beğenilecek kadın, bence 10 üzerinden en fazla 8 alacak kadındır. Şahsen bir Adriana Karembeu ile Yıldız Tilbe’yi yanyana otururken görsem… Yok yok bu kötü bir örnek oldu. Hah; Karolina Kurkova’nın yanında Yıldız Tilbe olsa, Karolina’ya selam bile vermem, Yıldız Tilbe’yle muhabbet ederim. Kafam güzel diye söylemiyorum, gerçekten.