RSS

Kategori arşivi: Half – Life

>Yeni Hayat İçin Talepler

>Hayatın bazı eksikleri var. Bence biz tam sürüm değiliz, beta falanız. Save noktaları olsaymış keşke. “Bakalım bir şöyle deneyelim nasıl olacak” diyebilseymişiz. Pişmanlığın, keşkelerin, risk almanın korkusu olmasaymış böylece. Nasıl?

Millet, bu herkes için geçerli. Hiç ayak yapmayın; hepiniz depresyondasınız. Olmak istediğiniz yere birkaç ömür mesafede, olmak istediğiniz kişinin milyonlarca ışık yılı uzağındasınız, yaşamak istediğiniz hayatı rüyanızda bile yaşayamadınız bugüne kadar; başkaları sizin o hayal bile edemediğiniz hayatın bilmemkaç faktöryel katını yaşıyor olsa bile, çünkü o şanslı addeddiğimiz kişiler de kendi hayallerinden çok uzaklarda yaşıyor.

Bu hayatın içine ettik. Bir dahaki için birkaç talebim var. Öncelikle ekonomik problemler istemiyorum. Hatta para olmasın. Komünal yaşayalım. Şöyle komünal yaşayalım; birileri üretsin, ben yiyim. Değiş tokuş olsun; para falan bozuyor toplumu. İnsanların ahlaki değerleri arasında uçurum olmasın. Herkes dinini ve siyasi kişiliğini kendi içinde saklasın. Yani bunlar adam öldürme, dışlama, dışlanma, nemalanma, kamplaşma nedeni olmasın. İnsanlarda bir “yeter eşiği” olsun. Doyum noktası yani. “Şu da olsun daha ne isteyeyim” denilen şey vuku bulduğunda bu lafımızı çoktan unutmuş olmayalım.

Boyum bundan bir 10 santim daha uzun olsun. Saçlarımdan memnunum, eğer bundan daha fazla dökülmeyecekse. Sigaradan daha güvenilir, daha sadık dostlar olsun ki sigaranın dostluğuna karşılık vermek için kendimi parçalamayayım. Aynı şeyi içki için de söyleyebilirim. Bir dahaki sefere düztaban olmayayım, hızlı koşabileyim, daha yükseğe zıplayabileyim. Sesim daha kalın ve daha güzel olsun. Gür çıksın. Kazma değil; sportif, esnek bir vücudum olsun. Kilo aynı kalabilir.

Tekrar geldiğimde bu kadar düşünen biri olmak istemiyorum; bu da kayda geçsin. “İpimle kuşağım, s.kimle t.şağım” denen yaşam biçiminin tadını almak istiyorum. Eğer bu olmayacaksa çevremde aklıma takılacak olaylar gelişmesin. Kendi hayatının içine s.çan insanlar olmasın. Kimse saçmalamasın; ya da dediğim gibi saçmalayan ve kendi hayatının içine s.çan insanları ben onlardan fazla düşünmeyeyim. Ya da onlara sunduğum çözümleri uygulasınlar. Benim sunduğum çözümler işe yarasın gibi bir dilekte bulunmama gerek yok, bu kısmı değiştirmek için uğraşılmasın; ayarı falan bozulur sonra.

“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” gibi bir mecburiyet yok. Şahsen kendi adıma görünen ve görünmeyen hakkında fikir edinebiliyorum. Sanırım insanların değişmeyeceğini de öğreneceğim yakında. Yine de küçük bir yamayla “İnsanın özüne aykırı alışkanlıklar edinmeye çalışması; içinde bulunamayacağı, kabul görmeyeceği, kabul görse rahat edemeyeceği ortamlara girmek için kıçını yırtması” bug’ı ortadan kaldırılsın. Kısacası, insanların sorunlarını düzeltmek bana kalmasın. Çünkü ben söyleyince pek etkili olmuyor; sen oradan daha iyi anlarsın. Bunu yapmak senin işin. Ben de senden yardım istemiştim hep.

Bunların hiçbiri olmayacaksa, bari birkaç hile olsun. Çok şey istemiyorum. Haşa, “God Mode” falan istemem; sana şirk mi koşayım bu yaşta? Duvarlardan geçme, zamanı durdurma gibi varolan fiziksel düzeni yıkmaya yönelik şeyler de değil istediğim. Ya işte, şu “özgür irade” olayına küçücük bir müdahalede bulunamaz mıyım? Ha?

Reklamlar
 

>Yarım Hayat

>“Kahır dolu bir hayat bu senin yaşadığın. Dur durak bilmez çabanla, her uyandığın günde yeni bir kıyametle, korumaya çalıştıklarını kaybetmenin korkusu ve yıllardır tadamadığın huzurun ukdesiyle; yarım bir hayat seninkisi. Kendini suçlamanın bir faydası yok uzun zamandır senin için, umutsuzluğa kapılmak büyük tehlike; başarısızlığın sevdiklerinin sonu, senin içinse ebedi ızdırap olacak bu yolda. Hayatının bu cehenneme benzeyen yıllarında en azından bir sevenin var, seveninle huzur dolu bir hayata kavuşman için elimden geleni yapacağım, sevgili dostum Gordon. Söz veriyorum.

Yıllar sonra tekrar bilgisayar oyunu oynamak o kadar güzel geldi ki anlatamam. Artık eskisi gibi kötü de hissettirmiyor; sabah erken kalkıp oturmuyorum bilgisayarın başına. 1998 yılında başlamıştı Gordon’la maceramız. Aradan geçen 12 yılda (ki Half-Life 2 beş senelik oyun, ben geç kalmışım yani) o kadar özlemişim ki, kopamıyorum. Yine de yeter demek istiyorum, abi kaç yaşına geldin. Yeter çektiğin ya Allah rızası için senin gibi yaşanır mı ya. Envai çeşit silahın var, sık kafana kurtul gitsin. Al ağzına bombayı pimini çek. Ne bileyim, ayağının dibine sık roketatarı. Hayır, sen bilim adamısın, biliyorum senin gibi tipleri; Alyx’ten güler yüz gördün, iki cilve yaptı, “Ay choq qorktom sna bi$e olck dieee” dedi; hemen yelkenleri suya indirdin. İkimiz de biliyoruz ki, o kız sana vermez. Yine de ben elimden geleni yaparım, o kadar para verdim Orange Box almak için.

Alyx de iyi kız, alımlı mı alımlı, bir de becerikli; her iş geliyor elinden. Evlenirim vallahi. Oyun piyasasındaki en çekici hatun Alyx değil ama. Neden bilemiyorum, etrafımda hiç macera türü oyun oynayan olmadı. Macera derken kastettiğim; anahtarı bul, kutuyu aç, içinden çıkan taşı suyun üzerinde 3 kez sektir vs vs türünden oyunlar. Aksiyon minimum seviyede. Bulmaca çözeceksin sürekli. İşte bu tür bir oyun vardı, “Dreamfall – The Longest Journey” adında. Zoë Castillo adında bir kız vardı, hikayesi yürek burkan. Onu kontrol ediyorduk oyunda. Allah’ım o ne güzel bir kız. O başından geçenler nasıl olaylar. Hayatımda oynadığım en güzel bilgisayar oyunuydu bak, bulursanız bir deneyin.

Tomb Raider hayatımda hep en nefret ettiğim oyunlardan biri oldu. Başrolde Lara Croft; beton gibi karı. Mini mini bir şort var ayağında, göğüsleri Süleyman Demirel’in göbeği gibi; kız ayağının dibindekileri göremiyor. Saçları dizlerine kadar inen at kuyruğu biçiminde. Ama o lağım benim bu mağara senin, dünyanın bir ucundan diğer ucuna koştur Allah koştur. Yok ya? Çamurun pisliğin içine mini şortla giriyorsun da kıçına başına hiçbir şey batmıyor bulaşmıyor. Oldu aq.

Dayanamıyorum Zekeriya, dükkandayım falan ama oynayacağım bitireceğim ben bu HalfLife’ı. Bekle Gordon, yardıma geliyorum!