RSS

Kategori arşivi: kahve

>Fal Bakmanın Cinsel Tercih Üzerindeki Etkisi

>Kalbinizin ritmini bozmak istiyorsanız her gün düzenli olarak Türk kahvesi, yanında da soda tavsiye ediyorum. Akşamları da alkol alırsanız, gereksiz derecede uzun bir ömür yaşamak zorunda kalmazsınız. Ha bir de şu var; elbette ki Türk kahvesi de alkol de sigarasız hiçbir halta benzemez.

Türk kahvesi içmeyi aslında sevmiyorum. Tadını falan beğenmem ama pek çok konuda varlığı yokluğu bir olan milli duygularım, Türk kahvesinin Nescafe karşısındaki ağır yenilgisini kaldıramıyor. Nescafe içmemek için içiyorum
kısacası. Boğazı temizlemek için de soda. Soda içmenin de eğlenceli bir yanı yok elbette, lakin kahve ve sodayı eğlenceli hale getirmenin bir yolunu biliyorum: Fal.

Elimde kahve fincanı, içine hipnotize olmuş gibi bakarken görenlerin tepkileri çok kırıcı aslında; itici görünüyormuşum, çok efemineymiş (ipne diyenler bile var bak bu çok fena). Her kahveli ortamda faldan bahsedilir. Eğer benim de keyfim yerindeyse fal bakarım. Şunu belirtmek istiyorum: Arkadaşlar, kahve fincanında kahveden başka bir s.kim görmüyorum. “Lan sen de bizi kekliyosun ha” gibi tepkiler vermenize gerek yok. Kekliyorum tabi. Aslında ben fala sizin için değil, kendim için bakıyorum. Şu dediğimi aklınızın bir köşesine yazın: Fal bakmak hayal gücünü genişletir. Oğlum o abuk sabuk şekillere bakıp hikayeler uydurmak, iddialarda bulunmak ne kadar zevkli sizin haberiniz var mı? Çoğu zaman gördüğüm şekilleri bile yorumlamıyorum ben, aklıma ne gelirse anlatıyorum işte. İçinde yaratıcılık olan, geyik olan, muhabbet olan şeyleri seviyorum ben. Tutup da bir kafede “Hadi bakalım, içinde gardrop, aspirin ve türbülans geçen bir hikaye yazalım” türünden bir enteresanlığı kimse yapmaz. Ya da taa 5 sene evvel arkadaşlarla “O kadar yaratıcıyız ki hamburger yiyip fikir s.çıyoruz” kabilinden saçma sapan televizyon programları hazırlayıp videoya çekmezdik. Gerçekten yaratıcı fikirler olsa o videoları silmezdik.*****

Kahve falına layıkıyla bakmak için baktığınız kişi hakkında az da olsa bilgiye sahip olmanız gerekir. Çok yakın arkadaşa fal bakmak, gülüp eğlenmek açısından faydalıdır, güzel zaman geçirtir ama her zaman bir arada olmadığınız ve ne yaptığını ancak kendisinden öğrenebileceğiniz arkadaşlara fal bakarken dikkat edilmesi gereken unsur, daha önceden bu kişi hakkında hatırladıklarınızı ilgi çekici şekilde kendisine anlatmak, bir yandan da geçmişe değil geleceğe yönelik kesinlik içermeyen tahminlerde bulunmak olacaktır. Kahve içilirken devam eden sohbeti iyi bir şekilde takip etmek, kesinlikle fal bakılan kişinin aklını almak konusunda işinize yarayacaktır. Hele ki fal baktığınız kişinin nüfus cüzdanı fotokopisi bir yerden elinize ulaştıysa ve siz de dersinize iyi çalıştıysanız, gözlemlerinizle karıştırdığınız kişisel bilgiler karşı tarafta dumur edici etkiler yaratabiliyor EHeheHEheHe!.

Bir kafede geyiğine arkadaşlarınıza fal bakarken; yavrunun biri elinde fincanıyla gelip fal bakmanızı isteyebilir. Bu gibi durumlarda arkadaşı masamıza alıp birkaç dakika oyalıyoruz. “Kimsin sen, kimlerdensin?” diye sorguluyoruz çaktırmadan; kahvesinin soğumasını bekliyoruz ayağına. Bir yandan mevzubahis cıvır sorularımızı yanıtlarken, biz de diğer yandan kurbanımızı baştan aşağı bir süzüyoruz; saçlarını boyatmış mı, diplerinden orijinal rengi görünüyor mu, gözlerinin altında torba var mı, kulağındaki küpe nasıl, ruju ne renk, ellerinde yüzükler, kolunda bilezikler mi bulunuyor, üstündekilerin markası ne, üstündekiler olmasa nasıl görünürdü, gideri var mı falan filan. Bunlar önemli konular; anlatacaklarımız tüm bu verilerden yola çıkılarak oluşturulacak çünkü. Fal bakmak ne işe yarar ki demeyin, gayet işe yarıyor ama sonra da büyük olasılıkla diyeceksiniz ki “Kahve falıyla başlayan bir ilişkiden ne bekliyordum ki zaten?”.

Zekeriya benim çarpıntım tuttu aq. Elim ayağım titriyor. Mado’ya mı gitsek lan? Bi kahve içeyim.

Başlığa gelirsek; öyle bir şey yok abicim. Tüm bu dediklerimden de anlamanız gereken şey olarak şunu belirteyim; fal bakmak çok kolay. Çok zevkli. Fal baktırmak da çok eğlenceli aynı şekilde. Yalnız, fala inanmak angutluktur. Fala bakan veya baktıran değil ipne olan; insanlara eğlence biçimlerine göre cinsel tercih yakıştıranların kendileriyle, fala inananlardır.

Hah, gidelim Zekeriya.

Reklamlar
 

>İçe Dönük Bir Arayış: Kıl Dönmesi Part IV

>İSTİKLAL’DE BÜYÜK SATIŞ

Eşşek kadar adam olmama rağmen (ki bu kalıbı çok kullanıyorum, inanamıyorum galiba büyüdüğüme) sözlükte şuku topladıkça, bloğumun okunduğunu gördükçe bir şımarıyorum, bir yılışıyorum ki o kadar olur. Hatta bloğuma yapılan ilk yorumu arkadaşlarıma gösterdim, ablama baskı yaptım girilerime artı bassın diye (basmadı lan); çevre halkı benim aniden sosyalleşen asosyal ayı tavırlarımdan fazlasıyla şikayetçi durumda. Öylesine rezil, öylesine laçka haldeyim ki; herhalde girilerimin perişanlığına bakıp özelden mesaj atanlar verdiğim cevapları görünce kız olduğumu düşünmüşlerdir. Durum böyleyken, hiçbir şey yazacak halim yok ama bekleyenlerimiz varmış; kırk yılın birinde yazdıklarımızı okumak isteyen insanlar çıkmış, onları da soğutmayalım kendimizden. Bir değişiklik, bir tarz yapalım bari:

Efendim, bugün size İsveç konsolosluğunun yanıbaşındaki Gloria Jean’s’den sesleniyorum (reklamdan para almadım). Sıcak, samimi ortamı ve dayanılmaz lezzeti şu an hiç mi hiç s.kimde olmayan bu mekana körlemesine girdim zaten. Hayatımda ilk defa Gloria Jean’s’de bişeyler içiyorum. Starbucks’ı da burasıyla beraber ele alırsak, bu tarz café olayları benim damak zevkime göre değilmiş. 10 gün önce buluşmak için sözleştiğimiz ve bir gün önce nerede ne zaman buluşacağımızı kararlaştırdığımız arkadaşımla planı nihayete erdirmek adına taa Gebze’den, bir medeniyetler ittifakı projesi olan 500t ile 4.Levent’e geldim. Ramazan günü Şifa Mahallesi’nde otobüsü beklerken gizli kapaklı içilen sigara, otobüse binince çiğnenmek amacıyla üretilmiş olmasına rağmen tepki görme korkusuyla damağın tavanına sıvanmış sakız, aradan geçen birkaç kilometrede yerini pervasızca cak cak sakız çiğnemeye, çantadan çıkarılan su şişesini kımız içen Erol Taş gibi sağa sola saça saça kafaya dikmeye terk ediveriyor. İşte böyle bir vasıta 500t; doğu ile batı kültürü arasında bir köprü. Neyse efendim; 4.Levent’te inilir inilmez yakılan sigara, pıt pıt vurarak düşürülen köz, “lan hayvanın evladına bak lan sigarayı plastik çöp torbasına atıyor” bakışları arasında tehlikesiz izmariti çöpe sokuş ve ardından metro. Aa bak aklıma geldi, hemen önümden metroya doğru ilerleyen adam bu abdest lavabosu gibi çöp tenekesinin içerisinden bir kağıt alıp cebine koydu, şaşırdım bak. Sonra, metroyla Taksim Square. Arıyoruz arkadaşı. Nerde? Kadıköy… Bir arayıp söylemek, bir mesaj atmak falan tabii ki yok. Bir gün öncesinden de tahmin edip kendisine de belirttiğim gibi g.t gibi ortada kalma durumu hayata geçmiş oldu böylece; bekliyordum böyle birşey olmasını ama tabi insan beşer, kuldur şaşar. Uzun zamandır sinirlenmediğim kadar sinirlendiğimi itiraf ediyorum burada, yine uzuuuun uzun saçma sapan konuştum telefonda. Kızdırmayın oğlum beni. Saçmalıyorum kızınca, haklıyken haksız oluyorum. Alışılmadık bir durum değil; beklenmedik bir amcanın misafirliğe gelmesi durumu yaşanmış, acil müdahale gerektiriyormuş falan filan. Yahu can kurban amcaya, başımla birlikte, ona birşey demiyorum. E telefon var be.

Çaresizce yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya incelenen telefon rehberi: iki kişi var civarda. İlkini aradım (Emre), belki pes eder kapatır diye umdu ama direndim; yedinci çalışta açtı telefonu. Napcan dedim, evdeyim dedi. Çıkmican mı dedim, Zekeriya var onu ara dedi. Sktir git başımdan dedi kısacası. Desin o birşey değil. Ama Zekeriya sinemada kardeşim. 2 saat var çıkmasına. “mnsktymnin” diye söylene söylene sırtımda laptop, don, atlet, defter, kitap yüklü heybeyle başladım İstiklal’de ilerlemeye. X ışınlı bakışlarla smultane olarak sigara içip internete girebileceğim bir yer bakıyorum. Ulan bir kalkın yer verin asabım bozuk! Yok. Mal gibi bakıyorlar suratıma. Yürü Allah yürü, en sonunda geçtim sigarasından, bari internete gireyim diye geldim Gloria Jeans’e. Gururlanmasın yani, mecburiyetten geldim.

Şu an kendimi Mehmet Yaşin gibi hissetmiyorsam ne olayım. Buranın Latte’si çok köpüklü, kahverengi – beyaz falan. Büyük boy olunca biraz sıkıntı oluşturabiliyor. Yarısına gelmeden barsaklarım bir buruldu ama kalkamıyorum, yalnız bırakmak istemiyorum makinemi. Hizet güleryüzlü, çalışanlar ilgili falan ama gelgelelim ben sevmiyorum latte falan. O yüzden benim gibilere diyorum ki gelmeyin Gloria Jean’s’e. Starbucks’a da Kahve Dünyası’na da gitmeyin. Ben yaparım size kahve. Fal da bakarım. Bir kuruş para da almam. Mis gibi Türk kahvesi var, ne lattesi, espressosu lan?

Zekeriya geliyormuş, o yüzden bitsin bari. Günün anafikri olarak da şunu söyleyeyim; s.klemeyin hacı. Takmayın kafaya. Eloğlu takmıyor. Sinir falan yapmayın, sonra “ben haklıyım, sen haksızsın” derken g.tünüzle minare devirebiliyorsunuz. Sonra da “vay efendim niye bana saygısızlık değil mi bu, ben böyle mi yapıyorum insanlara” gibi kendinizi yemeyin, ağzınıza s.çarım. Çok ezik bir davranış o. Azıcık saygınız olsun kendinize. Sonra titizleniyor insan, herkesin yaptığının altında bir mana arayıp mikro boyutlarda saygısızlıklar keşfediyorsunuz muhatap olduğunuz insanlardan size doğru gelen. Şunu belirteyim: Siz de aynen onlar kadar saygısızsınız. Sadece size saygısızlık ettiğini düşündüğünüz kişilere değil, saygısızlık etmeyenlere saygısızlık yapıyorsunuz. Onlar size çemiriyor mu? Hayır. Siz de çemirmeyin.

Aha Zekeriya.

Hadi iyi akşamlar.