RSS

Kategori arşivi: karı

>Aç Karını Doyurmak

>* Bundan birkaç ay öncesine kadar annem 3 ayı annesi bir ev kadınıydı ve o üç ayı da bendim. Sabah kahvaltısında 1, öğle ve akşam yemeklerinde 2şer ekmek yiyen bir insandım. Ayrıca dışarı çıktığımda da yarım ekmek arası döner, hatta yarım ekmek arası yarım ekmek döner yiyerek nefsimin gıdısını okşuyor ve her ne hikmetse daha da büyümeyen g.tüm ve göbeğimin bir gün katlanan bir ivmeyle büyüyebileceğini hiç düşünmüyordum. Zaten öyle bir şey olmadı çok şükür ama nedir bu güven? Bilemiyorum Zekeriya.

Yemek yemek karşı konulamaz bir duygu. Rp oyunlarındaki gibi sandığı aç, içinde elma bul, çift tıkla; elma midede, health point olarak +5 alalım; bu kadar basit bir kavram değil. Bizde bu yöndeki duygu yoğunluğu atalarımızdan kalma ki, Türkçe’deki en saçma kelimelerden biri “yemek” olmuş bu yoğunluktan mütevellit. “Yemek” fiilinin önüne getirdiğimiz diğer “yemek” ne yediğimizi belirtecek güya ama içinden çıkılmaz, döngüsel bir durum oluşturuyor ve sanki rahatsız bir açlık dürtüsüyle sayıklıyormuşuz gibi çıkıyor ağızdan: “yemek yemek yemek yemek hıöğaaağ!”. Günlük dilde kullanılan deyimlerin çoğunda “yemek” var; kafayı yemek, dayak yemek, gol yemek, para yemek… Nasıl erkeğin kalbine giden yol yemek borusundan geçiyorsa, erkeği sinirlendirmek için de sindirim sisteminin öğeleri kullanılıyor sıklıkla; ağzına s.çayım, bok ye, gırtlağını s.keyim, vb. Kavgada yumruk aranmaz, her yere gelebilir savrulan bir yumruk, tekme, sopa veya nunçaku ama hedef bellidir; ya ağıza vurulacaktır, ya da karına ** . “Nasıl vurdum ağzının ortasına, kan getirdim şerefsizim” veya “Ulan gerildim gerildim böbreğine doğru bir vurdum, örümcek gibi büzüldü kaldı pezevenk” gibi kalıpları duymuşluğumuz çoktur.

Aynı zamanda kutsal, hassas bir ortamdır yemek yeme ortamı. Yemek yiyen birinin yanında burnunuzu karıştıramaz, osuramaz, öksüremez; cinsel münasebette bulunan sokak hayvanlarından, boşaltım sisteminizle ilgili sıkıntılarınızdan, birkaç gün evvel trafik kazası geçiren arkadaşınızın çevreye yayılan iç organlarından bahsedemezsiniz zira kusmak gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bunlardan neden bahsettiğimi soracak olursan Zekeriya, hiç bilmiyorum. Yazı buralara nasıl geldi, nasıl bağlanır hiçbir fikrim yok.

Başlarda bir yerde bahsettiğimi düşündüğüm üstün kişisel yiyiş performansıma * tekrar gelecek olursak, son aylarda gözle görülür bir düşüş var *. Yemek yemeyi kestikten sonraki 2 haftada 7 kilo verdim mesela, aradan geçen birkaç ayda da eskisine oranla 10 kilo daha az basınç uyguluyorum yere. Herkes “aaaa, nası verdin yaaaa, söleseneee” diye başıma dolandı ama maalesef diyeceğim şu ki tek çaresi depresyon. Depresyondayken insan yemek yemeye üşeniyor bir kere. Böyle derin, çözümsüz çözümsüz problemleriniz olsun boy boy. İlla bir beslenme programı istiyorsanız da söyleyeyim; sabah kahvaltısında su, öğle yemeği ve akşam yemeğinde de su. Üstüne de orta şekerli Türk kahvesi, yanına maden suyu. G.tünüz yiyorsa, buyrun deneyin. Tavsiye falan değil, sonra başımı ağrıtırlar falan “Kızım şu siteden okuduydu, 3 günde öldü” diye. “Denedim, kilo veremedim.” diyecek olan olursa da diyeceğim şu: ananın .mına çift tıkla, açılan menüden eşşeğin s.kini seç, sonra combine tuşuna bas.

Bir mübarek cuma gününe daha küfür ederek başlıyorsam, çok sinirlenmişim demektir. Beni daha fazla günaha sokma Zekeriya. Allah kabul etsin.

Reklamlar
 

>Dişi Kriterleri

>
Şimdi; madem ki canım sıkıldı ve ne internette gezecek site ne de oynayacak oyun kaldı; birşeyler yazayım. Neden bahsedeceğim, tabii ki karı kızdan, neyden olacak! Efendim kadının hasının bence nasıl olduğu olsun bu yazıdaki konumuz. Yani bir konumuz olsun, konusuz yazamıyorum.

Efendim, ilk önce kadının neresine bakılacağından başlayalım. Ben bir kadına bakacaksam illa; ilk önce yüzüne bakarım. Yani; normalde dışarıdan görünüşün hiç bir b.ka yaramadığının uzun zamandır bilincinde bir insanım ama başıboşluktan birkaç odun arkadaşımla beraber bir dükkan vitrini önünde oturup hepberaber Abazon ormanı oluşturduğumuzda yapılabilecek pek bir etkinlik yok. Neyse, ne diyorduk: Yüzüne bakarım. Yüzü eğer güzel değilse hiç oralı bile olmam. Ta en tepeden, saçlardan başlar bakış etkinliği. Sarışınsa, orda dur. Sevmem. Neden sevmem? Kesin kolpadır, boyadır. Sarışın değilse de boyalıysa, çok belliyse boyalı olduğu onu da geçeceksin. Diyelim ki kızın saçı doğal turkuaz. Gitmiş bir de yine turkuaza boyatmış. Vallahi farkederim, istemem bir de. Doğal kızılsa ve bir de dalgalıysa saçlar, olduğum yere yığılır kalırım. Saçın biçimi önemli değil. Uzun olacak biraz; öyle oğlan çocuğu gibi olmayacak. En azından omuzların üstünden dökülmeli. Sonra gözler. Renkli göz sevmem; eğer Sibirya kurdu gibi masmavi değilse. Tercihim kopkoyu kahverengi benim. Ayrıca pörtlek (evet, pörtlek) gözlü kızların daha çekici olduğuna dair bir savım var onu da belirtmeden geçemeyeceğim. Buruna gelelim. Sivri olacak bir kere. Dik açılı olacak, oval hatları olmayacak profilden bakıldığında. Ucu karşıdan bakıldığında geniş olmayacak. Dudaklar dolgun olacak. Angelina Jolie kadar olmayacak tabi; çünkü ağız küçük olmalı. Dudakların dolgunluğu da dışa doğru olursa, çok güzel olur. Ayrıca gülümsediğinde dudakları biraz daha gerilirse yırtılılacakmış gibi olsun. Çene sivri olsun. Yüz çok hafif dolgun olmalı, elmacıklar da ağızların kulaklara vardığı bir tebessüm durumunda top top fırlamalı yanaklardan. Ve sonunda benim için iki olmazsa olmaz:

1: Burun – ağız kombinasyonu; şöyle ki, konuşurken burnu hareket edecek. Dikkatli bakıldığında inanılmaz sevimli ve çekici bir durum. Konuşurken burnu oynayan kızları sabahlara kadar dinleyebilirim. Ya da dinlemem. Ama izlerim.

2:Yüzünde bir ya da birkaç kusur olacak; şöyle ki, bir gözü olmasın veya irin dolu sivilceleri olsun demiyorum tabii ki. Mesela; çil en tatlı kusurdur benim için. Belli belirsiz olması daha da iyi olur. Ya da yine belli belirsiz bir yara izi. Kusur dişiyi sevimlileştirir, akılda kalıcı yapar. Sakın gamze demeyin; gamze bir kusur değildir, yüzdeki tüm kusurları kapatır ve farkedilemez hale getirir. Gamzeden nefret ederim o yüzden.

Baş ve kalça arasında kalan kısımda benim için çok can alıcı bir unsur yok maalesef. Göğüs ve bel çok da umurumda olmayan bölgeleridir vücudun. Büyük göğüs güzel kızlara (benim için güzel kızlara; yani yüzü güzel olanlara) yakışmaz, dikkati kendine toplar. O yüzden göğüs olmasa bile olur. Göbek ise iğrenç derecede salık ve korkunç derecede büyük olmadıktan sonra herhangi bir problem teşkil etmemelidir. Bel ise kalça genişliğine kadar kabul edilebilir bir şeydir benim için. Odun tabir edilen kalça bel eşitliği durumu aslında o kadar da odun değildir bana göre.

Kalça yanlara doğru çok fazla çıkmamalı. Eğer böyle tipik Anadolu kalçası sahibiyse bir kız, mümkün olduğunca fit bir vücudu olursa ancak o zaman kapatabilir bu durumu. Kalça, geriye doğru çıkık olmalı. Alt baldırlar ince, üst baldırlar ise dizlerin arka kısmından kalçaya kadar gittikçe kalınlaşacak şekilde yol alıyorsa, bu dehşet birşeydir; candır. Bizim “Latin” tabir ettiğimiz, Latinlerin de “Culo” tabir ettikleri bu biçim, aralarında tercihen bir fark görmediğim bembeyaz tenli bayanlarda da kopkoyu tenli bayanlarda da gayet hoş durur. Eğer dişil kişinin böyle bir özelliği yoksa, esmer tenli olmasına da gerek yoktur. Geri kalan her şekilde beyaz ten çok daha başarılıdır. Bayan denilen olgu kesinlikle ve kesinlikle dolgun, balık etli olmalıdır. Sopa gibi olmaması herkesin yararına olacaktır mutlaka.

Son olarak eski yazıtlarda makul bir erkeğin vücut ölçüleri nasıl verilmiş ona bir bakalım:

“Ayakları öküz ayağı , beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. Oğuz’un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir adamdı.”

Evet sevgili insan yavruları; hepinize saygılar sunuyorum. İyi geceler.