RSS

Kategori arşivi: kitap

>Cuma

>Yataktan kalktıktan 10 dakika sonra dükkandaydım. Gözler falan şişmiş tabi, etrafımı da göremiyorum henüz görüntü gelmemiş. Yaktım bir sigara, laksatif etkisinden faydalanmak için. Tam o anda Ruhi Abi de geldi dükkanını açmaya. “Yahu bari öğlen olsaydı, kendine gelseydin.” dedi. Ben de “Kahvaltıdan sonra iyi geliyor abi.” dedim. Lan ben kahvaltı yapmadım ki. Hala yanlış yaptığımı düşündüğüm konularda haklı çıkmak için bahaneler uydurur, yalan söyler vaziyetteyim. Ben de az liseli değilim ha!

Yukarıdan da anlayabileceğiniz gibi, bugünkü konum kitap fuarı. Hafta sonu kitap fuarı bitiyormuş. 6 yaşımdan bu yana sadece 1 kez kaçırmıştım kitap fuarını, bu yıl da gidemeyeceğim diye çok korkuyorum. Kitap kurdu falan değilim ama, değişik bir havası var. Senede bir defa gerekli. Cuma oldu, bakalım bir umut var mı kitap fuarına gidebilmem için…

Cuma gününün gelişine sevinmek de pek saçma. Ben yarın da çalışacağım, hafta sonunda da hiçbir yere gidemeyeceğim büyük ihtimalle. Kitap fuarı falan yalan yani. O yüzden, cumartesi ve pazar günü çalışmayan arkadaşlarım için bir dileğim var: İnşşşşallah mesaiye falan kalmanız icap eder, hayvan gibi iş verirler hafta sonunuz yalan olur, yaptığınız planlar yatar. Biri yer biri bakar olur mu lan? Beter olun.

Şaka bir yana (ki gayet ciddiydim), benim mal gibi geçirdiğim zamanı güzelce değerlendirip eğlenen insanlara gıcık oluyorum, hınç duyuyorum; yanımda olsalar o an bıçaklarım veya kollarını falan kırarım. Bıçak taşımıyorum. O yüzden kırarım evet. Yüzlerini yerlere sürtmek, kulaklarını ısırarak kopartmak isterim. Neyse, konumuza dönelim: Kitap fuarı. Kitap fuarına gitme imkanı olanlar için belki çekici gelir; Jean Christophe Grangé yarın saat 13:15’te fuarda olacak. “Yok benim onu acil görmem lazım, yarına kadar görmezsem altımı ıslatırım” diyenler, ilk önce Harem minibüsüne binip Şifa Mahallesine, oradan 500T’yle 4. Levent’e, oradan da metroyla Taksim’e gidip arkadaşlarıyla buluşabilir, birer bira içip sohbet edebilirler (lan! gezmek istiyom!). Zira Grangé taaa akşam saat 6da Fransız Kültür Merkezi’nde olacak. Yarın (cumartesi) de bu televizyonlarda çizgi filmini izlediğimiz, annemizin babamızın paçasına yapışıp ağlayarak aldırdığımız Zagor’un çizerleri geliyormuş fuara. Onlarla da oturulup birer çay içilebilir gibime geliyor. “Yaşlı başlı adamlar, ne konuşacaz ki” demeyin, işleri güçleri çizgi roman bilmemne. Tam bizim kafada.

Siz benim beddua ettiğime falan bakmayın diyeceğim ama, bakın lan bakın. Yemin ediyorum nazar değdiririm. Facebook’ta o yazarların herhangi biriyle çekilmiş fotoğrafınızı, fuara gittiğinize dair en ufak bir belirtiyi yakalarsam; kaçın oğlum buralardan. Gidin kendinize yeni bir hayat kurun. Öldürrüm lan sizi. Zekeriya bilir.

Reklamlar
 

>Ne Gam Kaldı Ne Keder

>
Güneş bir gösterdi ya yüzünü, dıravdan bir sevinç kapladı içimi. 2 gündür anam ağlıyor gerginlikten, sıkıntıdan. “Nasıl bir hayat, nasıl bir düzenmiş bu arkadaş” diye kendimle rakı muhabbeti yapar olmuştum. Aslında koşullarda değişen bir şey yok. Herşey aynı b.kluk içinde devam ediyor. Güneş göründü, dertler bitti işte; tipik yaz. O zaman ben de birşeyler yazayım bari.

Efendim, aslında ben serbest meslek erbabı bir insanım. Sabahtan akşama kadar g.tümü çürüttüğüm bir kırtasiye, bu kırtasiyede de normal bir kırtasiyeden beklenenlere artı olarak profesyonel resim malzemeleri ve kitap var. Benim bu denli ukala yazılar yazıyor olmamın nedeni bu olabilir yani. Olmaya da bilir, ben ukala değilim bana sorarsanız. Yazılarım ukala. Kimine göre onlar da olmaya bilir. Değişik bir durum, göreceli.

Abuk sorular

Dışarıdan bakıldığında kırtasiye olduğu çok aşikar bir yer burası. Vitrinde kalemler, kitaplar, defterler. Niçin “Burası kırtasiye mi?” diye soruluyor hala anlayamıyorum. Yok, kasap aq. “Sizde defter var mı?” Defter ne arar lan kırtasiyede? Manyak mıdır nedir millet! Vitrininde defter olan bir işyerinde defter niye satılmasın? Yöre halkına yıllardır bunu anlatmaya çalışıyorum işte.

-“Ne kadar tuttu?”

-“45 TL”

-“40 yapamaz mıyız?”

50 yapalım o zaman? Beraber mi yapacağız? Niye çoğul konuşuyorsun? Yapacak biri varsa benim; sana ne oluyor? Tek başıma yaparım, 40 yapmak o kadar zor değil. Niçin kasalarında barkod okuyucular olan yerlerde millet hayvan gibi hiç ihtiyacı olmadığı şeylere dünyanın parasını verirken burada pazarlık yapıyor? Sanki futbolcu satıyoruz. “Sen 30 yaparsın onu.” Yapmıyorum aq. İstersem beleşe de veririm, istemiyorum. Hayır, emin olun içimden geliyor bazı şeylere para almıyorum. Almayacaksın zaten. Adamla iki muhabbet ediyorum, hoşuma gidiyor muhabbeti, e herkesle muhabbet mi ediyoruz işte verme para istemiyorum! Benim gibiler bu işi yapamaz ya işte, neyse.

Çarpık talepler

Her ne kadar kitap satmak kitapçıların işi olsa da, kırtasiyelerde resim malzemesine sıklıkla rastlanmasa da mevcut kombinasyonu görenlerde bir aşırı umut, bir bokunu çıkarma peydah oluyor buraya gelince. Buradan tüm Türkiye’ye seslenmek istiyorum: Kırtasiyelerde simit satılmaz. Satılıyorsa da almayın, onun yeri fırın. Tıraş bıçağı da olmaz. Çorap, atlet, takke gibi şeyler için de tuhafiyeye gidiyoruz arkadaşlar. Bally de artık bulundurmadığım ürünler listesinde. Perişan tipler gelip gelip Bally aldıkça moralim bozuluyordu, 10 yıl önce bıraktım satmayı.

Son olarak bir de renk sorununa değinmek istiyorum. Şirin ilçemiz Gebze’nin köyleriyle alakalı bir durum. Hangi köylerden olduğunu bilemeyeceğim ama maviye yeşil, yeşile de mavi demelerinden gına geldi artık:

-“Yeşil kalem veesene bi dene”

-“…Buyrun…”

-“Yeşil deyom ya bu yeşil değil bee”

-“E yeşil işte amca yeşil istedin”

-“Töbeee, ne yeşili evladım ya, bak, şuudakılardan vercen şuudakılar yok mu?”

-“E mavi onlar amca mavi desene”

-“Yeşil onlaa”

-“Mavi…”

-“Yeşil!”

İşte böyle. Neyse, ben bi yemek falan yiyeyim.