RSS

Kategori arşivi: kunil

>Dokunamama ve Platonik Imık ile İlgili Diğer Saçma Şeyler

>
Konu aşk olunca insanın eli gitmiyor birşey yazmaya. Ne bileyim, dışarıdan hiç de hoş görünmüyor gibi, kunil hissettiriyor biraz. O yüzden “aşk” yerine “ımık” diyeceğim. “Aşık” için de “ığmık” iyi gibi sanki.

Imık beni uzun süre önce terkeden bir duygu. Yani öyleydi. Belki hala geri gelmedi. Belki de hiç gelmemiş olabilir. Var olup olmadığını bile anlayamadığım bir hal. Midede bir ağırlık, kalpte çarpıntı, iştah kesilmesi, kabızlık, mala bağlama, odaklanma eksikliği gibi yan etkilere de sahip. Tabi eğer ığmık olduğunuzu düşünüyorsanız. Yani aklınızda karşı cinsten kimse yoksa eğer, aynı anda hem ülser, hem hipertansiyon, hem anorexia nervosa, hem konstipasyon, hem depresyon rahatsızlıklarını bünyenizde bulundurmak suretiyle herhalde bir yıl kadar hastanede yatmanızı gerektirecek bir sorununuz var demektir ama ımık için bir ilaç, doktor veya hastane günümüzde mevcut değil.

Imığın bende bıraktığı his her defasında arttı; o yüzden ığmık olup olmadığımdan emin olamadım veya her yeni dönemde “Herhalde ığmık oldum, ama geçen sefer bu kadar kötü hissetmemiştim; demek ki geçen seferki ımık değilmiş” dedirtiyor bana. Bu seferki çok fena vurdu yalnız, öyle böyle değil. Yine de tecrübeli olduğum için bu konuda, belli etmeden hatta en yakın dostum da dahil bir kişiye bile bahsetmeden hayatımı devam ettirebiliyorum ki bu gerçekten çok zor ama faydalı bir durum ve evet; eskileri ımık değilmiş.

Iğmık olmanın bünyedeki etkilerinden bahsedelim. Bendeki en belirgin özelliği, ne koşul altında olursa olsun, ığmık olduğunuz kişiye dokunamamak. Garip geliyor olabilir yaşamayanlara ama gerçekten çok sinir bozucu bir ımık semptomu bu. Şimdi, kesin sebebini bilememekle birlikte; ya karşı tarafa rahatsızlık verip kendinden soğutma korkusu (“Ya dokunduğumda yanlış anlarsa, bi daha benle görüşmek istemezse?”), ya da tensel temasın oluşturabileceği olası tutkudan korkma gibi iki sebeple ortaya çıkmakta diye düşünüyorum. En gerekli hatta doğal durumlarda bile dokunamama ya da dokunmanın gönülsüz yapılıyor olduğunu belli etmeye çalışma çok komik görüntülere neden olabiliyor. Ne kadar mantıksız olduğunu son derece net biçimde görülebiliyor ama hastalığa ne kadar kapıldıysanız, o kadar çekinik davranıyorsunuz.

Bir diğer belirti de (ki bu belirti kesin bir şekilde ığmık olduğunuz anlamına geliyor, emin olun), ığmık olduğunuzu düşündüğünüz kişiyi hayal ederek mastürbasyon yapamama durumu. Aklınıza o kişi geldiğinde tüm cinsel asayişin berkemal hale gelmesi. Bu benim belirlediğim son semptom. Hiç bir anlamda kıyamama, cinsel görselliği o kişiye yakıştıramama hissi kaplıyor sizi; günah işlemiş gibi hissediyorsunuz. Artı bir bunalım yaratıyor bünyede.

Imık hissinin derinleşmesi, eğer dış görüntünüzü kontrol altına alabiliyorsanız çok korkutmaması gereken bir hal. Yalnız, ne kadar dışarıdan belli olmasın diye uğraşırsanız, o kadar içinizde fırtınalar koparıyor. Başkalarından aldığım duyumlara göre insanın kendisinde genel bir güvensizlik durumu yaratıyormuş ama bende tam tersi söz konusu; ığmık olduğum kişiye kendimi sevdirme anlamında değil tabii ki, ığmık olduğum kişiyi benim kadar kimsenin sevemeyeceğinden emin olma ve o kişi için en doğru, hatta tek doğru olduğumu bilme hali, güven diyerek kastettiğim. Biraz fazla güvenli belki; ama doğru 😉

Optimist düşünenler için gurur okşayacak birkaç şey söyleyebilirim. Eğer size çok yakın biriyse ığmık olduğunuz kişi, emin olun sizi kendisiyle bir kez bile olsa düşünmüştür. Size değer veren biriyse, kendinizi daha ilgi çekici hale getirmeye çalışmak için de kendinizi zorlamaya gerek yok. Tamamiyle kendiniz olmaya devam edin, rahat olun. Eğer yanında kendiniz olamıyor ve rahat hissetmiyorsanız; da bir gün başarır da sizinle bir ımık ilişkisine sürükleyebilirseniz en fazla bir hafta sonra dumura uğrarsınız zaten. Tüm insanlara gösterdiğiniz ilgiyi ona da gösterin; birazcık daha fazlasını.

Iğmık olduğunuz kişiyle ortak noktalarınızı iyi değerlendirmeniz lazım. Niçin ığmık olduğunuzu belirleyin mesela. Aynı zevklere sahip olduğunuzdan mı, çok güzel olduğundan mı, derdinizi anladığından mı… Noktayı belirleyip ona göre hareket edin. Yalnız, burda çok tehlikeli bir durum daha var: Niçin ığmık olduğunu bulamama. Ortak zevk var, ama az. Hayalinizdeki güzelliğe mi sahip? Pek sayılmaz. Derdinizi anlar mı anlamaz mı bilemiyorsunuz bile; çünkü dinlemiyor. İşte bu gerçekten sıkıntılı bir durum zira ben de bu durumun çıkışını bulmaya çalışıyorum. Hele ki sizin de o kişiden başkasını gözünüz görmüyorsa; kendisini rüyalarınızda sadece yatakta değil mutfakta, oturma odasında, balkonda, hatta çocuğunuzu gezdirirken size eşlik ederken görüyorsanız; ve hele hele hele ki hayal ettiğiniz ciddiyet ığmık olduğunuz kişinin yakınından bile geçmiyorsa, Allah hepimize kolaylık versin demekten başka birşey gelmez elden!

Son olarak; bu yazıyı “Acaba nasıl karı kaldırırız, ne yapıp edip de birini yatağa atarız?” diye okuyan varsa, Allah onun belasını versin. Zaten ben burda hiçbir şeyin nasıl yapılacağını anlatmadım; bu sadece fikirlerimi beyan etmek için yazdığım bir yazı. Eğer bu yazı illa ki birileri için yazılmış olacaksa; “Eğer bu dünyadan gittiğimde, ığmık olduğum kişi arkamdan ağlamayacaksa, ne s.kime yaşıyorum ki?” diyecek kadar umutsuzlar için yazılmış olsun. Amin.

Reklamlar
 

>Kafam Güzel, Hem Alkolik Oldum Hem Melankolik

>
Sanki bu hayat sadece benimmiş gibi geliyor. Sanki herkes köşeyi döndükten sonra koşa koşa sokağın diğer tarafına gidip farklı bi kostümle bir daha yanımdan geçecekmiş gibi. Benim için ayarlanmış bir hayat. Ölmeyeceğim mesela ben. Başıma hep olmasına ihtimal verilmeyen şeyler gelecek. Sabır göstermeyi kolaylaştırıyor böyle düşünmek. Belki de gerçekten öyle. Bana özel bir hayat. Matrix gibi – değil gibi. Ya da Truman Show. Çok mu film izliyorum?

Ya da belki yaşadık hepimiz, öldük. Belki de kıyamet çoktan koptu, cesetlerimiz diğer dünyaya gitti ve bir rüya olarak ömrümüzü izliyoruz şu anda. Hem bu dejavuları da açıklar. Hani rüyayı 3-4 saniyede görüyoruz da, ancak 1-2 saatte idrak ediyoruz ya, işte ara belleğe alırken beynimiz framelerin sırasını karıştırıyor, rüya saçma bi hale geliyor. İşte biz de öbür dünyadayız şu anda, yaşadığımız hayatı izledik, şimdi idrak ediyoruz. Aslında böyle düşünmek rahatsız ediyor beni, şevkini kırıyor insanın. Hiçbirşey yapasım gelmiyor. İşte, idrak durumu. Ya da sorgulama. Yıllar önce babam bende buna benzer bir 3. göz açmıştı; bahçede bi solucan gördüm, suyun içinde kıvranıp duruyor. Nasıl üzüldüm. Aldım toprağa attım hemen. Yavaş yavaş sürünerek gitti. Sonra bir akreple karşılaştım mutfakta; küçük bişey ama ben de küçüğüm. Bi karton parçasının üzerine sürükleyip bahçeye attım. Sonra babama söyledim. O da dedi ki “Afferin, böle sevap işle işte. Cennete gidersin.” O kadar üzüldüm ki. Bir daha hiç içimden gelerek bir iyilik yaptığımı hissedemeyeceğim sandım. Ben sevap olsun diye yapmadım ki onları. Yaranmak, yalakalık yapmak için yapmadım. Benim gayet içimden gelmişti, acıdım, ne olacak bunların hali dedim ve yaptım. O gün bu gündür bi iyilik yaptığım zaman kendimi kötü hissediyorum; kaypak, çıkarcı, üçkağıtçı… Ben de paso iyilik yapıyorum artık, belki bazıları kaypak hissettirmez diye.

Saçma sapan bi yazı oluyor şu anda, toparlayamayacağım öyle başladığı gibi gitsin.

Yıllardan beri ilerde nasıl bi hayatım olacağının hayalini kurarım. Tabii ki çok para (olmayacak değil, olacak, biliyorum), bir sürü boş zaman. Hatta plan bile yapmıştım; dünyanın üç ayrı yerinde üç tane evim olacak. Tıpatıp aynı evler. Krokisini falan çizdim. O evlerin içlerinde de aynı şeyler olacak; aynı duvarda aynı tablo, perdeler aynı, televizyonların markası aynı, hatta ve hatta bahçelerinde aynı cins köpek. Her hafta birinde kalcam evlerin. Akşam içip zurna gibi olduktan sonra sabah uyandığımda etrafıma bakıp diyeceğim ki “Acaba 3 evden hangisindeyim, hangi ülkedeyim şu an?” Hayal işte, ama ne yaparsam yapayım, 40 yaşımdan sonrasını göremedim hiç hayalimde. İşin ilginç yanı, sadece kendimi görüyorum bir de; başka kimse yok. Sürekli “Hacı ben zaten 40 yaşımı göremeyeceğim ki, o yüzden…” kalıplı cümleler kurmamın nedeni budur arkadaşlar. Günde 2 paket sigara, alkol, bi de yalnızlık; değil 40, 30’umu görsem kardayım.

En çok istediğim şeylerden biri de yazmaktı, bir doğru düzgün yazamadım. Kafam o kadar karışık ki, yirmi yıldır gece yattıktan ancak 2-3 saat sonra uyuyabiliyorum. Çekmecelerim, raflarım yarım kalmış hikayelerle doldu, tamamlayamıyorum. O yüzden yazma işi bir sonraki hayatıma kadar bekleyecek gibi görünüyor. Bir de müzik var tabi. Babama yalvarırdım bana bir enstrüman alsın diye hep. Duyduğum müziği bir daha unutmaz, bir şarkının içinden basları ritimleri leadleri ayırırdım kendi kafamda. Kulağım iyiydi, şevkim vardı. Ta ki babam bana “Al bak, istiyordun. Kıymetini bil” deyip Çin malı teneke bir mızıka verene kadar.

Fantastik bi evrende yaşasaydım keşke; ya da ortaçağda falan olsaydık. Para para diye g.tümüzü yırtıp lüks şeyler elde etmek için çırpınmazdık. Hayat daha zor olurdu belki, ama anlaması kolay olurdu en azından. Vahşi değilmiş ki o zaman hayat. Sadece insanların niyetlerini belli etmeme gibi bir dertleri yokmuş, hayatta kalma güdüleri geçici zevklerinden daha öndeymiş. “Bir elimde kılıç, bir elimde balta, umurumda tabii ki dünya aq” güzel bi motto…

Fantastik demişken; Terry Gilliam hayal gücüne sahip olmak isterdim şahsen. Gözlerimi kapadığımda canım hiç sıkılmazdı heralde! Her uyuduğumda ayrı bi macera. Bak o zaman yazardım onları işte, bestseller olurdu.

İstasyon olduk anasını satayım…

Yalnızım diyorum ama çok ezik oldu aslında. Acındırıyormuş gibi. Benim ortaya çıkardığım bir problem yalnızlık. İnsanlarla olan münasebetimin bir sonucu. Çok üstüme vazifeymiş gibi herkesin derdiyle uğraş dur; “Ne kadar iyi, ne kadar düşünceli bir insanım” demek için kendi kendine. (“İyi bir insan olduğunuz için dünyanın size adil davranmasını beklemek, vejeteryan olduğunuz için bir boğanın size saldırmamasını beklemek gibidir” demiş artisin biri; maalesef doğru demiş.) Sonra karşıdan bir beklenti oluşturuyor insan, ona engel olamıyorsun.Kendini değersizleştiriyormuşsun gibi geliyor. Gözünde üç kuruş değerin yok adamın; ama gidip hayatını düzene sokmaya çalışıyorsun. Abilik yapıyorsun. Kardeşim o benim artık diyorsun kendi kendine ama balondan atılan ilk ağırlık sen oluyorsun; “Nasıl olsa bi sıkıntım olduğunda kendiliğinden gelir” diye düşünüyorlar galiba. İşin bir de karşı cins boyutu var ki, Allah’ım… Nerde var bi sorunlu, güvensiz, başarısız; bana geliyor zaten. Sana ne aq? Beter olsun! Yapamıyor işte insan. Güven aşıla, gururunu okşa, şişir şişir şişir… 3 gün önce aynaya bakacak cesareti bulamayan kıza Sharon Stone muamelesi yap… Arkasını dönüp gidenlere birşey demiyorum artık, ne yapayım. Lakin o arkamdan konuşanlar yok mu… Arkamdan konuşulacak şeyleri nereden buluyorlar bir anlasam! Kötü olan kısmı o işte… Nasıl bi nam saldıysam; benimle görüşen kişi için bir imaj sorunu mu oluyorum ki? Meslek sahibi olmak fena şey, hele ki bu meslek insanların ezikliklerinin üstünü örtmek olunca kimse hayatının bir döneminde benle bağı olduğunu belli etmek istemiyor demek ki. Eziklikten kurtulmanın yolu, hayatının bir bölümünde ezik olduğunu kabul etmektir gençler, aklınızda bulunsun. Bak hala amme hizmeti yapıyorum…

Saat kaç olmuş ya…