RSS

Kategori arşivi: mado

>Lezzet Dudakları – I: Çarşının Ortasındaki Mado

>Bu akşam size Gebze Yeni Çarşı’daki Mado’dan sesleniyorum. Aslında uzun zamandır buradan sesleniyorum size ama hiç duyduğunuz falan yok. Kapalı mekan, ondan herhalde. Neyse; yaşadığım kuburvari kentten adımımı dışarı atmayalı bugün tam 5 hafta oldu. Ne güzel 500T’ye binip gidiyordum arkadaşların yanına; hiç olmazsa it gibi sağda solda sürtüyorduk. Her gün aynı sokaklarda gezip aynı yerlerde kahve içeceğime, haftada bir günlüğüne de olsa farklı sokaklarda gezip farklı yerlerde içiyordum aynı kahveyi. Zaten belli bir mekana dadanıp tüketme hastalığım var benim. 1 aydır Mado’dan çıkmıyorum. Ondan önce Ellade’yi tükettim, bir de Pusula’yı. Anlatmaya Mado’dan başlayayım dedim ben de.

Efendim, Gebze’nin Yeni Çarşısının ortasında, Halk Bankasına gelmeden hemen sağda bulunuyor Mado. İki katlı. Üst katında sigara içilebilecek bir balkonumsu kısım da var. O kadar sıcacık bir ortam ki burası, hemen başınızın üzerinden aşağı doğru bakan ısıtıcılar beyninizi kaynatıveriyor içerden. Duvarlardaki Filicori afişleri ve tavandan sarkan sonradan görme bir zevkin ürünü avizeler loş ve basık mekanda içinizi daraltabilir. Alçak, minicik masaları ve kıçınızı sığdırmakta zorlanacağınız koltuklarıyla adeta bir konfor yumağına benzeyen balkon kısmı benim kullandığım tek kısmı Mado’nun; geri kalanı için bir şey söyleyemeyeceğim.

Gelelim menüye. Menü oldukça geniş. Şimdi içindekileri saymanın bir alemi yok, zaten menüdekilerin yüzde seksenini bulamıyorsunuz gittiğinizde. Şu var mı? Yok. Bu var mı? Yok. E bi profiterol ver bari o zaman. İçecekler de ayrı bir konu; latte mi istediniz? Milkshake tadında, soğuk geliyor. En güzeli Türk kahvesi. Öyle bir tantanayla getiriyorlar ki Türk kahvesini, padişah gibi hissediyor insan. Falına bakılamıyor yalnız, nostaljik zarflı fincanlarda geliyor kahve, tabak yok; tepsiyle geliyor. Yanında bir bardak su ve o gün en az hangi tür çikolata satıldıysa ondan koyuluyor bir tane.

Yaklaşık 1 ay daha Mado’ya geleceğim inatla, sen her ne kadar bu durumdan hoşnut olmasan da Zekeriya. Ardından tekrar eski mekanları tüketmeye başlayabiliriz. Gebze’de yaşıyoruz oğlum, gidecek kaç yer var ki?

Reklamlar
 

>Fal Bakmanın Cinsel Tercih Üzerindeki Etkisi

>Kalbinizin ritmini bozmak istiyorsanız her gün düzenli olarak Türk kahvesi, yanında da soda tavsiye ediyorum. Akşamları da alkol alırsanız, gereksiz derecede uzun bir ömür yaşamak zorunda kalmazsınız. Ha bir de şu var; elbette ki Türk kahvesi de alkol de sigarasız hiçbir halta benzemez.

Türk kahvesi içmeyi aslında sevmiyorum. Tadını falan beğenmem ama pek çok konuda varlığı yokluğu bir olan milli duygularım, Türk kahvesinin Nescafe karşısındaki ağır yenilgisini kaldıramıyor. Nescafe içmemek için içiyorum
kısacası. Boğazı temizlemek için de soda. Soda içmenin de eğlenceli bir yanı yok elbette, lakin kahve ve sodayı eğlenceli hale getirmenin bir yolunu biliyorum: Fal.

Elimde kahve fincanı, içine hipnotize olmuş gibi bakarken görenlerin tepkileri çok kırıcı aslında; itici görünüyormuşum, çok efemineymiş (ipne diyenler bile var bak bu çok fena). Her kahveli ortamda faldan bahsedilir. Eğer benim de keyfim yerindeyse fal bakarım. Şunu belirtmek istiyorum: Arkadaşlar, kahve fincanında kahveden başka bir s.kim görmüyorum. “Lan sen de bizi kekliyosun ha” gibi tepkiler vermenize gerek yok. Kekliyorum tabi. Aslında ben fala sizin için değil, kendim için bakıyorum. Şu dediğimi aklınızın bir köşesine yazın: Fal bakmak hayal gücünü genişletir. Oğlum o abuk sabuk şekillere bakıp hikayeler uydurmak, iddialarda bulunmak ne kadar zevkli sizin haberiniz var mı? Çoğu zaman gördüğüm şekilleri bile yorumlamıyorum ben, aklıma ne gelirse anlatıyorum işte. İçinde yaratıcılık olan, geyik olan, muhabbet olan şeyleri seviyorum ben. Tutup da bir kafede “Hadi bakalım, içinde gardrop, aspirin ve türbülans geçen bir hikaye yazalım” türünden bir enteresanlığı kimse yapmaz. Ya da taa 5 sene evvel arkadaşlarla “O kadar yaratıcıyız ki hamburger yiyip fikir s.çıyoruz” kabilinden saçma sapan televizyon programları hazırlayıp videoya çekmezdik. Gerçekten yaratıcı fikirler olsa o videoları silmezdik.*****

Kahve falına layıkıyla bakmak için baktığınız kişi hakkında az da olsa bilgiye sahip olmanız gerekir. Çok yakın arkadaşa fal bakmak, gülüp eğlenmek açısından faydalıdır, güzel zaman geçirtir ama her zaman bir arada olmadığınız ve ne yaptığını ancak kendisinden öğrenebileceğiniz arkadaşlara fal bakarken dikkat edilmesi gereken unsur, daha önceden bu kişi hakkında hatırladıklarınızı ilgi çekici şekilde kendisine anlatmak, bir yandan da geçmişe değil geleceğe yönelik kesinlik içermeyen tahminlerde bulunmak olacaktır. Kahve içilirken devam eden sohbeti iyi bir şekilde takip etmek, kesinlikle fal bakılan kişinin aklını almak konusunda işinize yarayacaktır. Hele ki fal baktığınız kişinin nüfus cüzdanı fotokopisi bir yerden elinize ulaştıysa ve siz de dersinize iyi çalıştıysanız, gözlemlerinizle karıştırdığınız kişisel bilgiler karşı tarafta dumur edici etkiler yaratabiliyor EHeheHEheHe!.

Bir kafede geyiğine arkadaşlarınıza fal bakarken; yavrunun biri elinde fincanıyla gelip fal bakmanızı isteyebilir. Bu gibi durumlarda arkadaşı masamıza alıp birkaç dakika oyalıyoruz. “Kimsin sen, kimlerdensin?” diye sorguluyoruz çaktırmadan; kahvesinin soğumasını bekliyoruz ayağına. Bir yandan mevzubahis cıvır sorularımızı yanıtlarken, biz de diğer yandan kurbanımızı baştan aşağı bir süzüyoruz; saçlarını boyatmış mı, diplerinden orijinal rengi görünüyor mu, gözlerinin altında torba var mı, kulağındaki küpe nasıl, ruju ne renk, ellerinde yüzükler, kolunda bilezikler mi bulunuyor, üstündekilerin markası ne, üstündekiler olmasa nasıl görünürdü, gideri var mı falan filan. Bunlar önemli konular; anlatacaklarımız tüm bu verilerden yola çıkılarak oluşturulacak çünkü. Fal bakmak ne işe yarar ki demeyin, gayet işe yarıyor ama sonra da büyük olasılıkla diyeceksiniz ki “Kahve falıyla başlayan bir ilişkiden ne bekliyordum ki zaten?”.

Zekeriya benim çarpıntım tuttu aq. Elim ayağım titriyor. Mado’ya mı gitsek lan? Bi kahve içeyim.

Başlığa gelirsek; öyle bir şey yok abicim. Tüm bu dediklerimden de anlamanız gereken şey olarak şunu belirteyim; fal bakmak çok kolay. Çok zevkli. Fal baktırmak da çok eğlenceli aynı şekilde. Yalnız, fala inanmak angutluktur. Fala bakan veya baktıran değil ipne olan; insanlara eğlence biçimlerine göre cinsel tercih yakıştıranların kendileriyle, fala inananlardır.

Hah, gidelim Zekeriya.

 

>Islatılıp Dövülmek İsteyen Adam

>Ohhhh, mis gibi donuma kadar ıslandım. Mado’da Ali kardeşimle içtim bir güzel kahvemi, hunharca yağan yağmur altında koskocaman bir kavis yaptım Ziraat Bankasının oraya doğru, sonra Çoban Mustafa Paşa Camiinin ordan evime döndüm. Eve gider gitmez tartıldım, 3 kilo fazlam var. O derece ıslandım yani. Arada gerekiyormuş, keyfime diyecek yok şu anda.

Aslında sıkı giyinmiştim ama öyle bir yağmur var ki, içerden ıslandım. Ben öyle tosbağa gibi kafamı bedenime sokmaya çalışmıyorum yağmurda. Bir dakika… İçerden ıslanmak biraz kötü bir tabir oldu. Şimdi yağmur yukarıdan yağdığı içün; patır kütür kafamın üstüne düşüp iyice saçlara bir yedirdi suyu. Sonra kulaklardan burunlardan enseden doğru montun içine sızmaya başladı, arkasından sırtımdan belime doğru akarak dona doğru ilerledi. İçerden ıslanmak derken kastettiğim budur efendim.

Her ne kadar belediyeciğimiz çalışsa da, efenim 5 ışıkyılı yağmur kanalı döşedik diye hava atsalar da normal seviyede yağan yağmurda bile ayak bileğine geliyor yol ortasındaki su. Buruştu ayağımın tabanı 3 saat banyo yapmışım gibi. Bebek ayağı gibi oldu. Ayağımın altını gıdıkladım bebek refleksi verecek miyim acaba diye ama gayet 26 yaşında adam tepkisi verdim: “N’apıyorum lan ben manyak mıyım akşam akşam?”

İnsanın kafasına kafasına yağmur inmesi strese çok iyi geliyor bak, aklınızda bulunsun. Çatır çutur patlıyor ya kafanızda; dayak yiyormuşsunuz gibi hissettirip bedeni rahatlatıyor. Şimdi artistlik yapmayın, hepiniz ara sıra dayak yemek istiyorsunuz. Gerginlik alır deneyin. Ben dayak yemeyeli yıllar oldu ama kaşınıyorum bu aralar mesela. Atar yapıyorum, gider yapıyorum ki kalabalık gruplara, taşlarla sopalarla dalsınlar bana ağzımın burnumun yerini değiştirsinler diye lakin adamlar da diyor ki “Ulan 5 kişiyiz herif bize gider yapıyor bir bildiği var herhalde, uzayalım hafiften.” Vallahi bi numara yok oğlum bende. Karşılık vermeyeceğim, cidden bak.

Bir dahaki yağmur yürüyüşümde polislerden bir hareket bekliyorum. Yani polisleri bir şekilde kızdırıp kendimi dövdürmek güzel olur ama adli bir vaka olmasın, sicilime işlenmesin. O tarzda bir sinir bozma hareketi. Copla dövsünler falan. Cop kırılıyor mu? Kırılıyorsa sırtımda kırılmasını tolere edebilirim. Yüzüme vurmasınlar ama. Haa, dur bak; aklıma geldi de polisler bu işin eğitimini aldığı için can yanmasından daha ölümcül sonuçlar ortaya çıkabilir. Bir fitness salonunun önüne mevzileneyim en iyisi ben. Çıkanlara laf atıp sarkıntılık edeyim. Hafiften başlar, önce kadınlar belli bir yere kadar vurur, sonra çevre halkının da katılımıyla bir şölene dönebilir yediğim dayak. Bak bu güzel oldu Zekeriya. Gelsene yarın akşam, bir deneyelim.