RSS

Kategori arşivi: Martini

>Lezzet Dudakları V – Roxy

>Öyle çok da gezip tozan bir insan olmayışımdan mütevellit, Emre’nin Yıldız’daki evini bulmam oldukça zor oldu. Planımız 3er adet birayı evde tüketip akşam da dışarda birşeyler içtikten sonra dağılmak olduğundan, görev bilinciyle biralarımızı içmeye başladık. İnternetten kaçak Fenerbahçe maçı yayını yapan ızdırap verici derecede takılgan bir site, 2 adet orta boy pizza ve 3er adet bira. Öyle mal gibi oturduk. Tam baygınlık gelmişti ki artık, ablamdan bir mesaj geldi: “Roxy’nin sezon açılışına 2 davetiyem var, gider misiniz Emre’yle?” Emre’yi satıp başkasıyla mı gitsem acaba diye düşündüm ama ağzımdan da kaçırdım bir yandan ablamın mesajını. Emre “Gideriz!” deyince ben de Emre ile gidelecek bir Roxy’e hazırladım kendimi.

Efendim, tam olarak nerde olduğunu bilememekle birlikte, Sıraselviler’de olduğunu söyleyebilirim. Yer yön duygum yok benim. Kapıda iki tane Rambo vardı, bi an geri dönecek gibi oldum ama özlerinde çok iyi insanlarmış. Elleriyle bir yoklayıp aldılar içeri. Neyse efendim, girdik. Geldiğimiz etkinlik ise “Coyote Nights Party”imiş. Ekranlarda klasik westernler filmlerinin sahnelerinden oluşturulmuş bir video vardi ki zevkten 4 köşe oldum. Lakin “Butch Cassidy and The Sundance Kid”den niçin daha fazla sahne yoktu? Bence bu gözden kaçmış. Ama zaten elimizde içkilerle çıppıs çıppıs müzik çalan bir mekanda Lee Van Cleef’leri, Guiliano Gemma’ları, Burt Lancaster’ları ekranlardan izlemek bir garip geldi diğer yandan. Ben bunları düşünürken yanımıza bir minik garson kız geldi, ne içeceğimizi sordu; Emre “Bacardi-Sprite” istedi, ben de çok yaratıcı bir insan olmadığımdan “Aynısından” dedim. Normalde 20 TL ama ilk içki beleş oğlum.
Mekan hoş, loş, sıcak, geniş lakin ben böyle bir mekanın bu kadar önemli bir akşamda (sezon açılışıymış işte) bu kadar boş olmaması gerekiyordu. Gecenin ilerleyyen saatlerinde de dolmadı. Yani normalde insanların g.t g.te olması gerekirdi diye düşünüyorum. Durum böyle olunca insanların birbirleriyle göz göze gelme oranı da artmış oluyor. Çok fazla bu tür mekanlara gitmeyen ve cumartesi akşamı dışarı çıktığında birkaç içki – muhabbetten fazlasını aramyan biri olduğumdan bu durum beni gerer aslında. Sürekli beni süzen annem yaşındaki kadına ve erkek arkadaşıyla dans ederken sürekli beni izleyen çocuğum yaşındaki kıza bu anlamda teşekkür ediyorum; gerildim. Saygılar. Tabii ki sahneye çıkan ve kıvrım kıvrım kıvrılan kızlara bakmadığımı da söylemeyeceğim. Eğer biraz daha alkol alsaydım ben de o barın üstüne çıkıp döke saça birşeyler içebilirdim; yalan yok.

Artık 2 saat olmuştu ve ben bütün geceyi beleş içkiye bağlayan adam imajından oldukça rahatsızdım. Emre de bir şeyler içecekti, ben de votka martini istedim. Bıdık garson geldiğinde Emre siparişi verdi ama “Karıştır ama çalkalama” demeyi unuttu; imajımın sarsıldığını düşündüm. Şunu belirtmek istiyorum ki votka martini istediğimde sadece artistlik yapıyordum, içinde alkol olmayan bir içecek bekliyordum. Gayet de malzemesi bol bir votka martiniydi, bu anlamda daha önce görmüş olduğum mekanlardan bayaa bir öne geçmiş oldu Roxy. Çarptı lan. Bayaa oğunmuş. Malzemeyi esirgememişler. Malzemeyi kimseden esirgemedikleri çok belliydi. Yanımdaki herifin başında kırılan bir bardaktan ve üst kattan düşen bir tabureden bu anlaşılabiliyordu. Artık gitmem gerektiği de anlaşılıyordu tabi. Zaten Melis de gelmişti, Emre yalnız kalmayacaktı.
Neden bilemiyorum, son zamanlarda sürekli geyikçi taksicilere denk geliyorum. Beni Şişli’ye bırakan taksici de bu açıdan bakıldığında sırf çeneden oluşuyordu. O kadar içkiyi boşuna içmiş oldum; kafa açtı gece gece. Roxy’e gidelim arkadaşlar. O barın üzerine çıkan dansçıları bir görelim diyorum. Ama sakın gecenin sonunda taksiyle dönmeyin. Başka bir şey bulun. Ne bileyim işte. Öyle.
Reklamlar
 

>Ducati Bizi Işınla

>Reklamın iyisi kötüsü olmaz mottosunun niçin sadece Türkiye’de geçerli olduğunun açıklamasının yapılmasını istiyorum. Reklamın iyisi bal gibi olur. Reklamın iyisi olmayınca akılda da kalsa ben o ürünü kullanmam. Kullanana engel olur, gerekirse canını yakarım. Mal mıyız lan biz? İyi reklamı haketmiyor muyuz? “Nası olsa s.ke s.ke bu ürünü alacaksınız, reklam yaptık ama dostlar alışverişte görsün diye, yoksa reklama bilem ihtiyacımız yok” dercesine yapılmış reklamlar yüzünden televizyon izlemiyorum 15 yıldır. Gündemden koptum.

Televizyonu açtığım zaman otistik çocuklar gibi sadece reklam izlerdim eskiden. Yalan yok, televizyon izlemeyişimin nedeni reklamların kalitesizliği değil; evde bir tane televizyon var ve o televizyonda da gündüz Esra Erol, gece de NatGeo izleniyor. Evde olup da bu yayınlara maruz kaldığım günden bu yana Türkiye’de abazanlığın yaş ve cinsiyete göre değişmediğini, Esra Erol’un çok feci bir hatun olduğunu, Goddard Yüksek Çözünürlük Tayfölçeri’nin ultraviyole ışığında çalışmak üzere tasarlandığını ve çiftleşme dönemindeki erkek bir filin dişi fil sandığı gergedana tıklamaya çalışırken belini kırarak öldürmesinin hiç de az rastlanan bir durum olmadığını öğrendim. Arada çıkan reklamlardan da Türkiye’de reklam sektörünün amacının tüketiciyle t.şak geçmek olduğu kanısına vardım.

Öncelikle 11880 ve 11818’i kullanmayacağım. Niçin ikisi için de çalgılı çengili ve bol embesilli reklamlar hazırlandığını anlayabilmiş değilim. Bilinmeyen numaraların gırnata ve darbukayla ilgisi var, orası kesin ama sormaya çekiniyorum; herkes biliyor da ben bilmiyormuşum gibi hissediyorum. YapıKredi reklamındaki komik olduğunu zanneden hıyarağası da ancak g.tümdeki kıl dönmesi kadar komik. Kenan İmirzalıoğlu’nun oynadığı Pepsi reklamı kadar s.kik bir reklam da uzun zamandır yoktu; hayranları beleş konuşsun, ödemeli arama yapmasın, gizli gizli annesinin telefonundan kendi telefonuna kontör atmasın diye reklama çıkmış, öyle diyor artis. Fiat da “Babam öyle diyo”dan beri piçli reklam çekmiyordu yanlış hatırlamıyorsam, küçük çocuklara ağız dolusu küfür etmeyeli çok olmuştu. “Kaçalım kaçalım koşalım” diyen o insan artığından beri içimde ukteydi veletlere sövmek. Aklıma geldikçe içimde fırtınalar koparıyor, seri cinayetler işlemek istiyorum bir yandan Michael Jackson gibi dans etmeye çalışıp diğer yandan “Ziyanı yok” diye g.tünü yırtarkenki hali gözümün önüne gelince. Kesin konuşmayayım ama, eğer bir gün görürsem bir yerlerde ve tanırsam; polis çağırın, jandarma çağırın. Öldürürüm ben onu.

Neyse efenim; piyasanın durumu bu olunca, bir el atmak farz oldu. İlk önce Türkiye piyasasında hak ettiği konumda bulunmayan bir marka olan Ducati için bir reklam projem var. Masrafsız da. Bembeyaz bir ekran izlerken, dış ses “Ducati, bizi ışınla!” diyecek. Ekranın bir yanından Ducati marka bir motorsiklet hızla girecek, diğer yanından çıkacak. Göremeyeceğiz bile. Sonra aynı dış ses sloganını söyleyecek markanın: “Ducati. Sizi ışınlar.”

İkinci projem, hala kendisine yaratıcı bir reklam bulamamış bir marka olan Martini’ye. Türkiye’de çok fazla kullanılan bir içki değil. Bira ve rakının oldukça gerisinde. O yüzden reklam yüzü olarak tanıdık, bilindik bir kişi oluşundan mütevellit Berdan Mardini’yi seçtim. Parası neyse verin çocuğa. Şimdi Martini reklamlarındaki o elit ortamlar, yılan karılar Türkiye’de yok. Martini müşterisini rakı ve biracılardan çalacak. “Hep CHP’ye oy verdim ,bu kez de AKP’ye veriyim” diyen insanların bulunduğu bir ülkede “Hep bira içiyorum, bu akşam da Martini içeyim” denebilir gayet.” Bir meyhanede buluyoruz kendimizi reklam başlar başlamaz. Yavaş yavaş hareket eden kameranın görüş açısına Berdan Mardini giriyor. Sol altta küçük bir yazı: “Berdan Mardini – Turkish singer, actor”. Elindeki midye dolmayı ağzının iki yanından pirinçleri döküp saçarak lüplettikten sonra Martini’sine uzanıyor, lakkır lakır içiyor. “Ohhhhh” diyor sonra, ve kameraya doğru elindeki Martini’yi kaldırarak “Well done, Martini” diyor. Böylece hem Türk alkol piyasası canlanmış, hem Türk futbolu kazanmış, hem de Rusların sıcak denizlere inme emeli suya düşmüş oluyor.

Monitörü birden fazla görmeye başladım Zekeriya. Ben bir kusayım.