RSS

Kategori arşivi: para

>Afyon Patlaması

>Henüz tam olarak uyanamadım ama yine bir yağmur esnasında birşeyler yazma ihtiyacı duydum. Sangi gök delindi anasını satayım. Saat henüz 11 bile olmadı (öğleden önce) ama öyle bir karanlık ki ortalık; sanki koskoca bi uzay gemisi geldi tam güneşin önüne parketti de, depoyu fullettikten sonra bedavadan yıkıyorlar şimdi. Bense yine yağmurdaki insan hallerine taktım, söyleyeceklerim var:

Eğer amacınız yağmurdan sığınmaksa, efendi gibi gelin dükkana “Yağmur dinene kadar şurada bir oturayım” deyin; “Sktrgt” diyecek değilim herhalde. İlla birşeyler satın almak zorunda değilsiniz. Öyle ilgileniyormuş gibi oraları buraları karıştırmak, birbiriyle alakası olmayan şeylerin fiyatlarını sormak falan çok gereksiz şeyler. Hatta bir de çay söyleyeyim için ama benim yağmur keyfimin içine etmeyin…

Bu kez yağmur sadece hava karartısıyla geldi, şimşek – yıldırım falan yok. Gökgürültüsüyle yağan yağmur daha eğlenceli, şöyle ki; ilk önce şimşek çakıyor, flaş gibi. Hemen saniyeleri saymaya başlıyorum ben de; bir, iki, üç,… Sonra gümbür diye ses geliyor. Sayma bitiyor orada. Şimşekten kaç saniye sonra ses geldi? diyelim ki 9. Ses hızı saniyede 340 metre. 9×340= 3060. Demek ki yıldırım 3060 metre uzağa düşmüş. Işık hızının farkını hesaba katarsak belki bir 3058 metre falan olur. Belki de yanlış biliyorum, ama bunu yapmak beni çok eğlendiriyor. Yağmurdan zevk almasını bilen biriyim ben.

Sabsh henüz 11 olmasına rağmen (şu an 11:01) pek çok güne yetecek saçmalığı yaşadım yine bugün. Mesela şu “Kur’an kursuna yardım”. Artık iyice yüzsüzlüğe vurdular; ne makbuz ne birşey. Zaten makbuzlarda abuk sabuk şeyler yazıyor genelde. Diyanet İşleriyle alakası bile yok. Geliyor dükkana yaşlı başlı sakallı adamlar, utanmadan sıkılmadan diyorlar ki “Gençler Allah rızası için, Düzce’de yaptırmakta olduğumuz Kur’an kursuna bir bağış istiyoruz”. E Gebze burası? Git Düzce’den iste. Öyle bir imaj ki, sanki Düzce (sadece Düzce değil, bugün bir de Rize geldi. Rize lan!) bir kafir yuvası, kimse Kur’an kursu için kuruş para vermiyor, bu amcaları tartaklıyorlar orada; Düzce’ye iman götürmek, halkına İslam aşılamak bu amcalara misyon olmuş bu nedenle, bizden de yardım istiyorlar. Her zaman aynı cevap bende de: “Biz cuma günleri buradaki camiden yardım yapıyoruz”. Niye böyle dediğimi bile bilmiyorum. Çok saçma. Adam “Ne alakası var aq?” dese diyecek hiçbir şey yok. Ama amca zaten ne kadar saçmaladığının farkında, benim saçmalayışıma ses çıkaramıyor. Hele bir de bayan giyim mağazalarına dalmıyorlar mı cübbelerle sarıklarla 4-5 herif; tam art niyet. Ulan vitrine bir bak; jartiyer satıyor, tanga satıyor. İçerideki kız badi giymiş mini etek giymiş. Ben para vermiyorum sana, o verir mi? Sen de biliyorsun vermeyeceğini, senin niyetin başka hacı amca; gözler bayram etsin…

Bir de, yere çöp atma olayına değinmek istiyorum. Ben yere çöp atıyorum. Normalde atmam ama Gebze’de yaşıyorum. Elinizde çöple 10 kilometre yürüseniz de bir çöp kutusu bulamazsınız buralarda. Nereye atıyorum ben de çöpümü? İnsanların çöp noktası olarak belirledikleri yerlere. Sigara izmaritini mazgallara atarım mesela. Şişeyse elimdeki atmam yere gezdiririm. Şişeler ergonomik olur, eli rahatsız etmez, çirkin de görünmez elde. Kağıtsa buruşturur cebime koyarım ama bugün Gebze’de bile az rastlanır bir olayla karşılaştım. Herif kola kutusunu çarşının ortasında küt! diye attı yere gitti ya. Yaşı 18-19. Ayı mısın? Yarısı da doluydu kutunun ha. Bari bir dükkan vitrininin önüne koy, ya da ne bileyim, dök içindekini kutuyu buruştur öyle at. Okula da mı gitmiyorsun sen öğretmiyorlar mı sana? Keşke baban dışarı boşalsaymış be oğlum…

Gözlerimde şimşekler çakıyor, tansiyonum mu düştü ne oldu bilmiyorum; Allah Allah? Yazımı bitireyim bari. Bitirmeden önce, sabah ereksiyonuna gayrı-cinsel çare arayan Gebze insanlarına bir önerim var: Sülük. Satıyorlar her köşe başında şişe içinde. Koyun mevzunun üstüne, emsin işte çeksin kanı. İki dakikada çözer olayı. Bir de 3D’ne 3D’ne 3D’ne bandım; LG mi sandın Samsung aldım demek istiyorum. Güneş açtı… Hadi naş.

Reklamlar
 

>Medeniyetler Öpüşmesi – I – Orak, Çekiç, At, Avrat, Silah

>
SSCB, benim için king oynarken sadece cezası kalan kişidir. Bi de ülke var. Sovyetine eyvallah. Cumhuriyetler; e hadi neyse. Birliği, evet birliği. Ama Sosyalist? Pfff…

Sosyalizm vardı işte bir vakit. İşte, Sovyetler sosyalistiz biz derlerdi de, geri kalan tüm dünya komünist derdi (biz hariç, bizde yöresel farklılıklar gösterir; gomonis, gomüniz, komünüs, vs vs. Diyalektlerine kurban olduğumun Türkçesi…). Böyle ambargolar falan, cepheleşmeler, soğuk savaş, nükleer tehdit. Sonra Nato falan girdi hayatımıza, Gladio girdi. Benim kafam almaz böyle şeyleri; nato kafa – nato mermer. “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğidir adımız!” diyor bir taraf, geri kalanlar da “Sktirin gidin lan pis komünistler!” diyor. E kardeşim, sosyalist mi şimdi bunlar, komünist mi?

Benim uyuz olduğum şu; aslında sosyalizm diye bir şey hem var, hem yok. Bir yönetim biçimi olarak sosyalizm diyen olursa, derim ki ona ben “Hassktir lan ordan!”. E sosyalizm diye bir şey var, o zaman manasını bilmek lazım. Neymiş o? Paylaşmakmış. Hakikaten de öyle. Nasıl? Sosyalist bir insan paylaşır; iki pantolonu varsa birini komşusuna verir. Arkadaşı sıkkınsa ve üzgünse; o da üzülür önce, sonra sıkıntısına bir çare arar. Biri açsa, yemek ısmarlar, hem de kendi ne yiyorsa ondan. Herşeyini eşit olarak paylaşır, verebildiği kadar verir. Tanıdık geliyor biryerden değil mi? Biraz farklı tabi, malının kırkta biri yerine tamamı. Biraz fazla. Böyle din olmaz, demek ki bu bir din veya dine bir alternatif değil. Kendisi bir ütopya.

Tamam, makarayı bırakayım biraz. Uyuz olduğum nokta, eğitim seviyesine kurban olduğumun, okur yazarlık oranına şapka çıkarttığımın ülkesinde sosyalizme bakış açısı. Bir kahveye gir, ben sosyalistim de, yarısı bön bön baksın yüzüne, diğer yarısı da “ğomoğunağoyduğumun ğoministi, gaçma lau!” diye belinde masa kırsın. Birileri bu ayılara komünizmle sosyalizmin farkını açıklasın. Cuma namazından önce bir caminin yanından geçin (ya da namaza gidin, ne bileyim), hoca vaaz verirken diyor ki “Bu Ruslar geleneğe, göreneğe, ahlaka ve İslam’a düşmandır muhterem müminler! (camiye giden herkes de mümin yani) Her şeylerini ortak kullanırlar ki; komşusunun evine girer, şapkasını kapıya asar, komşusunun karısıyla ilişkiye girer. Kocası eve geldiğinde o şapkayı kapıda görünce, evde karısının başkasıyla beraber olduğunu anlar da, gerisin geri döner eve girmez! Böyle ahlaksızlık, Allah’sızlık diz boyu sevgili kardeşlerim. Neden? O komünizm, o sosyalizm denen illet kanlarına işlemiş de ondan!”

Şimdi:

1: Ne biliyorsun ya? Kimler öğretiyor size bunları? Rusya’ya mı gittin? Böyle bir olaya tanık mı oldun? Ne işin var senin öyle bir yerde?

2:Öyle bir olaya tanık olmuş olsan bile, sosyalizm veya komünizm hakkında ne biliyorsun da bu yozluğun sebebini onlara bağlıyorsun?

Ah bi Rus bunları duysa da, senin ağzını burnunu bi dağıtsa, kan getirse kulaklarından. Ulan, sen burda kardeşlikten, dostluktan, anlayıştan bahsedeceksin! Milletlere bok atma yeri mi cami? Ama işte, hep bu Sovyetlerin bok yemesi; komünistsin ulan işte. Sosyalizmi ne karıştırıyorsun? Onun da adını kötüye çıkardınız, yapacağınız işin içine ..çayım.

Komünizm böyle birşey herhalde

Anlamaya çalışayım biraz. Düşünüyorum. Komünizm ne oluyor? “Üretim kanallarının ortak mülkiyetine dayalı politik sistem.” Ee? Amaç? Sınıfsız toplum. Oluyor mu? E olmuyor! Bizim içinde yaşadığımız sistemden çok farklı, sermayenin gücü yok; çünkü sermaye yok. Bizim bildiğimiz anlamda bir devlet yok; herkes devlet (yersen). Yani insanlar ne uzalıyor ne kısalıyor bu sistemde; herkes birşeylerden sorumlu, herkesin üzerine düşen bir görev var, insanın hırsı düzen tarafından törpülenmiş zira mülkiyet hakkı sınırlı. Sistemin temelinde üretim bulunduğu için, sistemin içerisindekilerin belirlediği yetkili kişiler üretimi denetleyecek. Bu da sistemin iyi işlemesini, durmamasını sağlamak için hayati önem taşıdığından, denetleyicinin baskı oluşturabilme özelliği olmalı. O yüzden devlet burada denetleyici; ama bizim bildiğimizden çok daha otoriter, minimum seviyede şeffaf. Bundan dolayı komünist sistem, istismara çok açık; bir yerden sonra tamamiyle üretim sisteminin en altındakileri (ki bu kesim o komünist ülkenin tüm vatandaşları oluyor; sistemde sınıf olmadığı için herkes üretimin içinde) baskı altına alma, korkutarak sisteme karşı gelmesini engelleme ekseninde dönüyor. Bir de bizim gibi toplumların komünizmden korkmaları için en temel neden var: Din. Şimdi bu adamlar için temel motiv üretmek ve yaşamlarını idame ettirmek, değil mi? Bunun için de üretip paylaşıyorlar. Yani temel gereksinimleri konusunda bir sıkıntı yok. E hayaller? Tabii ki hayalleri yok çünkü ne uzayacaklar ne de kısalacaklar hayatları boyunca; ihtiyaçlarından fazlasını elde etme imkanları yok. Yani geleceğe yönelik bir hayalleri yok. O zaman bu adam ellerini açıp ne için dua edecek? “Allahım çok param olsun, ev alayım araba alayım”. Yok ki öyle birşey. O yüzden din kavramı çok somut değerlere sahip bu toplum için biraz fazla soyut, ütopik, faydasız kalıyor.

Kaka mıymış komünizm? Vallahi öyleymiş. Dünyanın gördüğü en boktan, en ipe sapa gelmez düzenlerden biri. İnsanı sürekli üretmekle sorumlu bir makina olarak gören; Sistemi makine, devleti motor, insanı çark-dişli-cıvata-somun olarak gören bir yapı. İnsanız biz yahu! Hırsımız var, değişmek isteriz, ilerlemek isteriz… İnsan ruhundan anlamıyorsun komünizm… Kendine ancak açlığından, işsizliğinden kırım kırım kırılan bir memlekette sempatizan bulabilirsin; o da en fazla 50-60 yıl sürer. Sonra kan gövdeyi götürür. Yapma böyle.

Bir de sosyalizm var.