RSS

Kategori arşivi: recep tayyip erdoğan

>Dekolteden Tahrik Olan Profesörler Ülkesi

>Boynunun kenarı görünüyordu. İnanır mısın; böyle içten dışa doğru titremeye, sarsılmaya başladım. sonra baştan aşağı süzdüm bi: Başörtüsünün kenarından bir tutam saç taşmış, her adımını attığında hop hop sallanıyordu böyle yukarı aşağı. Üstten iki düğmesi açılmış o pardesü, seksi olduğu besbelli vücut hatlarını saklamaya çalışıyordu ama hayalgücünü çok feci körüklüyordu o sallanan bir tutam saç. Dönüp bir de “Hayırlı günler efendim” deyince, anladım ki aranıyor. Yakaladığım gibi…

Tesadüflere mi inanalım arkadaş bu yaştan sonra? Herkesin kendi hayatında yaşadığı tesadüfler var evet; bireysel anlamda tesadüflere inanan ve güvenen bir insanım lakin tesadüfler toplumsal olarak yaşanmaz. Öyle bir dünya yok. Önce “Su testisi su yolunda…” diyen Hıncal, sonra CHP’li kadınlara “Bunlar tornadan çıkmış” diyen Tayyip, şimdi de bu kadın kurbanı tecavüzcülere koltuk çıkan dekan mıdır nedir o işte. Biri sansasyon peşinde, biri oy peşinde, biri de kaypaklık peşinde; yaranma derdinde. Bunlar bana tesadüf gibi gelmiyor. Bu bir trend. Türkiye’nin şu anki trendi; kadını aşağılamak.

Hayvanlık, öküzlük, aşırılık artık muhafazakarlık olarak adlandırılıyor bu ülkede; geleneklere ve dine bağlı olmak olarak. Ulan biz de aynı dine inanıyoruz, biz de aynı Kur’an’ı okuyoruz. Şu olanlara bak; bir kız canlı canlı gömülüyor, erkeklerle konuştu diye. Konuştu! Bu suçu işlettiğim 100lerce kız var. Tanıdığım tüm kızların canlı canlı gömülmesi lazım. Ha biri hariç, onunla konuşamadım. Neyse. Türkan Saylan başörtüsü düşmanı oldu, Ergenekoncu yapıldı. Türkiye’nin kızları ondan gördüğü hayrı Türkan Saylan’ı karalayanlardan gördü mü hiç? Yok, onu kimse sormaz zaten. Şimdi bir de dekolte, tecavüz için hafifletici neden haline getirildi bir profesör tarafından. Türkiye’de profesör olmak ne kolay lan.

Türkan Saylan’ı karaladık, kızlarımız mü’min kaldı. Ülke tam bölünüyordu, Hrant Dink’i vurduk; bölünmedi. Katilini bayraklara sarıp beraber fotoğraf çektirdik, birlik ve beraberlik perçinlendi. Erkeklerle konuşan kızı gömdük, namusumuz temizlendi. Rahibi katlettik; ülke misyonerlerin elinden kurtuldu, İslam’ın Türkiye’deki bekası sağlandı. Askerleri içeri attık, ülke daha güvenilir hale geldi. Gazetecileri hapse attık, basın özgürleşti. Buna tepki gösteren Amerika’ya sert yaptık, ikili ilişkilerimiz mis gibi oldu.

Ne kadar iffetli bir toplumuz lan biz. Son dönemde öyle bir iffetlendik ki, mankenlerin biri kucağından inmeden diğerini oturtan Hıncal bile Defne’nin ölümünü ilahi adalete bağladı. Uzun zamandır beynine kan gitmeyen Hıncal’ın düşünce sistemine göre acaba kendisi ilahi adaletten muaf mı? Erkeklerle konuştuğu için diri diri gömülen Medine de su yolunda kırılan bir testi mi? Dekolte olayını sormaya gerek yok zaten, Ece Gürsel’le takılmışlığı olan bir adam herhangi bir dişi hayvanın oturup kalkışından tahrik olabilir.

Sonuç olarak, yukarıda yazdıklarımdan kimsenin şikayeti olmayabilir. Lakin benim bir sıkıntım var; bu Profesör Orhan Çeker ile aynı ortamda bulunan binlerce kız var. Adam haykırıyor işte “Dekolteden tahrik oluyorum, dekolteli giymeyin; kayarım” diyor. Ya bu üniversiteye kızlar gitmesin, ya da bu adamı alsınlar buradan. Kızlı erkekli tüm öğrencilere de bir uyarım olacak; bu adam etrafınızdayken yere paranız düşse, almak için eğilmeyin. Mazallah…

Reklamlar
 

>Öküzler Altında 20.000 Buzağı

>*: Sizce de hükümet karşıtı öğrenci hareketlerinin yumurta olaylarından sonra artık basında fazla yer almaması biraz manidar değil mi? Yani öğrenci hareketleri bakanlara yumurta atıldıktan, öğrenciler fişlendikten sonra da devam etti ama basında fazla yer bulmuyor artık. Yandaş gibi davransın veya davranmasın; öğrenci hareketlerine karşı gösterdikleri duyarsızlıkla tüm basın şu an hükümet yanlısı görünmüyor mu? Erzurum’da buluşmak ve sıkıntılarını paylaşmak için bir araya gelmeye çalışan öğrencilerin polis zulmü görmeleri basında sizce de gereğinden az yer bulmadı mı?

**: Dünyanın birkaç yerinde kısa aralıklarla derin çukurlar oluşması hiçbirinizin aklına Roland Emmerich filmlerini getirmedi mi? Amerika’dan da uzaylı videoları geliyor zaten birkaç aydır. Geliyorlar mı lan yoksa? Gerçekten piramitleri uzaylılar mı yaptı Daniken’in iddia ettiği gibi? Yoksa onbinlerce işçiyi aynı anda aynı işte çalıştırabilecek kadar gelişti mi inşaat sektörü Eski Mısır’da? Nil’in debisi hakikaten onlarca ton ağırlıkta taşları sallar üzerinde taşıyabilecek kadar yüksek miydi?

***: Nordic metal gruplar nasıl oluyor da en iyi metal müziği yapıyorlar? Yani metal müzik; işçi kesiminin ortaya çıkardığı protest bir ideolojiye sahip rock müziğin uzantısıyken nasıl olup da İskandinavlar tarafından bir anda benimsenip kollara ayrılıyor? Metal müziğin şu anda epic, death, nu, core, trash, epic, vs. çeşitleri var ve neredeyse tümünün çıkış noktası İskandinav şarkıcılar. Nasıl oluyor da en iyi gruplar ve şarkılar Bu bölgeden çıkıyor? Bunun İskandinav ülkelerinin dünyanın en yüksek intihar ortalamasına sahip ülkeleri olmasıyla bir ilgisi var mı? Kısaca metal müzik emekçinin, işçinin müziği mi; yoksa refahından ne halt yiyeceğini şaşıran elit toplumun müziği mi?

****: Melih Gökçek denen adam bir de belediye başkanlığı yapıyor güya; sabahtan akşama kadar twitterda. Danışmanına bırakmasın hesabını diye dua ediyor insan, danışmanı daha da beter! Adam gururu okşansın diye hesap açmış. Acaba belediye başkanlığı o kadar da zor bir iş değil mi? Yani bütün gün bilgisayar başında durarak da belediye başkanlığı yapılabiliyor mu? Yapılabiliyorsa Melih Gökçek’e niye katlanılıyor? Sıradan bir insan geçse belediyenin başına, o da bilgisayar başında yönetemz mi Ankara’yı? Şu anki haliyle Simcity oynamaktan daha zor görünmüyor. İktidar partisine kapağı atmış olmak, bir nevi cheat mode’u aktif hale getirmiş olmak değil mi zaten?

*****: Vaktiyle bilmemkim hocanın tarikatına katılmış babaannemin dediğine göre bir insanın yetişkin olduğu yaş 13’tü. Bundan bahsederdi sürekli. Yani evlenmek için, reşit olmak için gerekli yaş 13’tü. İngilizcede de “ten” (10), “eleven” (11), “twelve” (12)’den sonra sayılara abuk sabuk isimler verilmeyişinin; direkt olarak “thirteen”den (13) devam etmesinin nedeni aynı mı acaba? Yani aslında tüm kültürlerde ergenlik yaşı 13 olarak mı geçiyor? Bu abuk sabuk tarikatların empoze ettiği değerler acaba diğer dinlere inanan toplumların geleneklerinden mi ileri geliyor?

******: Tunus’ta başlayan olayların benzerinin Mısır’da da yaşanması sizce de biraz suni değil mi? Tamam, Tunus’ta yolsukluk diz boyu olmuş, insanlar açlığından kırılmaya başlamış falan ama; Mısır gibi daha bir halkına hakim ülkede sosyal tepkilerin küresel basına yansıyacak denli büyük boyutlara ulaşması biraz anlamsız olmuyor mu bir anda? Siz de sırada başka ülkeler olduğunu; ve bu ülkelerin elinde enerji kaynağı bulunduran ülkelerden biri veya birkaçı olacağını düşünmüyor musunuz?

Kafam çok karışık Zekeriya, ben nasıl uyuyacağım şimdi? Alkol mu alayım, süt mü içeyim, yoksa hiç bi halt yapmayayım mı? Şşt! Lan?!

Uyumuş…

 

>Bura Neyin Arenası?

>Galatasaray – Ajax maçındaki protesto gösterileriyle birlikte yine aklıma şu soru takıldı: Tayyip bu kadar oyu kimden aldı abi? Doğuya gider yuhalananır, batıya gelir yuhalanır, köyde protesto, stadda protesto; ee? Yani milletin kendince bir hesabı var, oyunu veriyor Tayyip’e ama sonra yuhalıyor yani. Bana mantıklı gelmedi. Şimdi nereye giderse gitsin Tayyip’i yuhalayanlar para alıyor diyeceğim; o kadar para kimsede yok. Zaten Tayyip’in karşısında duranın hayatı kayıyor; aha işte bitti şimdi Galatasaray; Adnan Polat artık kime yalakalık yaparsa yapsın, kimin genital gölgelerini öperse öpsün dönüşü yok. Tayyip’in gazabı Galatasaray’ın üzerine olacak.

Dün akşam düşüncem Galatasaray – Ajax maçını seyretmek değildi ve seyretmedim de zaten. Bir ara Ali’ye “Lan ikinci yarıyı izlesek mi?” dedim ama sonra ben vazgeçtim. Tekrarından da anladığım kadarıyla ağır çekimde, al gülüm ver gülüm şeklinde geçmiş maç. Ayhan atamamış, Anıl atamamış, Arda atmış sayılmamış, Suarez atmamış falan derken bitmiş işte odun gibi. Üzüldüğüm, protestoları kaçırmış olmak. Son şampiyon olduğumuz sezondan bu yana belki de Galatasaray maçında izlenecek, heyecanlanılacak bir şey olmuş; onu da ben kaçırdım.

Şimdi söyleyeceğim şey sadece Galatasarayla ilgili değil, futbol kulüpleri taraftarlarının neredeyse tamamıyla ilgili: Dışarıdan büyükbaşlara nasıl görünüyor bilemem ama kulüp taraftarlğı parti sempatizanlığından daha derin bir bağlılık içerir. Kulüp, taraftar için en büyük güçtür ve o güçle hiçkimseyi yarıştırmaz taraftar kendi gözünde. Yani kısacası bir şehri, kasabayı, hatta bir ülkeyi bir çuval kömüre veya ramazan erzağına satın alabilirsiniz; satın aldığınız kişi bunu çaresizlik olarak görecektir kendi kendine. Ama bir taraftarı, tarihin en ihtişamlı stadını yapsanız bile tatmin edemezsiniz; böyle bir emeğin karşılığında sevmediği birine destek çıkmak onursuzluktur, haysiyetsizliktir taraftar için. Ha, yok mu o taraftarlar arasında da Tayyip’e oy vermiş adam? Tabii ki var ama Tayyip’e oy verip orada yuhalayan adam, sapla samanı karıştırmayan adamdır. İkisini ayrı tutan adamdır. Yakın tarihte futbol yüzünden çıkan savaşlar; taraftar hareketleriyle başlayan özgürlük mücadeleleri bile var. Taraftarlığın dinamikleri ayrı işler, siyasete açık değildir. Herhangi bir kulübün taraftarının gönlünü; o adamın sıradan hayatında nasıl aldıysanız o şekilde alamazsınız. Dün akşam göründüğü üzre ters teper.

Dahası, Tayyip ve ekibi (ki bu ekibe Adnan Polat da dahil) bir linç tehlikesi yaşadıklarının da farkında değildi dün akşam. Sebebi ise gayet açık; TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın Başbakan yuhalandıktan sonra efendisini koruyan samuray gibi mikrofona sarılıp sarfettiği şu laflara bakalım:

-“Galatasaray, Ali Sami Yen Stadı’ndaki yükümlülüklerini bile yerine getiremeyecek durumdaydı. Yüklenici firmanın işi bırakmasının ardından, dönemin başkanı Özhan Canaydın, aciz bir durumda bize geldi. Biz de onların teklifini kabul edip, stadı yapmayı üstlendik.”

Kim olursa olsun, Başbakanın yuhalandığı bir ortamda böyle sözler sarfetmenin yangına körükle gitmek olduğunu bilmesi gerekir. Yalnız bizim yöneticilerimizdeki padişah ruhunun ve halkı azarlama tekniğinin yukarıda belirttiğim gibi bir stadyum içerisinde sonuç vermesini ummak bile başlı başına bir gerizekalılıktır; Türkiye’de devlet adamı veya bürokrat olmak için bir önkoşul olan gerizekalılık düzeyinden bile daha fazlasıdır. Tabi bir de devlet adamının bakış açısıyla bakmak gerekir. Dışişleri Bakanı Egemen Bağış’a göre “Bu yapılan nankörlüktür” mesela. Böyle bir durumda Galatasaray taraftarının gösterdiği tepki; bürokratlarımızın yerden yere vurulduğu belgelere karşı hükümetimizin sergilediği görmezden gelen tavır gibi olmalıdır ABD’ye karşı. Tarım ve Köyişleri bakanı Mehdi Eker gibi “Yapılanlar çok ayıp çok saygısızca” olarak da değerlendirilebilir ki öyledir. Koskoca ülkenin köylüsü, çiftçisi rezil rüsva olurken sadece bir tanesi sesini çıkarttı, o da anasını aldı gitti zaten. Bu tepki nedir şimdi? Kesin o yuhalayanlar Ergenekoncudur bak demedi demeyin.

Son olarak; dün akşam futbol adına şahsen çok şey beklemiştim; Hagi herkesi hücuma kaldırsın, ilk maç olması nedeniyle hazırlık maçı bile olsa rakibe göz açtırmasın istemiştim. Maçın özetinde içi geçmiş taraftarın da iki takıma uyum sağladığı görülüyordu ama dün akşam taraftar herkesten daha çok mücadele, daha çok direnç gösterdi. Dünkü maçın galibi taraftardır. Mağlubu ise önümüzdeki dönemde Galatasaray olacaktır.

 

>İntihar Kılavuzu: Müntehirin Bileklerindeki Ahkam Kesikleri

>Şimdi; intihara meyilli biri olmakla itham ediyor beni Mustafa. Her ne kadar “Manyak mısın oğlum lan ne alakası var?” diye çemirsem de haklı hissedecek kendini bu yazıyı okursa eğer. Mustafa emin ol baltayla falan kendimi öldürmek gibi bir fikrim yok şu an (ki bilirsin, öyle naif yöntemler tercih etmem böyle bir konuda) ama günlerdir şu meth denen ekşi sözlük yazarının intiharı olayını düşünüyorum. Öyle bir takıldı ki aklıma, çıkmıyor aq. Psikolojik sorunları olabilir insanların, Türkiye’de psikolojik destek alması gereken en az 50 milyon insan var. Ben de o takribi 50 milyon kişiden biri olduğumu düşünmesem psikoloğa gitmezdim mesela ama psikiyatrik derecede problem sahibi olmaktan hep korktum. İşte bu meth de beton gibi bir antidepresan kullanıyormuş. Allah’ım, sen kimseye verme böyle hastalık, e mi? Hayatında bir kez antidepresan kullanıp ebesininkini tersten gören bir insan olarak intihar konusunu ahkam kesikleri içerisinde bırakmak istiyorum şu an.

Şimdi ekşi sözlüğe girip bakınca adamın 10 sayfalık nick altının tamamının 13 Kasım ve sonrasında yazıldığı görülüyor. Yalnız biri demek ki bu adam. Depresif. Öncelikle içine kapanık ve yalnız olduğunu düşünen insanların dikkat çekebilmek amacıyla yapabildikleri en radikal eylemdir intihar girişiminde bulunmak. Zaten her insan kendini depresyonda bulduğunda, anlaşılmadığından, yalnız bırakıldığından dem vurduğunda aklına ölüm gelir (“E öleyim de kurtulayım aq” gibi). Gerisinde bıraktıkları tarafından duyulan pişmanlığın hayalini kurar. Kendisini ciddiye almayanları vicdan muhasebesiyle başbaşa bırakabilmiş, kendisine sağken hiç zaman ayırmamış insanların derin bir acı ve suçluluk duygusuyla kendilerini sorgulamasını sağlayabilmiştir intihar edince; öyle düşünür yani. Bunalımdaki bir insanın duygu yüküyle çok da yanlış bir düşünce sistemi değil aslında ama bir de ne kadar süre etkili olduğu muamması var.

1: Neden intihar?
Kendimce düşünüyorum şimdi insan ne gibi nedenlerle intihar edebilir diye. Hmmm… Evet aslında çok fazla neden yok: Bunalım, depresyon, çaresizlik hissi, vs vs. Başka bir adı var mı bilmiyorum; bunların hepsi aynı şey. Sadece oluşma nedeni kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Sevgiliden ayrılma, sevgisizlik, ilgisizlik, ekonomik problemler, yakın birini kaybetmek gibi eksikliklerden doğabiliyorken; ihtiyaç olarak addedilen şeylerin gereğinden fazlasına sahip olmak da aynı şekilde depresyona neden olabiliyor. Örnekli olarak açıklamak gerekirse; haddinden fazla ekonomik refah sahibi bir kişi için hayatındaki diğer ihtiyaçlar (sevgi, ilgi, saygı,…) aslında normal seviyede bile olsa yetersiz gelebiliyor bazen (“Her şey ne kadar sahte, insanlar yalancı!” diye gev gev öten o antipatik güruh bunlar işte) ve bir depresyona neden olabiliyor bu. Depresyonda da ilk çare olarak sahtelikten, ilgisizlikten ve önem verilmeyişten mütevellit “Benim değerimi bilmiyonuz olum, aha ben gitsem hepiniz boku yersiniz” düşünce yapısı oluşuyor ve “Lan? Ben olmasam? İyi fikir aslında” biçiminde kabaca tabir edilebilecek intihara meyilli ruh hali ortaya çıkıyor.

2: İntihar eden kişi niçin intihar nedir?
Öncelikle intihar edeceğini söyleyen veya ima eden kişiye “İntihar çözüm değil yavrucuğum” diyenlere bir lafım var: Sakın bir kelime daha etmeyin, bi s.kim bildiğiniz yok. İntihar eden kişi (“intihar eden kişi” çok uzun, o yüzden “müntehir” kelimesini kullanıyorum bundan sonra) için intihar bir çözüm yolu değildir, bir cezalandırma yöntemidir. Müntehir değersiz addedilmiştir, ilgi ve sevgi görmemiştir; bu konuda hiçbir hatası yoktur o yüzden. O aslında çok iyi, mükemmel, sevilesi bir insandır ama ilgisine mazhar olmak istediği kişiler ileri düzeyde saygısız, g.t ve şerefsizdir. Hiçbir haltı haketmeyen bu kişilere gösterdiği derin sevgi ve ilgi bu kişilerin kendisinden başka kimseden göremeyeceği düzeyde olduğu için onları yokluğuyla cezalandırmaktır niyeti. Bir başkasını cezalandırmak için kendisine zarar vermek elbette mantıklı bir hareket değildir ama müntehir zaten intiharı kafasına koyduysa kendisi psikolojik olarak rahatsızdır, sağlıklı düşünemiyordur çünkü kafasında kurduğu neden – sonuç ilişkisinde tutarsızlıklar var. Anlatacağım yavrum, acele yok.

3: Müntehire edilmemesi gereken laflar
Aslında müntehirin etrafındaki insanların iyi niyetle müntehiri vazgeçirmek için sarfettiği sözler, müntehir için motive edici olabiliyor. Az önce bahsettiğim “İntihar çözüm değil” klişesi mesela. E çözüm değil tabi. O da biliyor. Zaten anlaşılamamaktan yakınan bir insana “Aha işte bak, yine anlamıyonuz aq” dedirtmekten başka bir işe yaramıyor. Bir diğer sakıncalı söz “Kafaya takmaya değer mi?” veya “Canın bu kadar kıymetsiz mi?“. Bunu söyleyen adama şunu söylemek lazım: Ulan aq malı; zaten müntehir için kendisi dışındaki insanların değerleme vasıfları yetersizdir. Yani adamı intihara sürükleyen şey, zaten kendisi için değerli olan bir şeyin kendisini değersiz görmesidir. Sen yine adamı haklı çıkararak iyiden iyiye kararını desteklemiş oluyorsun. Kaldı ki bu iki s.kik cümle barındırdığı ton itibariyle son derece küçümseyici, aşağılayıcı cümleler. Müntehirin aklını kurcalayıp duran “Acaba onlara gereğinden fazla mı değer veriyorum, yoksa ben onlara ne kadar değer verirsem vereyim benim ilgimden çok daha fazlasını hakedecek düzeyde insanlar mı, değersiz olan ben miyim yoksa aheyyy!” sorunsalının cevabını vermiş oluyorsun. Agresif tavırlar da oldukça faydasız, hiç tarzı olmayan müntehirleri bile gaza getirici etkiler yapabilen bir davranış biçimidir. Adam camdan aşağı bir bacağını sarkıtmışken “Saçma sapan hareketler yapma lan, gel içeri s.ktirtme sülaleni” derseniz; normalde ancak koala kadar kanı kaynayan, ancak Fethullah Gülen kadar sinirlenen o naif kişinin “Haessktir lan” deyip bir panter gibi aşağı atlayışına tanık olabilirsiniz. Son olarak da kendinden ve çevresinden örnekler veren gözlemci yardımseverlere değinelim. “Ali bak benim de var bir sürü derdim, hiç intihar ediyor muyum? Hadi ver o bidonu” veya “Ayşe gözünü seveyim çıkar şu namluyu ağzından. İntihar etme. Geçenlerde bizim üniversiteden Nesrin de intihar etti, öldü” türünde kurulacak cümlelere alacağınız yanıt yine “Ama anlamıyorsun, benim durumumu çok farklı” olacaktır.

4:Bir kişinin intihar edeceği nasıl anlaşılır?
Aslında hem kolay, hem zor. Yalnızlıktan, anlaşılmamaktan, zor durumda bulunmaktan yakınan herkes; evet herkes intihar etmeyi düşünmektedir. Bu yazıyı okuyanlar da, okumayanlar da intihar etmeyi bir veya birkaç kez düşünmüşlerdir. İntihar hakkında düşünmek bir intihar sebebi olamaz, hatta intihara meyilli olan insanların çok azı intihar eder. Ayrıca intihara meyilli olmak da ne oluyor ki aq? “Hmmm… Kız terketti. Hayat çok fena. Kredi kartı borçları da birikti. Napsam ki. İntihar mı etseeem, yoksa bi posta 31 çeksem keyfim yerine gelir mi?…” tadında bir şey geliyor gözümün önüne “meyil” lafını duyunca. Saçmalama Mustafa.

5: İntihardaki inanılmaz mantık hatası
Müntehirin asıl niyetinin kendisini hiç mi hiç s.klemeyen insanlara bir ceza vermek, onları suçlu durumuna düşürüp akıllarını kurcalamak olduğundan bahsettim az önce. Şimdi sevgili müntehir kardeşim; sen zaten bu kişilerin vurdumduymazlığından, s.klemezliğinden, kadir kıymet bilmezliğinden yakınmıyor musun? Sen kendini 38 kez aynı yerinden bıçaklayıp öldükten, “Ayşe, Fatma, Hayriye; sizin yüzünüzden intihar ettim Allah belanızı versin” diye notunu da bıraktıktan sonra (Önce notu bırakıp sonra ölmen gerekiyor tabi) bu şahıslar seni yine s.klemeyecek ki. En iyi şartlar altında 1 haftada bir zamanlar senin var olduğunu bile hatırlamayacak.

-“Ayşe, Müntehir intihar etmiş lan!”
-“Ayyyy, deme yaaa. İçim bi fena oldu bak. Daha dün mesaj atmıştı seni bir kez olsun görmeden ölmek istemiyorum diye.”
-“Buluştun mu peki?”

-“Ay yok be, ne buluşçam. Cüneyt falan duycak sonra.”
-“$eqrm kitseq mi acbaa cnazsne?”
-“Ne bileyim kanka, gitsek mi?”

-“Gidelim yaa, sonra da Cüneytlerle buluşur bişeyler içeriz.”

-“Tmm bn twitliyorum hmen o zman beb$im :D”

Sonra bir de şu var; sen öldüğünde birileri elbette üzülüp ağlayacak ama o üzülüp ağlayan azınlık da zaten senin ceza vermek istediğin çoğunluk içerisinde olmayacağı için masum insanların asabını bozmuş olacaksın. Hani nerde mantık? Öküz?

6: İntihar etmeyi düşünüp edemeyenlerin önündeki engeller
İntiharı az önce de dediğim gibi hepimiz düşünüyoruz. Ama hepimizin engelleri var. Benim için engel Tanrı’ya olan inancım mesela. “Lan 27 yıl dayanamadım dünyaya, sonsuza kadar cehennemde mi yanayım?” diyorum şahsen. Bir başkası için engel gün gelip de herşeyin istediği gibi olacağına duyduğu inançtır belki. “Ya ben intihar ettikten sonra yıllardır oynadığım sayısal kuponu tutarsa? Yok lan yok, intihar etmiyim en iyisi.” diyebilir insan. Ya da korkar müntehir; “Oğlum intihar edersem babam ağzıma s.çar neler düşünüyorum ben?” gibi. Allah muhafaza, insanın son olarak bir tane engeli kalmalı intihar etmemek için. Yoksa ediverir vallahi. O nedenle, saçma sapan, alakasız da olsa müntehire intihar etmemesi için nedenler sunmak lazım. Öpüp okşamak, sevmek lazım. Şeker de yiyebilsin.


7: Neden intihar etmeye çalışan
kişi sürekli vazgeçer?
Çünkü zaten ilgisizlikten yakınmaktadır. Elinde megafonlarla polisini itfaiyesini kendisini köprüden indirmek için canhıraş bir uğraş içerisinde görünce, kendisini köprüye çıkarıp trafiği tıkattıran neden ortadan kalkmış oluyor. Zaten o adam köprüye gidene kadar sürekli kendisini intihardan vazgeçirecek bir nedenin karşısına çıkması için dua ediyor. O polisler, yakınların bir andaki yoğun ilgisi hayata bağlıyor adamı. Polisin kendisini kucaklayan tavrını gerçekten değer verildiğini düşünerek karşılıyor; halbuki trafiği tıkamış herif. Polis ne yapacak? Suyuna gidecek herifin. Beline bir tekme vuracak değil ya! Şaka bir yana, zaten ruhsal dengesi yerinde olmadığı için o sahte ilgiye sahte olduğunu bile bile sarılıyor adam. Kendini kandırıyor. Ölmeyi hazmetmek kolay mı lan?

8: İntihar ederken tercih edilebilecek ölüm biçimleri
Kendini bir yerlerden atmak her zaman başarılı olmadığı gibi çok da acılı görünüyor dışarıdan, ya da kendini asmak. Ben de Amerikan filmlerindeki polislerle aynı görüşü paylaşıyorum acılı ve hayvani intihar biçimleri için: İnsanın kendinden nefret etmesinden kaynaklanıyor olabilir. Yine de acı çekmeye gerek yok. Kendine saygısı olmayabilir insanın, o zaman cesedin çeksin cezayı. Sen çekme. Bu şekilde kendinden nefret edenlere acı çekmeden ölmek için trenin önüne atlamak, hızarla kesmek, pimi çekilmiş el bombası yutmak, Kadıköy’de Galatasaray formasıyla naralar atarak dolaşmak gibi önerilerim olabilir. Heyecanı atıp motive olmak için dinlenecek müzikler de önemli. Metal müzikler intiharı daha heyecanlı hale getirir diye düşünüyorum. Yine acısız ama sessiz sedasız ölmek isteyen huzur düşkünleri için ise önerim elbette zehir veya ilaç. Bol alkolle alınmasını tavsiye ediyorum.

9: Usulüne uygun intihar nasıl olur?
Öyle intihar edeceğim diye sağa sola duyuran adam kolay kolay intihar etmez. Onun umudu vardır. O adam intihar etmez demiyorum, eder. Eder ama çevresindeki insanların gerçekten kendi algıladığı gibi öküz olması lazım. Asıl intihar, has intihar haber verilmeden edilendir aga. Eğer kişinin bunalımı çevresel değil içsel etkilerdense veya sorununun çözümüne dair hiçbir olumlu gelişme olmayacağına kani ise o adam intihar eder. Sessiz sedasız. Hiç kimseye duyurmaz. İşin ilginç yanı, bu tür intihar vakaları yalnızlık, ilgisizlik, sevgisizlik nedeniyle olmuyor genelde. Hep seveni çok olan insanlar sessiz sedasız intihar ediyor. Ne derdi var bunların? Onu ben değil de profesyonel biri anlatsın bir zahmet. Her şeyi benden beklemeyin.

Sonuç olarak; bir adam intihar edecem diyorsa bu onun intihar edeceği anlamına gelmediği gibi, intihar etmeyeceğinin de garantisi yok elbette. Günümüzde sözlük olsun, facebook olsun pek çok platformda intihar etmemek için umut arayan müntehir arkadaşlar yakın çevrelerinin de asabını bozuyorlar. Benim kişisel tercihim başımın hemen arkasına yerleştirilmiş mutfak tüpü ve namlusu ağzıma sokulmuş bir süperpoze tüfek olurdu. Ortalığı velveleye vermek yerine de bir veda blogu yazar, intihar edeceğim günden 1 gün sonra yayınlanması için ayarlardım (Ehhehheeee, aldı mı okurları bir telaş?)(Hiç sanmıyorum). Şimdi bunları yazdım diye kimse telaşa kapılmasın. Ya da kapılsın çok s.kimdeydi. Ama ben Mustafa’nın dediği gibi intihara meyilli bir insan değilim. İntihara meyilli olan Zekeriya’dır. Bende meyil falan yok. İntihar edeceğim dedim mi, ederim(bak!).