RSS

Kategori arşivi: seks

>Medeniyetler Öpüşmesi – I – Orak, Çekiç, At, Avrat, Silah

>
SSCB, benim için king oynarken sadece cezası kalan kişidir. Bi de ülke var. Sovyetine eyvallah. Cumhuriyetler; e hadi neyse. Birliği, evet birliği. Ama Sosyalist? Pfff…

Sosyalizm vardı işte bir vakit. İşte, Sovyetler sosyalistiz biz derlerdi de, geri kalan tüm dünya komünist derdi (biz hariç, bizde yöresel farklılıklar gösterir; gomonis, gomüniz, komünüs, vs vs. Diyalektlerine kurban olduğumun Türkçesi…). Böyle ambargolar falan, cepheleşmeler, soğuk savaş, nükleer tehdit. Sonra Nato falan girdi hayatımıza, Gladio girdi. Benim kafam almaz böyle şeyleri; nato kafa – nato mermer. “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğidir adımız!” diyor bir taraf, geri kalanlar da “Sktirin gidin lan pis komünistler!” diyor. E kardeşim, sosyalist mi şimdi bunlar, komünist mi?

Benim uyuz olduğum şu; aslında sosyalizm diye bir şey hem var, hem yok. Bir yönetim biçimi olarak sosyalizm diyen olursa, derim ki ona ben “Hassktir lan ordan!”. E sosyalizm diye bir şey var, o zaman manasını bilmek lazım. Neymiş o? Paylaşmakmış. Hakikaten de öyle. Nasıl? Sosyalist bir insan paylaşır; iki pantolonu varsa birini komşusuna verir. Arkadaşı sıkkınsa ve üzgünse; o da üzülür önce, sonra sıkıntısına bir çare arar. Biri açsa, yemek ısmarlar, hem de kendi ne yiyorsa ondan. Herşeyini eşit olarak paylaşır, verebildiği kadar verir. Tanıdık geliyor biryerden değil mi? Biraz farklı tabi, malının kırkta biri yerine tamamı. Biraz fazla. Böyle din olmaz, demek ki bu bir din veya dine bir alternatif değil. Kendisi bir ütopya.

Tamam, makarayı bırakayım biraz. Uyuz olduğum nokta, eğitim seviyesine kurban olduğumun, okur yazarlık oranına şapka çıkarttığımın ülkesinde sosyalizme bakış açısı. Bir kahveye gir, ben sosyalistim de, yarısı bön bön baksın yüzüne, diğer yarısı da “ğomoğunağoyduğumun ğoministi, gaçma lau!” diye belinde masa kırsın. Birileri bu ayılara komünizmle sosyalizmin farkını açıklasın. Cuma namazından önce bir caminin yanından geçin (ya da namaza gidin, ne bileyim), hoca vaaz verirken diyor ki “Bu Ruslar geleneğe, göreneğe, ahlaka ve İslam’a düşmandır muhterem müminler! (camiye giden herkes de mümin yani) Her şeylerini ortak kullanırlar ki; komşusunun evine girer, şapkasını kapıya asar, komşusunun karısıyla ilişkiye girer. Kocası eve geldiğinde o şapkayı kapıda görünce, evde karısının başkasıyla beraber olduğunu anlar da, gerisin geri döner eve girmez! Böyle ahlaksızlık, Allah’sızlık diz boyu sevgili kardeşlerim. Neden? O komünizm, o sosyalizm denen illet kanlarına işlemiş de ondan!”

Şimdi:

1: Ne biliyorsun ya? Kimler öğretiyor size bunları? Rusya’ya mı gittin? Böyle bir olaya tanık mı oldun? Ne işin var senin öyle bir yerde?

2:Öyle bir olaya tanık olmuş olsan bile, sosyalizm veya komünizm hakkında ne biliyorsun da bu yozluğun sebebini onlara bağlıyorsun?

Ah bi Rus bunları duysa da, senin ağzını burnunu bi dağıtsa, kan getirse kulaklarından. Ulan, sen burda kardeşlikten, dostluktan, anlayıştan bahsedeceksin! Milletlere bok atma yeri mi cami? Ama işte, hep bu Sovyetlerin bok yemesi; komünistsin ulan işte. Sosyalizmi ne karıştırıyorsun? Onun da adını kötüye çıkardınız, yapacağınız işin içine ..çayım.

Komünizm böyle birşey herhalde

Anlamaya çalışayım biraz. Düşünüyorum. Komünizm ne oluyor? “Üretim kanallarının ortak mülkiyetine dayalı politik sistem.” Ee? Amaç? Sınıfsız toplum. Oluyor mu? E olmuyor! Bizim içinde yaşadığımız sistemden çok farklı, sermayenin gücü yok; çünkü sermaye yok. Bizim bildiğimiz anlamda bir devlet yok; herkes devlet (yersen). Yani insanlar ne uzalıyor ne kısalıyor bu sistemde; herkes birşeylerden sorumlu, herkesin üzerine düşen bir görev var, insanın hırsı düzen tarafından törpülenmiş zira mülkiyet hakkı sınırlı. Sistemin temelinde üretim bulunduğu için, sistemin içerisindekilerin belirlediği yetkili kişiler üretimi denetleyecek. Bu da sistemin iyi işlemesini, durmamasını sağlamak için hayati önem taşıdığından, denetleyicinin baskı oluşturabilme özelliği olmalı. O yüzden devlet burada denetleyici; ama bizim bildiğimizden çok daha otoriter, minimum seviyede şeffaf. Bundan dolayı komünist sistem, istismara çok açık; bir yerden sonra tamamiyle üretim sisteminin en altındakileri (ki bu kesim o komünist ülkenin tüm vatandaşları oluyor; sistemde sınıf olmadığı için herkes üretimin içinde) baskı altına alma, korkutarak sisteme karşı gelmesini engelleme ekseninde dönüyor. Bir de bizim gibi toplumların komünizmden korkmaları için en temel neden var: Din. Şimdi bu adamlar için temel motiv üretmek ve yaşamlarını idame ettirmek, değil mi? Bunun için de üretip paylaşıyorlar. Yani temel gereksinimleri konusunda bir sıkıntı yok. E hayaller? Tabii ki hayalleri yok çünkü ne uzayacaklar ne de kısalacaklar hayatları boyunca; ihtiyaçlarından fazlasını elde etme imkanları yok. Yani geleceğe yönelik bir hayalleri yok. O zaman bu adam ellerini açıp ne için dua edecek? “Allahım çok param olsun, ev alayım araba alayım”. Yok ki öyle birşey. O yüzden din kavramı çok somut değerlere sahip bu toplum için biraz fazla soyut, ütopik, faydasız kalıyor.

Kaka mıymış komünizm? Vallahi öyleymiş. Dünyanın gördüğü en boktan, en ipe sapa gelmez düzenlerden biri. İnsanı sürekli üretmekle sorumlu bir makina olarak gören; Sistemi makine, devleti motor, insanı çark-dişli-cıvata-somun olarak gören bir yapı. İnsanız biz yahu! Hırsımız var, değişmek isteriz, ilerlemek isteriz… İnsan ruhundan anlamıyorsun komünizm… Kendine ancak açlığından, işsizliğinden kırım kırım kırılan bir memlekette sempatizan bulabilirsin; o da en fazla 50-60 yıl sürer. Sonra kan gövdeyi götürür. Yapma böyle.

Bir de sosyalizm var.

Reklamlar
 

>Neden? – I – Freud Annemi Rahat Bırak!

>
Birşey takıldı aklıma; şimdi efendim, arkadaşlarla oturuyoruz kapının önünde. Böyle, birşeyler falan anlatıyoruz birbirimize, derken diğerlerinin gözleri hareket etmekte olan birşeye takılıyor: kız. “Hop ulan” diyorum, “Lan bişey anlatıyoruz, hayvan mısınız oğlum” diyorum, oralı olan yok. Ya da en harlı muhabbetler “Hacı, geceliği 200 dolarmış, şu muhitteymiş vs vs” şeklinde geçiyor. “Lan oğlum n’oluyo ya?” diyorum, haydi ondan sonra yok sen top musun, gay mısın i.ne misin falan uzayıp gidiyor; eş anlamlı sözcüklerine kurban olduğumun Türkçesi…

Bu işte bir yanlışlık var birader. Öyle bir yanlışlık ki, hiç girmek istemeyeceğim kadar uzun bir anlatım gerektirecek galiba ama bir deneyelim bakalım.

Bu Freud denen şerefsizin Allah belasını versin. Herşeyi cinselliğe bağlamış sapık, herkesi kendisi gibi addetmiş utanmadan bir de; anayı karıştırmış işin içine öküzün oğlu! Bu adam 200-300 yıl önce yaşasaydı kimse takmazdı dediklerini, hatta taşlarla sopalarla dalarlardı buna. İletişim çağına yavaş yavaş girildiği dönem bu p.zevengin sapıttığı döneme denk geldiği için, bir de nasıl olsa iletişim çağının başlamasıyla burada s.çılan bokun bile dünyanın diğer tarafında alıcısı olacağı için, kimse sesini çıkarmamış. Zaten kesin o Duchamp’lar, Warhol’ler bu herifin yaptıklarından yüz bulmuşlar bence.

Bir şey gizli saklıysa, yıkılmaya hazır ya da yıkılamaz bir tabuysa, destekli ya da desteksiz ahlaki bir yasaklayıcısı varsa; birazcık sunumla çok müşterisi olur. Olmaz mı? Olur. Bilinç altının bir etkisi varsa bu işte, o da bu kadar basittir. İnanmıyorsanız deneyin: Evinizin kapısı kapalı değil mi? Ev nedir? Özeldir. Ne olduğu bellidir o evde. Anne, baba, çocuklar; mahremiyet. Kapı kapalıyken erişilmezdir orası; farkına bile varmaz insan orada bir kapı olduğunun. Alışılmıştır, tabudur; aile dokunulmazdır. Kapıyı sonuna kadar açtınız diyelim. Şimdi, mahremiyet kalmadı ama, dışarıdan bir etkenle değil, içeriden. Kapıyı açan aileyse, akla gelen ilk şey, bu ailenin kendi içinde sergilediği samimi ortamı bu kapının açık kaldığı süre boyunca göremeyeceğimiz; yani özele vakıf olamayacağız. İlgi çekici bir durum yok. Akla gelen ikinci şey: İçerideki ailenin tüm özeline tanık olma durumu. Kim ne yapıp ediyorsa gayet açık, mahremiyet kendiliğinden ortada. Ama yine ilgi çekici bir durum yok; çünkü çaba yok, heyecan yok.

Geldik en civcivli kısma: Kapıyı hafif aralık bırakın. İşte bu da sunum. Herkes fark edecek, ailenin kapının kapalı olmadığının farkında olmayışından istifade edip etmeme konusunda bir ahlaki muhasebe yaşayacak insanlar içlerinde. Yabancı kişi, insiyatifi elinde bulunduruyor artık, kendi içindeki tabuya karşı bir mücadele verecek; kazanacak veya kaybedecek.


Keep This Fire Burning Ulan

Şimdi okurken şöyle diyecek biri (eğer biri okursa der herhalde); “Ne alakası var aq? Yazının başından buralara nasıl geldik?” Dediğim gibi, çok sıkıcı derecede uzun bi konu bu ama en azından bu kısmı yazının en başıyla şöyle bağlamak istiyorum:

Efendim, tabular bir bir yıkılıyor. Sıkıntı yıkılan tabunun hangisi olduğu değil, lakin tabular bir bir yıkıldıkça ne heyecan kalıyor, ne motivasyon kalıyor, ne de bize yaşadığımızı hissettiren hür iradenin anlamı. Daha dün zihnimizde muhakeme fırtınaları koparan ahlaki duvarlar bugün çoktan yıkılmış, hepimiz elimize birer balyoz almışız da molozlarını da un ufak etmeye çalışıyoruz.

L’amour physique est sans issue

Hala yazının başıyla sonunu ilişkilendiremeyen biri varsa, ona şu özlü sözle seslenmek istiyorum: “Hala düşünüyorum, öyleyse malım.” Yani; cinsellik, her işin özü değil. Güdülerimiz, dürtülerimiz, alakası yok. Bu bize tabu olarak tanıtılmış, ama tarih boyunca her bir yanı yıkıla yıkıla sadece üstüste birkaç tuğlası kalmış küçücük bir duvar. Pek çok tabu var; dokunulması gereken ya da asla dokunulamayacak; cinsellik bunlardan biri değil. Cinsellik, herkesin kendi içinde oluşturması gereken bir tabu. Cinselliğin özü adrenalin, heyecan, hızlı kalp atışları değil mi? E bunu bu kadar kolay hale getirip niye heyecanını öldürüyorsunuz? Niye sıradanlaştırıyorsunuz? Kardeşim, ardına kadar açık kapılardan içeri dalmayın (“Hacı, geceliği 200 dolarmış, mekan şurdaymış vs vs”) diyorum ama buna karşılık kapalı kapılara bakıp bakıp iç geçirin (…derken diğerlerinin gözleri hareket etmekte olan birşeye takılıyor: kız.) de demiyorum. O hafif aralık kalmış kapıları arayın, kolaya kaçıp sıradanlaştırmayın hayatı! Ne o öyle, parayla falan. Nerede onun macerası?

Bitirmek isterdim ama, bu Freud’dan hıncımı alamadım. Daha sonra devam edeceğim…