RSS

Kategori arşivi: şiddet

>Neden? – III – Ben de Yaparım O Zaman

>
Bazen canım acaip şekilde kavga etmek istiyor. Birini bir dövsem diyorum; ağzını burnunu parçalasam, dağıtsam onu, çatır çatır kırsam beyninin tasını. Aman dilese, eğilse önümde yalvarsa; azıcık daha yavaş vurayım, numunelik bikaç sağlam kemik bırakayım diye.Bazı zamanlarda da aklıma çok güzel bir hakaret, yaratıcılığın sınırlarını zorlayan bir küfür geliyor. Biri olsa da, arkadaşlarının içindeyken söylesem, rencide etsem diyorum. Yerin dibine soksam. Dolu gözlerle baksa bana, ezilse varlığım karşısında. Birden böğüre böğüre ağlayarak kaçsa,
atsa kendini biryerlerden intihar etse.

Evet sevgili kardeşlerim, Freud denen müptezel p…venge zerre kadar saygı duymayan yoldaşlarım; madem bu sapık bile abuk sabuk fikirlerini beyan ederek psikolog olmuş, profesör olmuş falan; ben de bir bilim adamı olmak istiyorum. Düşündüm, taşındım; bence sen haksızsın Freud. Sana laflar hazırladım:

Bilinç altında cinsellik diye birşey yok. Şiddet var. Anlatış biçimimden dalga geçtiğim anlaşılmasın ama bir düşünün Allah aşkına: Kendimizi kaybettiğimiz durumlarda; yani sevindiğimiz, üzüldüğümüz, sinirlendiğimiz, umutsuzluğa kapıldığımız anlarda şiddete başvururuz; kimseyi düdüklemeye çalışmayız. Durumu daha iyi ifade edebilmek için kendimce şiddetin tanımını yapmam lazım: Şiddet; bilinçaltında gizlenen, kişinin sınırlayıcılarının (yani bir toplum oluşturmak için bilinçli veya bilinçsiz oluşturulmuş ahlak, gelenek, din, ceza kanunu vb. kural silsilelerinin kişinin zihnindeki yansımalarının) duygu yoğunluğuna yenik düştüğü anlarda enerji boşalımı şeklinde ortaya çıkan bir “araç”tır. Ortaya çıkmasının nedeni, kişinin ruhsal durumunu dengeleme ihtiyacıdır. Şiddet güdüsü varlığını insanın en temel motivi olan “üstün olma isteği”ne borçludur. Şiddet, bu isteğin en kaba ifade yöntemidir. Yani benim tanım olarak oluşturmaya çalıştığım şiddet, alışılmış tanımdakinden birazcık daha farklı. Daha net bir ifadeyle; üstün olma amacına ulaşılması ya da üstün olma ihtiyacının karşılanmasının önüne bir engel çıkması durumunda ortaya çıkabilecek duygunun tamamiyle etkisi altına girme, duygunun cinsiyle eşleşen ifade biçiminin tonunda aşırılık.

Örneksiz anlatmak zor oluyor. Diyelim ki işyerinde 60 yaşındaki müdürünüz, haklı veya haksız olarak sizi tüm iş arkadaşlarınızın önünde yerin dibine soktu. Azarladı, bağırdı, sövdü… Mantığınız sizi terketmezse, hislerinize hakim olabilirseniz yapacağınız şey en kötü olasılıkla başınızı önünüze eğip müdürün motoru soğuyana kadar beklemek olacaktır. Karşılık vermenizin önüne geçecek sınırlayıcılarınız işinizi kaybetme kaygısı, yaşça büyük birine karşılık vermek, soğukkanlılığı yitirme endişesi olacak bu durumda. Yine de yaşanan durum imajınıza, kişiliğinize, iş arkadaşlarınız arasındaki sosyal pozisyonunuza olumsuz etki yapacaktır. Doğru olan ise yaşanan kaybın telafisini hemen o anda değil, belli bir süreç içerisinde aramak olarak gösterilebilir. Sınırlayıcıların oluşturduğu barajın, duygu seline dayanamaması durumunda ise müdürünüze karşılık verecek, sizi ne kadar incittiyse aynı miktarda hatta daha fazla rencide etmek isteyecek, zarar verme isteği duyacaksınız. Sosyal çevreniz içerisindeki konumunuz, değer verdiğiniz ve size değer vermesini istediğiniz insanların gözündeki imajınızın zedelenmesi korkusu duygu yoğunluğunuzu artıracak ve yakası açılmadık küfürler ağzınızdan fışkırıp belki birkaç kez de böğrüne böğrüne vuracaksınız müdür beyin.

Ya da Galatasaray’da oynuyorsunuz ve Fenerbahçe’ye gol attınız. Mantık çerçevesinde düşündüğünüzde; kale çizgisinden top her geçişinde 1 gol sayıldığının, gol atınca maçın bitmediğinin, tribünlerin gergin olduğunun ve aşırılığın hoş sonuçlar doğurmayacağının farkına varabilir ve gol sevincinizi arkadaşlarınızla medeni bir şekilde yaşayabilirsiniz. Duygusal bir hezeyan içerisine girdiğiniz anda ise rakip taraftarları rencide edici hareketler yapmaktan, formanızı çıkarıp sallaya sallaya oradan oraya koşmaktan ve sarı kart görmekten kendinizi alıkoyamayacaksınız; çünkü gol attınız, öne geçtiniz, birşey başardınız, üstünlüğünüzü kabul ettirdiniz. Zaten kalesinde gol görerek başarısızlığa uğramış rakibinizi daha da baskı altına almak, mental olarak ezmek için elinizden geleni yapmayı kendinize ait bir hak olarak göreceksiniz.

Bir de işin ruhsal sıkıntılarla ilgili kısmı var. Efenim duyguların bastırılışı nedeniyle ortaya çıktığı iddia edilen problemlerle ilgilenelim biraz da. Yaptığım gözlemlere dayanarak (2 kişiyi gözlemledim. Biri benim, diğerini tanımıyorum) şöyle bir sonuca vardım; ruhsal problemlerin ortaya çıkışının birkaç nedeni var:

I. Duygusal yükü boşaltmanın yolunu ve muhatabını bulamama

.Sınırlayıcıların, duygusal yükle aynı oranda büyümesi durumu olarak da sallayabilirim. Kişinin probleminin kendi yapabileceklerinin dışında da dinamikleri olması ve bu durumun kişiyi belirsizliğe itmesi veya kişinin artık yaşamak istemediği bir durumu ortadan kaldırmak istemesi ama bu durumun müşterek bir hal olması ve diğer iştirakçilerin bu duruma son vermeye gönüllü olup olmayacakları sorunu. Halk arasiında “karı gibi düşünmek”, “düşün düşün boktur işin” veya “iki ucu boklu değnek” gibi tabirleri vardır.

-“Boşanmak istiyorum”

a.”Nasıl söyleyeceğim?” b.”Eşim boşanmak istemiyor” c.”Çocuklar n’olcak?”

“Faturalar birikti”

a.”Para yok” b.”Ya keserlerse elektriği?” c.”Son parayı iddaaya bassam?”

II. Sınırlayıcıların kuvvetsizliği.

Kişinin ahlaki, sosyal, dini, vb. hiçbir kaygı taşımaması durumu. Konu komşu bilmeme, saygısızlık diz boyu, bir adam sendecilik, bir vurdum duymazlık almış başını gitmiş olur böyle kişilerde. Dil pabuç gibi falan. Duygu yükünün en ufağı bile hemen boşaltıldığından, sürekli bir tatminsizlik hissi.

III. Tatminsizlik korkusu.

Kişinin biriken duygu yükünü boşaltmaktan kendini alıkoyması. Kendine güven eksikliği şeklinde görülür dışarıdan. Dedim ya en başta hani birini dövsem ağzını burnunu kırsam falan diye; işte bu o dayağı yiyen kişi. Baskın kişi olma yolunda başarısızlığa umrama endişesi taşıyan şahıs.

Aklıma gelenler bunlar. Cinsellikle ilgili bişey de yazmam gerekirse eğer, o da şiddetin mini mini alt kollarından biri olduğudur; çünkü o da tamamen kendini kanıtlama, karşıdakine üstünlüğü kabul ettirme, beğenilme, vazgeçilmez olma dürtüsünün ortaya çıkardığı bir üründür. Tek farkı, karşılıklı fiziksel haz alma artısı olması yani.

Efendim, benden bu kadar. Hepinizi seviyorum.

———————————————————————————
Bu metnin yazımında hiç bir Freud’a zarar verilmemiştir, vermek amaçlanmamıştır. Alınganlık yapanların aldıklarını yerine koymaları rica olunur. Freud fena bir insan değildir. Sadece tarafımdan yerden yere vurulmak için seçilmiş bir konudur. Yoksa okurum, severim, saygı da duyarım ara sıra. Yiğidi öldürür hakkını da veririm; bu anneyi karıştırmış falan hiç sevmediğim şeyler ama Yusuf Tavaslı’dan sonra en iyi rüya yorumcusudur kanımca. Mekanı cennet olsun.

Reklamlar