RSS

Kategori arşivi: sinir

>Kış, Kar ve Bişeyler Daha

>Kış resmi olarak kafamıza vurmaya başladı, geç oldu ama olsun. Eşşoğlueşşek Yanardağı patladığından beri bir şeyler ters gidiyor gibiydi; yazla sonbahar sıcak olacak bu yıl derken eşşek yüküyle yağmur yağdı, çok da güzel iyi oldu. Yalnız; kış kişiliksiz bir mevsimdir derken bundan bahsediyordum işte: 48 saatten kısa bir süre önce hava 18 dereceydi. Tişörtle çıkmıştım dışarı. Hoş, yine tişörtle çıkıyorum ama bokum donuyor şu anda.

Kış aylarının resmi içeceği sahlep kafelerde best seller olmaya, palto-kalın pantolon-bot-bere dörtlüsünden oluşan üniformalar herkesin üzerinde göze çarpmaya başladı. Ben de kış ile ilgili bildiklerimi ve bilmediklerimi bir gözden geçireyim hemen şuracıkta:

Kar tanesi var ya hani “kar kristali” olarak geçiyormuş literatürde. Heh, işte onların hiçbiri aynı şekilde olmuyormuş. Tamam, hepsi altıgen ama içlerindeki şekilleri aynı olan 2 kar tanesi bile yağmamış dünya kar tarihinde. Sonra; bu kar taneleri yere inerken birbirlerine hiiiç değmiyorlarmış. İtiyorlarmış birbirlerini. -4 ila -20 derece arasında sıcaklıklarda yağıyormuş. Lapa lapa yağan kar için havanın çok soğuk olmaması gerekiyormuş; -4 ile -8 arası gibi. Kar toprağa yağdığında toprağın donmasını önlüyormuş, üstte kalan kar kaç derece sıcaklıkta olursa olsun, alt kısmı tam 0 derece olarak muhafaza ediliyormuş.

Şimdi de benim bildiklerimi anlatayım. Eğer çok sinirli, g.tünüzden alev çıkaracak derecede öfkeliyseniz üstünüzü giyinmeden karda dolaşın. “Ananı s.kiyim bu nasıl soğuk?!” derken insanın aklından uçup gidiyor her şey. Kızgınlıkla ilgili bir neden yoksa da sadece karın tadını çıkarayım diyorsanız sıkı sıkı giyinip dışarı çıkın ama başınızı kapatmayın. İnsanın tepesine kafasına çat çut indikçe kar taneleri acayip hoşuna gidiyor.

Öküz gibi yağıyor yağmur şu an. Nah böyle at kestanesi gibi kocaman kocaman. Karı izlemenin zevki çok farklı (wife manasındaki değil, snow manasındaki). Artislik desinler, kunillik desinler; kış mevsimine en iyi giden müzik türü klasik müzik. Bak şimdi açmış bulundum Sibelius – Finlandia çalıyor. Mesaj melodisi yapmıştım vaktiyle. Kocaman kocaman ama yavaş yağarken kar; bir açın siz de dinleyin. Ha, yanlış anlaşılmasın; gerer insanı. Sonlarına doğru bir kış müziği konseptinin dışına çıkar besteleniş amacından dolayı; oraları dinlemenize gerek yok. İçinizi karartır ama zaten kış da böyle bir mevsim. Aferin ona. Sonra, söyleyeceğim şudur ki Vivaldi mevsimlerden falan anlamıyormuş. yine de Dört Mevsim – Kış‘ın başları tam da tipi yağarken dinlenecek türden. Biraz kulak tırmalar ama candır yine de. Orta kısımlara gelindiğinde yavaş yavaş yağan karla dinlenecek bölümler gelir. Son kısmı ise en harika bölümüdür ama kışla alakası yoktur; sonbaharda tadı çıkar onun ancak. Sir Edward Elgar – Nimrod. Güneş kar toplarken bunu dinlemek lazım. Dinlerken bile üşüyor insan. Hani kar ince ince yağar ya, irmik gibi. Yerde birikir ama yapışmaz birbirine. Sonra fuuuuuuuuu diye üfleyerekten eser rüzgar; tane tane uçurur o karları. İşte o esna için de Lacrimosa tavsiye ediyorum. Arkadaki vokalleri duyunca anlarsınız ne demek istediğimi. Son olarak da çok işlevsel bir müzik: Verdi – Requiem. Onun girişi. Yoksa kendisi çok uzun bir eser. Bu da kar yağışlarının en zevklisi olan hem hayvan gibi büyük, hem de sağdan soldan savrula savrula yağan kar için.

Kış ayının kişiliksizliği insanlarda ya da en azından bende (insan olduğumu düşünüyorum) kişilik bozukluğuna yol açıyor. Aslında çok konuşan geveze biriyken ağzını bıçak açmıyor insanın. Konuşacak, anlatacak ne kadar çok şeyiniz olursa olsun içinizden konuşmaya başlıyorsunuz. Kar topluyorsunuz yani. Sonra “Akşam olsun, bir kahve içip şöyle etraflıca bir düşüneyim olan biteni” dediğinizde biri karşınıza çıkıyor, bir muhabbet bir muhabbet. Lapa lapa yağmaya başlıyorsunuz. Birden kesiliyor konuşma, “Eh seni fazla tutmayayım”lar, “Hava da soğuk, erken gidelim eve”ler falan böyle haddinden fazla bir düşüncelilik. Sonra depresyona devam kaldığın yerden. Aramak isteyip etrafınızdaki insanları; eliniz telefona gittiği anda “Yok ya aramayayım en iyisi. Bıktırmayayım kendimden” gibi baştan aşağı saçma ama engel olunamayacak kadar kuvvetli ruh dengesizlikleri yaşayabiliyor insan bu mevsimde ve eğer kendinizi bir kış insanı olarak görüyorsanız bu ve buna benzer kişilik bozuklukları 4 mevsime yayılıyor. Şimdi düşünüyorum da, daha 2 hafta evvel bu konuyu konuşmuştuk arkadaşlarımdan biriyle; demek ki o da kış insanıymış.

Kış aylarındaki bu suskunluk isteği İskandinav filmlerine benziyor. Bomboş, hiç de çekici olmayan manzaraya bakan maksimum iki kişi; yarım saat boyunca ekranda aynı kare. Artık isyan edesi geliyor insanın “LAAAAAAAANNN YETER BİRİNİZ BİŞEY SÖYLESİN ARTIK!” deyip ekrana kolumu sokmak istiyorum. Her kış hak veriyorum adamlara. Kışın olayı bu çünkü. Öyle boş boş dışarıyı seyrediyorum. Kafada binbir tane adam vır vır vır konuşuyor, bense mala bağlamışım. Rakı içmiş gibi “Lan neden yaşıyoruz, nereye gidecek bu işlerin sonu?” soruları uçuyor beynimde. İşte diyorum ya, yılın her gününe yayılıyor sonra. O yüzden diyorum ki ben bazen bu kuzeyli ve kuzeyliye benzer filimlerdeki suskun, zavallı, ezik, bezgin, sıkıcı, mal, boşa kürek çeken, rahatsız adamlara benzetiyorum kendimi. Sessizlik‘deki içinden geçenleri dile getirememekten verem olmuş Ester, Yol‘daki olmayacak bir işin peşinden oğluyla beraber koşturan “adam”, 7 Samuray‘daki suskun ve sürekli kendine verilen görevi karşılık beklemeden istenilenden daha iyi yapan idealist Kyuzo, Fountain‘daki inatla çevresindekileri dinlemeden çevresindekiler için birşeyler yapmaya çalışan Tom, vs vs.

Şu anda tam Finlandia’lık yağıyor kar. Az sonra E-5teki trafiği kontrol etme imkanı bulacağım. Eğer bir terslik varsa ben bildiririm buradan. Ya da bildirmem. Bilemiyorum. Rahatsız etmeyeyim şimdi.

Izzy?

Reklamlar
 

>Aq!

>
Aq kedisi öyle bir anırıyor ki evin kapısında, sanki canlı canlı pişiriyorlar hayvanı. Dayanamıyorum şu sese, hiçbir şeye dayanamıyorum zaten ama şu kedi ciyaklaması yok mu; katil eder insanı. Gitmiş mal suyun içine oturmuş titreye titreye haykırıyor. Kedisin ulan, bi kuytu bi sığınak bulamadın mı? Yok aq. Ben bulacam. Biliyor pezevenk. Gittim yine kutulardan kestim biçtim bi yuva yaptım buna. Aq, müteahhit oldum aq hayvanları yüzünden.

Evet; cinnet dolu, öfke dolu bir haftasonunda yine birlikteyiz. Bana neler olduğunu soran ve ne olduğunu bilmeden nasihat veren onlarca kişiyi kılıçtan geçirdiğim rüyalarla bezeli kesik kesik ve kısa uykucuklar; oturmadan geçen uzun saatler, bacak ağrıları ve etrafa içten veya dıştan edilen küfürlerle geçecek 48 saat. Sağa sola telaşla koşturacağım, sinirlerimi kontrol edemeyeceğim bu 48 saatte suyuma gidilmesi, reflekslerimin altında kişiye özel nedenler aranmaması önemle rica olunur; çünkü gerçekten elimden bir kaza çıkabilir uyarıyorum.

Ne olduğunu sorma bak .mına koyacam en sonunda; ben de bilmiyorum aq lan! İki sabahtır buz gibi havada üzerimde incecik sıvetşörtle (sweat shirt, he aq he), ıslak saçla çıkıyorum dışarı hasta olayım diye. Ulan zaten günde 2 paket az geliyor artık, 3e geçtim hala ciğerler şu andakinden daha da kötü olmuyor. Lan hani bronşit vardı bende? Sigaraya başladım, bronşitim geçti aq! Yürüyorum yağmurda mal gibi öyle; sağımdan bişey geçiyor çarpıyorum, kafam zaten hep önde yerde bişeyler arıyomuş gibi, ayaklar sırılsıklam olmuş su birikintilerine dalıp çıkmaktan ama lan işte bayılmıyorum ki ben! Bilmiyorum ne bu?!

Anne:
-E ama oğlum niye yemiyosun?
-E aç değilim?
-Ama sabah da bişey yemedin evladım.
-Sabah da aç değildim.
-Ama aç aç durulmaz ki öy..
-HIIAIAAAAAAA!!

Yemeyeceğim işte. Ulan bak belki de yiyecektim. Yahu bir laftan sözden anlamaz mı insan ya? Bugünkü halimi hatırlamıyorum ama yemin ederim yemek yiyip yemeyeceğim sorulduğu için aç kalmışlığım var benim ya. Lan yersem yerim işte!

Baba:
-Şu halloldu mu?
-Evet.
-Bu?
-Evet.
-O?
-Halloldu.
-Şunlar?
-(!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!) Halloldu baba.
-Öbürleri?
-EVET!
-Ne o öyle ters türs cevap vermek falan?
-HIIIAAAAIAAAAAAAAA!!!!!!!!

Bir huzur istiyorum ulan 2 saniyelik yalandan bir huzur! Tatlıymış tuzluymuş s.kimde olmaz! Beynim olmuş dusch das, azıcık rahat verin ya!

-Hayırdır canım, daldın? Ne düşünüyorsun?
Eşşeğin s.kini düşünüyorum.
-N’oldu şekerim? Moralin mi bozuk?
Evet moralim bozuk çünkü bok.
-Aaa, sinirlisin sen!
Evet sinirliyim; ananın .mından dolayı.

Göğsümün içinde 2 tane eleman var, bir meşin top bulmuşlar biryerlerden; dan dun abanıp duruyorlar içeride öyle duvarlara doğru. Ne konu biliyor ne komşu sülalesini s.ktiklerim. Sıkılıyorum, daralıyorum. LA BİLMİYORUM! Dün elimi ısırırken yakaladım kendimi, ağlayana kadar ısırmaya zorlarken kendime geldim. Nedenini anlayamadım aq, manyak mıyım ne oldum sapıttım mı? Aq, zaten bir baktım elime; pasta kalıbı gibi içeri çökmüş diş izleri. Ya tenim marşmelov mudur nedir ne s.kimse işte ondan yapılmış, ya da çenemde güç yok anasını satayım. Canım da yandı halbuki bayaa, gözlerim kurumuş olabilir. Kaç yıl oldu ağlayamadım 1 kere be aq.

Ne yapmış? Yine devirmiş hayvan oğlu hayvan. Geber. Allah belanı versin. Şimdi kutunun üstüne iki taş koydum, bunu da deviBAĞIRMA LAN! Allah Allah ya! Gir lan şunun içine!

Bahçemde skindirik küçük buz gibi ve karanlık bir kulübe var. Dün gece geç saatte orada olduğumu farkettim. Öyle yere uzanmışım yan yan yatıyorum. Saate baktım, nereden baksan 3 saattir oradayım. Ne yapıyorum? Bilmiyorum yahu, vallahi bilmiyorum. Düşündüm işte, sabahtan akşama kadar kafamda bir şeyler var; düşün düşün bitmiyor aq! Hayır, ne düşündüğümü de hatırlamıyorum. Hatırlıyorum aslında ama, her saniye değişiyor düşündüğüm. Aynı anda 10 tane şey düşünüyorum bazen, kafam almıyor lan! Bütün gün koridorda volta, bir ileri bir geri. Neden? Düşünüyorum işte. Ne düşünüyorum? Belli değil ki! Bir saniyeliğine bir şey düşünüp gülüyorum. Ondan sonra başka bir şey giriyor aklıma, üzülüyorum. Hop, iki üç saniye sonra başka bir şey daha; bu sefer telaşlanıyorum, s.kim bacağıma dolanıyor. Nasıl bir arızadır bu, nerede hata verdim ben?

-Lan kahveye gidelim mi?
-Gelmem aq!
-Lan gidelim bir yerde çay içelim?
-İstemiyorum lan skirit!
-Lan sen de bana patlıyon ha!
-Çekme o zaman pimi!

Arkadaş; yarın bütün gün ayakta olacağım. Yine telefonum her çaldığında “Aha arıyo” dediğim insan aramayacak. Yine cinnet geçirtecek muhabbetlere taraf olacağım. Yine ahkam kesikleri içinde kalıp kan kaybından öleceğim 2 gün boyunca:

-Çok içiyorsun
-Sana ne aq!
-Günde 3 paket sigara mı içilir?
-İçiyorum işte, g.tüne mi battı?
-Niye bu kadar sinirlisin?
-Niye bu kadar o.ospusun?

E davarın soyu, e be avradını s.ktiğim; nasıl devirdin o kutuyu? Boyun devrilsin puşt. Bak bir de şu ilginçliği var hayvanın; götü yırtılana kadar bağırıyor beni çağırmak için, gidiyorum yanına, ulan işte ev yaptığımı anlamışsın sana içine girmeye çalışmışsın yıkmışsın evin kolonlarını; ne lan o pıhlamalar hıslamalar? İbnenin evladı; gel beni tırmala diye mi yapıyorum ben bunu? Soğukta üşüme diye yapıyorum piç! Hala abuk sabuk sesler çıkarıyor; ulan kediler bile miyavlamıyor artık. Miyör diyor, geör diyor böyle abuk sabuk sesler. Ulan kedisi miyavlamayan memlekette yaşanır mı hay aq ya! Delirecem lan!

40 yaşıma bir şey kalmadı, topu topu 13 sene. Ben içimdeki umursar kişiliği hala öldüremedim; onu n’apcaz? Ahkam mı kesiyorum? Çok mu kafaya takıyorum? EVET! Niye mi? BİLMİYORUM AQ BİLMİYORUM!

İnsan ne ile yaşar? Huzur ile mi? Yok ki işte! Para ile mi? Ne alakası var! Saadet ile mi? O ne aq? Ambale oldu bünye; bi an mutlu, 5 an mutsuz, 8 an sinirli, x an mala bağlamış. Başkalarının mutluluğuyla mutlu olmak aptalca mı? Ne alakası var? Gebereyim o zaman aq!

Söylediklerim çok mu üzdü? E aq salağı; ya söylemediklerim? Söylediklerim beni de üzüyor bazen. Ya söyleyemediklerim? Bir düşünsene! Ben artık düşünemiyorum. Aynı anda zaten milyon tane şey düşünmeye zorlanmışım. Aynaya bakıp konuşuyorum çoğu zaman; kendimi çekemiyorum lan artık! Ne çene varmış bende be! Allah’tan görüntü fena değil! O kadar istiyorum ki birileri beni darp etsin, açık yaralar oluşsun vücudumda. Öyle bir his var ki içimde, sigarayı kolumda söndürdüğümde canım o kadar da yanmayacakmış gibi.

Neler oluyor ulan? Nereye gidiyorum ben? Ne yapıyorum? Ne bu sinir, öfke? Tahammül sınırlarına mı dayandım yoksa? Ya yarın yine arasın diye beklediğim yerine aramasın diye dua ettiğim ararsa? Delirtmeyin lan!

Bak hala ya. Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın. Hala vik vik bağırıyor ya. E ben ne yapacağım? Ta bahçeye kadar inip bakacağım derdi ne diye. Aç mı kalmış, susuz mu kalmış, evi mi yıkılmış, korkmuş mu? Hey Allah’ım ya. Kim kimle uğraşır bu devirde? Şanslı pezevenk.

 

>Yağmur Yağar Enine Enine

>Yağmurun doğası gereği yukarıdan aşağıya doğru yağması gerek. Bulutlardan çıkıyor bu su taneleri işte, yer çekimiyle birlikte (9,80665 m/s2) gittikçe hızlanarak aşağı doğru iniyor ve saatte kim bilir kaç kilometre hızla kelimin ortasına vuruyor. Canı yanıyor insanın. Yaşadığım yerde ise farkettiğim; fırtınayla birlikte yağmur yağdığında fizik kuralları alt üst oluyor. Yani yağmurun enine (horizontal yani, o manada demek istedim) yağdığı tek yer Gebze herhalde. Elimde şemsiye var, vertikal yağan (yani normal yağan) yağmur için üretilmiş. Elimdeki şemsiye, yağmur karşıdan suratıma suratıma gelirken hiçbir işe yaramıyor. Kurşuna dizilir gibi, göz açamadan elinde şemsiyeyle yürüyen insanlar topluluğu; mal gibi bir görüntü.



Fırtınayla da yağsa, seller de götürse ortalığı, seviyorum ben yağmuru kardeşim. Sokaklar bomboş bir kere. Aq salakları. Dolaşın işte yağmurda. O kadar zevkli ki. Ben şu an ancak dışarıyı izleyebiliyorum, vakit buldukça da çıkıyorum kapının önüne, sağımı solumu bir güzel ıslattırıyorum yağmura, geri geliyorum. Sonra bir müşteri geliyor, iş yerinde bir adam karşılıyor onu; sırılsıklam. Eğlenceli. Güzel. Sonbaharın en büyük avantajı yağmur. Sonra soğuk geliyor tabi. Bu ikisinin ortak faydaları ise daha az et görmek, sağdan soldan pörtleyen göbekler görmüyoruz yağmurlar başladıktan sonra. Hatta insan görmüyoruz, ne iyi.


Birkaç yıl öncesine kadar “Yağmur yok, barajlar boş, bu ne sıcak sonbahar!”çemirişlerini hatırladıkça kan beynime sıçrıyor. Ne çabuk unuttunuz lan? “Ay pek bir yağmur var dışarda, bu havalar ne böyle…”. Ne olacağıdı? Çık, dışarı çık. O yağmur bir yağsın üstüne, kafana kafana bir vursun, suratına çarpsın tokatlasın bir güzel. Rahatlatır, gevşetir insanı. Ben size tahammül edebilmek için yağmurun gelmesini bekledim. Yağmur olmasa çekilir misiniz lan siz?
Aq malları…

Artık havalar eskisi gibi olmayacak. Yağmuru bulmuşken tadını çıkarın. Klişedir bilmem nedir ama, yağmurda el ele dolaşmadan sonbahar geçmez. Yağmurda beraber dolaşmaya değecek biri varsa yanınızda, hıyar gibi oturmayın evde. Yok mu? Telefonunuz zır zır çalıyor mu 15 dakikada bir hiç aramasını istemediğiniz biri tarafından? Aramak istediğiniz kişiyi aramak için eliniz gitmiyor mu telefona? Aradığınızda açmayacak mı? O zaman bırakın o aq telefonunu evde, öyle çıkın dışarı. Durmayın o evde.