RSS

Kategori arşivi: stres

>Kıl Topağı Kusan Kız

>Sabahtan akşama kadar oradan oraya koşturup çiçeklerin belini kıran, kelebeklere pusu kuran ama kendini 2 dakika sevdirtmeyen kediyi iki büklüm hale gelmiş acı acı böğürürken yakaladım vaşak gibi uçarak geldiği balkonun köşesinde. Evet, bu da onun laneti; ne kadar aklı fikri küçük çaplı terörler yaratmak, beni delirtmek olan ve kendi de dahil hiçbir şeyi önemsemez görünüp okşanmaya hiç ihtiyacı yokmuş gibi davranan canavarı en savunmasız anında yakaladım: Topak kusarken. Günün manyaklıktan arta kalan zamanlarında kendini temizleyişinin (yalanarak) yan etkisi bu. Kaderi yani, yapacak bir şey yok. Sonra düşündüm: Ne farkı var?

Kedisi olanlar bilir; kedinin ne bok yiyeceği belli olmaz. Paçalarınıza dolanır traş makinesi sesleri çıkararak, sevgi istediğini düşünürsünüz, “pıhhhhhhh!” diye tırmalayıverir. Miyav miyav miyav beyninizi s.ker, aç diye önüne ciğeri koyarsınız; koklar koklar sonra s.ktir olup gider. Sonra ilgiye ihtiyaç duyar, sevip gıdıklarsınız, doyduğunda elinizi kolunuzu ısırıp tırmık içinde bırakır. Siz bir kedi sevme ihtiyacı hissettiğinizde (ki bu gerçekten bir ihtiyaçtır, yalan değil; inanılmaz şekilde stres alır) hiç s.kinde bile olmaz, yaklaşmaz yanınıza. Tamamen bencilliğin vücut bulmuş halidir bir kedi. İlgi odağıdır, ihtiyaç haline getirilmiştir; bundan dolayı kontrol ondadır. Boşveremezsiniz onu; büyüklük sizdedir veya seviyorsunuzdur ve bu pislik onun farkındadır. Beddua edemez, zarar görsün istemezsiniz; çünkü onun zaten bir derdi vardır sürekli karşılaştığı: Kıl topağı kusmak. İşte bu beyaz bayrağını göndere çektiği anda yaklaşabildim ancak yanına. Yine de güvenli değildi; pıhladı, huysuzlandı ama ilgiye, sevgiye en çok ihtiyacı olduğu andı o an. Elimi alnının üzerine koydum mıncıkladım biraz oradaki tüylerini, bu itti biraz istemiyormuş gibi. Sonra rahatladı, çünkü faydasını gördü çakal. Bir işkence olmaktan çıkıp huzur anına dönüştü kadir kıymet bilmez uyuz mahluk için bu kusma anı.

O da iki büklüm olur her ay belli dönemlerde, sinirden köpürür, zaten çok da sahip olmadığı anlayışlılık iyice edepsiz bir anlamayışa dönüşür. Numaradan da olsa kendi kendine yetermiş gibi davranışları, kendini yalnızlaştırmaya ve acısını tek başına yaşamaya iter; kendine yetebileceği ilüzyonuna iyice inanır o gerginlikle: Hiçbir insanın kendi kendine yetemeyeceğini o dönemde hiç anlatamazsınız. Varoluşuna lanetler okuyarak ve bu lanetlerden size de pay vererek kendi topağını kusar kız. O belki kabullenememiştir bu durumu, siz kabullendirmeye çalışırsınız ama anlayışsızlıkla, yer yer öküzlük veya hödüklükle suçlanırsınız. Solan benzi, şişen bedeni ve gerginliğini dalgaya alırsınız alışsın artık değiştiremeyeceği bu olguya diye ama o bunu tam tersi bir şekilde saldırganlık, bir aşağılama, seksist bir tavır olarak alır her zaman. Anlamaz.

Yanında olmak ister adam, kız kıl topağı kusarken; kızın bilmediği veya tatmadığı huzuru verebilmek ister ona. Ayağının altına sıcak su torbası koymak veya ağrı kesicilere abanmak yerine; nazik bir sarılmanın ve ağrısından iki büklüm olduğu karnının üzerine koyulmuş bir elin acısının dörtte üçünü dindireceğini, kalan dörtte birinin de karşılıksız bir ilgi görüyor olmanın verdiği huzurla geçeceğini ve acısını dindirmek için uzatılan bir eli kabul etmenin yenilmiş olmak ya da kozları erkeğin eline vermek olmadığını konuşarak anlatamazsınız ki. İşin kötü yanı, bunu hiç yaşamamış olan kız için ayın sadece birkaç gününde yaşanan gerginlik ve sinir; zamanla ayın, yılın, hayatın tamamına yayılır maalesef. Agresiflik bir yaşam biçimi haline gelir, kişilik olur, etrafındakileri kendinden kaçırır; artık herkes anlayışsızdır onun için. Kimsenin suçlu olmadığı bir nefret durumuyla yalnız başına kalır orta yerde. O yüzden, erkek adam pes etmez böyle kızlar için; etmemeli. Çünkü içine kapandıkça kız; etrafına gururlu, vakur, başı dik görünmeye çalıştıkça içindeki saklamaya çalıştığı pişmanlık ağlama nöbetlerine tutulmasına neden olur. Öyle nöbetler ki bunlar, ne nedeni bellidir nöbete tutulan için, ne de bu sıkıntıdan bir kurtulma yolu vardır.

Sevgi istemiyor olsa da sevin gitsin anasını satayım. İlgi istemiyorsa da gösterin ilginizi. Sevgiye en muhtaç olan kız, en az muhtaç görünen kızdır babacım. Artisttir, kırar geçirir, sizi umursamaz, varlığınıza önem bile vermez ama onun ihtiyacı olan zaten ilgi görmek istediğinde göreceğini, sevilmek istediğinde sevileceğini, karnının üzerinde bir el istediğinde bulacağını bilmektir. Karşılığını beklemeden bunları yapmak, erkek adamın şanındandır. Yapın aq.

Sonra kusması bitti bunun. Birkaç dakika daha alnını, gıdısını okşadım. Mırıl mırıl sesler çıkardı ama istifini bozmadı. Gözleri kaydı, uyuyacaktı tam, şeytan dürttü sanki; hart diye ısırdı elimi itoğluit, bir – iki de tırmıklayıp kaçtı gitti. Alışılmadık bir durum değil, normal. Hep böyle olur zaten. Bir daha ihtiyacı olduğunda yine yanına gidip aynısını yapmayacak mıyım? Erkek adamın şanındandır.

Edit: Heyecan yok, bu yazı kimse için yazılmamıştır. 7.11.2010

Reklamlar
 

>Islatılıp Dövülmek İsteyen Adam

>Ohhhh, mis gibi donuma kadar ıslandım. Mado’da Ali kardeşimle içtim bir güzel kahvemi, hunharca yağan yağmur altında koskocaman bir kavis yaptım Ziraat Bankasının oraya doğru, sonra Çoban Mustafa Paşa Camiinin ordan evime döndüm. Eve gider gitmez tartıldım, 3 kilo fazlam var. O derece ıslandım yani. Arada gerekiyormuş, keyfime diyecek yok şu anda.

Aslında sıkı giyinmiştim ama öyle bir yağmur var ki, içerden ıslandım. Ben öyle tosbağa gibi kafamı bedenime sokmaya çalışmıyorum yağmurda. Bir dakika… İçerden ıslanmak biraz kötü bir tabir oldu. Şimdi yağmur yukarıdan yağdığı içün; patır kütür kafamın üstüne düşüp iyice saçlara bir yedirdi suyu. Sonra kulaklardan burunlardan enseden doğru montun içine sızmaya başladı, arkasından sırtımdan belime doğru akarak dona doğru ilerledi. İçerden ıslanmak derken kastettiğim budur efendim.

Her ne kadar belediyeciğimiz çalışsa da, efenim 5 ışıkyılı yağmur kanalı döşedik diye hava atsalar da normal seviyede yağan yağmurda bile ayak bileğine geliyor yol ortasındaki su. Buruştu ayağımın tabanı 3 saat banyo yapmışım gibi. Bebek ayağı gibi oldu. Ayağımın altını gıdıkladım bebek refleksi verecek miyim acaba diye ama gayet 26 yaşında adam tepkisi verdim: “N’apıyorum lan ben manyak mıyım akşam akşam?”

İnsanın kafasına kafasına yağmur inmesi strese çok iyi geliyor bak, aklınızda bulunsun. Çatır çutur patlıyor ya kafanızda; dayak yiyormuşsunuz gibi hissettirip bedeni rahatlatıyor. Şimdi artistlik yapmayın, hepiniz ara sıra dayak yemek istiyorsunuz. Gerginlik alır deneyin. Ben dayak yemeyeli yıllar oldu ama kaşınıyorum bu aralar mesela. Atar yapıyorum, gider yapıyorum ki kalabalık gruplara, taşlarla sopalarla dalsınlar bana ağzımın burnumun yerini değiştirsinler diye lakin adamlar da diyor ki “Ulan 5 kişiyiz herif bize gider yapıyor bir bildiği var herhalde, uzayalım hafiften.” Vallahi bi numara yok oğlum bende. Karşılık vermeyeceğim, cidden bak.

Bir dahaki yağmur yürüyüşümde polislerden bir hareket bekliyorum. Yani polisleri bir şekilde kızdırıp kendimi dövdürmek güzel olur ama adli bir vaka olmasın, sicilime işlenmesin. O tarzda bir sinir bozma hareketi. Copla dövsünler falan. Cop kırılıyor mu? Kırılıyorsa sırtımda kırılmasını tolere edebilirim. Yüzüme vurmasınlar ama. Haa, dur bak; aklıma geldi de polisler bu işin eğitimini aldığı için can yanmasından daha ölümcül sonuçlar ortaya çıkabilir. Bir fitness salonunun önüne mevzileneyim en iyisi ben. Çıkanlara laf atıp sarkıntılık edeyim. Hafiften başlar, önce kadınlar belli bir yere kadar vurur, sonra çevre halkının da katılımıyla bir şölene dönebilir yediğim dayak. Bak bu güzel oldu Zekeriya. Gelsene yarın akşam, bir deneyelim.