RSS

Kategori arşivi: Tayyip

>Wikileaks: Angela Merkel Gives Head

>Ulan adam ne sükse yaptı be! Bak bak, şu bakışlara, şu artistliğe bak. Ben şurda 1 yıldır yazıyorum topu topu birkaç bin kişi okumuş; adamın sitesi kilitlendi, üstelik sitesindeki hiçbir şeyi de kendisi yazmadı. Ben de hıyar gibi adamın yayınladıkları hakkında ahkam keseyim burada, olacak iş mi? Şu kadacık gurur kalmamış, karakter kalmamış lan bende… Neyse bari, her paragrafın ilk harfini bold yazayım da haberci gibi hissedeyim kendimi; incinen gururumu onarmak için.

Julian Assange olacak dürzü daha belgeleri yayınlamadan, sadece içinde Türkiye’nin de olduğu açıklandığında yusuf yusuf atmaya başladı bizimkiler. “Eteğindeki taşları bir döksünler de ona göre bakalım… Evet…” dedi bir üstad. 2 gün oldu çıt yok hala, taşlar döküldü işte. Kişilerin ağızlarından çıkanlar için bir şey deyemem ama kişilikleri ile ilgili ayrıntıları zaten biliyorduk; Abdülkadir Aksu, Tayyip, Bülent Arınç hakkındaki hiçbir şey en azından beni şaşırtmadı. Sadece açık açık yazıldığını, taa Amerika’dan da görünebildiğini anlayınca “Ohhh, demek ki bizden başka birileri de bu adamların ne mal olduğunu biliyormuş da sesli söyleyemiyorlarmış” dedim, rahatladım. Yalnız en zor durumda kalan da Vecdi oldu; yazık lan. Koskoca bakanın gidip partidaşının dedikodusunu yabancı bir diplomatla yapması da ancak Türk usulü bir samimiyet ve hı… Neyse. Kendi kendimin wikileaksi olmayayım.

Ülkemizde düvelerin diplomat veya siyaset adamı olması sorunsalı

Buraya bu yazıyı yazmamın asıl amacı, ülkemizdeki kalıplaşmış hıyarlık ve kıvırtma yöntemleriyle bu işin aşılamayacağını anlatmak. “Bunlar yalan, ben öyle şey demedim”, “İşte görüyorsunuz, Wikileaks’in yalanı burada ortaya çıkıyor.” veya “Şüphesiz ki Wikileaks bir internet sitesinden başka bir şey değildir.” diyerek bu işten sıyrılamazsınız. Bu söyleme sığınan seçilmiş kişilere laflar hazırladım: İyi misiniz lan siz, bizimle t.şak mı geçiyonuz olum? Birkaç belge yayınlanınca saçmalamaya başladınız, senelerdir nasıl ülke yönetiyorsunuz ulan ben size oy veren ellere avuçlara s.çayım. Hayır, size “Hele bi soluklan yeğen, bi su iç” deyen de yok. Vır vır vır dünden beri konuşuyorsunuz (ki konuşanlarınız da en lüzumsuzlarınız, lüzumlular daha ağzını açmadı). Zaten yeteri kadar rezil ettiniz bizi ele güne, azıcık susun lan!

I: Eski Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Menderes Türel’in çıkışına (bahsi geçen şahsın isminin üstüne tıklayınız) karşılık şunu söylemek istiyorum: Bence sen haksızsın amca. Sana laflar hazırladım:

1: Nereden takip ediyorsun bu wikileaks olaylarını, ya da senin yerine takip eden ekip neresiyle izliyor olan biteni bilmiyorum ama bu belgeleri hazırlayan wikileaks veya Julian Assange değil. Yahu Julian Assange seninle niye uğraşsın Allah aşkına, adam Amerika ile uğraşırken tutup Antalya Belediye Başkanına ne bok yemeye musallat olsun? Adamın elinde belge var belge! Yayınlamış!

2: Adamın elinde belge var ama bu senin suçlu olduğun anlamına gelmiyor. Hatta o kadar suçsuzsun ki kalıbını falan çıkartıp altından heykelini döksünler o kadar olur. Burada mallık o istihbaratı alıp rapor hazırlayan Amerikan davarında (hala niye Antalya belediyesiyle ilgili bir bilgiyi rapor etme gereği duyduklarını anlayamıyorum bak kaç satır geçti üzerinden). Ulan doğruluğunu kontrol eder önce insan şu istihbaratın. İşte bu adamın da ekibi seninki gibi bir ekipmiş. Kıçı kırık bir internet sitesi olan wikileaks’in değil ama koskoca bir istihbarat ağının balonunu patlattın sen; bununla övün bak bu daha iyi.

II: Vecdi dayı sen de ne ispikçiymişsin ya (bahsi geçen şahsın isminin üstüne tıklayınız). Niye hemen müdüre şikayet ediyorsun? Arkadaşın onlar senin. “Aptulla sizin arkanızdan laf ediyo, Aamet çok tehlikeli korkuyom ben ondan, Ömer çok cahil hiç bişe bilmiyo” falan; niye yaptın böyle şeyler? Oldu mu, yakıştı mı? Sonra kameralara karşı dolu gözlerle “Ama ben ööle dimedim kiiii” diye zırlarsın. Bak iki dakka tutamadın çeneni, ilk ipi çekilecek olan sensin şu anda. Hem ne diyor hoca; gavurdan dost olmaz. Haklıymış demek ki.

III: Sevgili mü’min medya, dün gün boyunca yaptığınız yayının kalitesine ve wikileaks olayına yaklaşımınıza hayran kalmamak elde değil. Bir tanesinde 5 saat süren bir türban tartışması, öyle bir tartışma ki bir tarafta nereden çıktığı ne dediği ne anlatmaya çalıştığı anlaşılamayan bir nine, ve diğer taraf diye bir şey yok. Başka bir tanesinde yayın akışının doğasına aykırı bir saatte kıssadan hisse içeren bir film (bunlar tam hazırlıksız yakalanmış), geri kalanlarında da “ABD Tayyib’e (S.A.) mükemmeliyetçi dedi”, “Tayyip (R.A.) işkolik olmuş” çığırmaları falan. Aynen böyle devam edin. İlkeli yayıncılık anlayışı. Tehy Allah’ım ya…

Tüm bunlardan çıkan sonuç

Bir kere çeneniz çok düşük. Sağınıza solunuza bakmadan konuşuyorsunuz bir de. Arkadaşlarınıza dikkat edin. Wikileaks’i suçlamayı bırakın. Onlar belgeleri yayınladı sadece, o belgeleri üretmediler. Nereden biliyorum? E ABD kabul etti. Niye hepiniz ağız birliği edip wikileaks’e yükleniyorsunuz ki ABD kabul etmişken hatasını. Bu kadar yalaka olmayın canım, sizin yoksa bizim onurumuz var. Sonra hepimizi sizin gibi sanacaklar.

Yayınlanan belgeler birer nimet. Sizin medyanızın kaypaklığı yüzünden dışarıdan nasıl göründüğünüzü anlayamıyordunuz doğal olarak. Çemirmeyi bırakın da sessiz sedasız dinleyin belgeleri. “Nasıl olsa sadece sıradan diplomatların görüşleri bunlar” diye kendinizi avutursunuz. Dua edin de video falan çıkmasın içinden belgelerin; ben şahsen bekliyorum “Angela Merkel gives head”, “Berlusconi gets boned”, “Carla Bruni in threesome” videolarını. Julian abiniz de bir kahramandır, alehinde bir açıklama falan duymayayım. Zekeriya’ya veririm sizi yoksa.

Dağılın.

Reklamlar
 

>Referan’doom’ II – HAYIR

>
“-Çönkö ölkem İiran gibi olson istimiyorom taam ma? Ben oyomo Ototürk’ün partisine veriyorm. Hoyorcıyım o yüzden bebi$im. Ölkemizde işşizlik choq ajjayip boytlara gelde, insanlar açlıktan masa sandalye felan yiiyo. İşçi hakları bir mayıs bölölö bölölö…”

Önce o uggları çıkar ayağından. Git bir elini yüzünü yıka. S.ktiret makyajı falan. Konumuz sensin, Louis Vuitton çantan da sana girsin.

Kitleyi bu şekilde tarif etmek haksızlık evet evet farkındayım evet evet. Sinir bozayım dedim. Yine de bu tür şahıslar var, biliyorum, biliyorsunuz, biliyorlar ve pusulanın “Hayır” tarafına dan dun girişirken bunlarla aynı görüşte olduğum aklıma gelseydi elim titreyebilirdi, yalan yok. Evet, ne diyordun?

-“Benim babam dedı qı, bunlar gerrci dedı babam, o yüzdan. Ben bu iktidarı istomoyorom bu iktidar choqq rerörerö…”

Sen genel seçim için oy kullanmadın yavrum. Referandum bu. Anayasa değişikliği referandumu. Otur biraz şimdi bişeyler iç.

Hayırcıların elit kesimden çıkıyormuş gibi görünmeleri çok ilginç aslında. Cepheleşen toplumun dinamiklerine göre de sonuç olarak hayır çıkmayacağı gayet açıktı ama umut Marie Antoinette’nin pastasıdır ne yapalım? Hayır demek için Atatürkçü olmak gibi bir gerekçe ileri sürmek o kadar ahmakça, o kadar ezik bir gerekçe ki; Atatürkçü olmasam mı diyebilir insan eğer bu küspelerin yaptığı gerçekten Atatürkçülük olsa. Söyle bakalım Atatürkçülük nedir?

-“Ototörkçülük demek, devletçilik, devrimcilik, halkçılık, milliyetçilik, laiklik; bak laiklik choq choq önamli benim için $ekerim.”

Beş oldu.

-“Haaa evet. Neydi yaaa… Yaaaa söyleseneeee!”

Senin ta an…

-“Hah Cumhuriyetçilik! Bildim baq :)”

Aferin. Lakin Atatürkçü olmak bunlara inanmak demek değil sadece. Kendisi öyle söylemiş olabilir vaktiyle; Atatürk’ün Atatürkçü olun demesi de pek olası bir durum değil ama her dediğini de Hadis-i Şerif gibi almayın. Mesela ben Atatürk’ün “Türk şoförü en asil duygunun insanıdır.” gibi bir laf ettiğini hiç sanmıyorum. Şimdi, bizim “Atatürk İlkeleri” olarak bildiğimiz bu ilkeleri Atatürk “Ben söylüyorum, ben buldum, benimseyin!” diye söylemedi. Bunlar bir millet olmanın gereği kardeşim. İnsan olmanın gereği, çağdaş olmanın gereği. Atatürk gibi bir liderin en son isteyeceği şeydir bu ilkelere o söylediği için bağlı kalmak. Nerde kullandın oyunu?

-“Yaaa, soorma yaaa… Biz arkadaşlarla yazlıqtaydıq, kullanamadım yaaa… Berk’le Orçun kal dedıler, Gülçin hemmen atladı saaten. Yannız mı döniyim yaane? :(“

Sadece bu da değil, aslında bayram ardına eklenen bu referandumda hayırcı geçinen insanların tatillerinden dönememeleri çok dikkat çekiciydi. Birinci kısımda bahsettiğim ciddiye alma olayı bu işte. Hani gidiyordu memleket elden? Hani İran oluyorduk? Şimdi olmuyor muyuz? Hala oluyoruz. E p.zevenk, iki gün evvel mangalda kül bırakmıyordun; oyunu kullansana?

Ciddiyetsizliğik aslında Hayır cephesinin başı olan CHP’den geliyordu. Şu an hala bir ciddiyetsizlik varsa yine oradan geliyor zaten. Baykal dönemi zaten adam adama muhalefetle geçti, göz açtırmıyordu vallahi. Savunmada hiç gedik vermedi ama bir şekilde hep kaybetti Baykal ve CHP. Ha baygınlık geldi Baykal’dan artık millete. Baykal’ın aklı çıkıyordu: “Ulan kazayla bi iktidar falan olursak s.çtık ha!” ruh haliyle muhalefeti yürüte yürüte tiksindirdi kendinden. Kimsenin dediğinin altında kalmıyordu, herkese çakıyordu lafı; köpeğe atsan kudurur ama deyimler sözlüğünde “Lafla peynir gemisi yürümez” başlığının yanına Baykal’ın resmini koysalar ilkokul çocukları bile anlar artık. Kasedi çıktı, yine karlı çıkacaktı ki arkasını kollamayı unuttu. Hop, Kılıçdar Kılıçdar Kılıçdaroğlu. Tamam adam bürokrasiyi yemiş yutmuş, çok feci CV’si var ama emekli olmamakta direnen veznedar giyim kuşamıyla, çıkmayan sesiyle, naif tavrıyla, zayıf hitabetiyle bu adam Özhan Canaydın gibi birşey CHP için. Her yerde elindeki raporlardan kağıtlardan birşeyler okuyarak başkan olunsaydı Van Gaal FIFA başkanı olurdu. Bari seçmen listelerini kontrol etmen gerektiğini de yazsaydın bir kenara; sen oy vermeyi unuttun, cemaat s.çtı be hacı! Sen oy vermezsen kim verecek? Yine de en azından en büyük hezimeti sen yaşamadın: Osmaniye’den bile evet çıktı! Beli kurt beli gibiydi bunların Orta Asya’dayken, Sibel Can beli oluverdi aradan geçen zamanda!

Madem cepheleşen bir toplum içerisinde yaşıyoruz, cepheleşmeyi öğreneceksiniz aga. Neden sol amip gibi bölünüp çoğalırken, sağda ne kadar çakal varsa birleşip iktidar oluyor her yenilik gerektiğinde? Bu iş akademisyenlerle, bilimcilerle, sanatçılarla olmuyor demek ki. Bak; adam İmam Hatip’te okumuş, 2 yıllık bitirmiş, Başbakan olmuş. Sen elinde belgeyle çıkıyorsun ortaya, şu yolsuz ahanda belgesi, şu ahlaksız ahanda ispatı diye; sandığa gömüyorlar seni. Adam ne var ne yok satıyor, geri kalanı cebe atıyor, “Ananı al git” diyor, sonra yine iktidar oluyor. Akıllı olun; seveni s.kerler, s.keni severler. Koskoca adamlarsınız hala öğrenemediniz. Popülist olacaksınız, başka yolu yok. Siz hala ekonomik paketlerle, işçi hakkıyla bilmemneyle gelin. İşçi kendi hakkını aramıyor bu ülkede. Ulan daha birkaç sene evvel Cem Uzan döner – ekmek dağıtarak yüzde sekiz oy aldı bu memlekette; siz hala plan projeyle iktidar devirmeye çalışın. Uzaydan mı geldiniz oğlum siz?

Sonuç olarak; kimi “Ben Atatürk’ün partisine oy veriyorum” dedi, kimi “Başkan öyle dedi, hayır diyecem” dedi. Yanlış dedi. Madem okumadınız, azıcık düşünün. Hiç bir mantıklı neden bulamadınız mı “Hayır” demek için? Generalleri içeri atıp, teröristleri davul zurnayla karşılayan adamların yapacağı anayasa değişikliğine ben “Evet” demem abi, olay budur.

“-Ay evet $eqerim ben de on…”

Sktrgit!

 

>Referan’doom’ – Giriş

>Ne moralim bozuldu, ne de umutsuzluğa kapıldım. Moralim hiçbir zaman düzgün olmadı memleket konularında, umut da zaten hiç yoktu bu memleket için. İçimdeki tek his “Beter olun pezevengin evlatları” hissi şu anda. Beter olacaksınız da. Keşke neden beter olduğunuzu anlayabilecek olsanız. Hoş; neden beter olduğunuzu anlayabilcek olsaydınız bu hale getirmezdiniz kendinizi ama keşke hazır iş işten geçmişken bir bilinç gelse de üç kuruşluk çıkarlar için neleri heba ettiğinizin farkına varıp kafanızı duvarlara nasıl vurduğunuzu görebilsem.

Öncelikle hassasiyet sahibi bünyeler için şunu söylemek istiyorum: Mevzu evet veya hayır değil. Mevzu, evet veya hayır derken göz önünde bulundurulan kıstaslar. Beni tanıyan insanların gayet iyi bileceği gibi hayır dedim, bir neden göstererek evet diyeceğini beyan edenlere de saygı duydum. Tabii ki görüşlerini değiştirmek için çaba da gösterdim, saygı sınırını aşmadan. Görüşümü değiştirmeye çalışmalarına da izin verdim, kendimi aşağılatmadan. Ortaya çıkan sonuç ise sandığın başına gidip de evet-hayır kısımlarından birine mühür basmakla ilgili bir sonuç değil ne yazık ki bu referandumda; düşman gibi mevzilenen evet ve hayır taraftarlarının içinde bulunduklarını düşündükleri savaşı ne kadar ciddiye aldıklarıyla ilgili. Eğer takatim kalırsa, işin “Evet mi doğruydu hayır mı?” kısmına çağdaş Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun içimdeki sıkıntı ve farkındalığıyla değinmeye çalışacağım kendimce. Benim görüşlerim olmaktan ileri gitmeyecek şeyler olsa da; ölseniz de geberseniz de başından sonuna kadar doğru olacak, aksini hiçbir şekilde kabul etmeyeceğim. Olabildiğince kısa tutmaya çalışacağım alabildiğine uzun bir yazı olacakmış gibi görünüyor şimdiden: neye evet veya hayır dediğini okumaya üşenen yüzde doksanlık kesim tribünleri terketsin bu nedenle.

Bu topraklara demokrasi hiç uğramadı. Tarihin hiç bir döneminde; Yunan, Roma, Selçuklu, Osmanlı ve bugün. Bugün de demokrasi adına birşeyler yapıyor olmak değil referanduma gitmek. Saddam da referanduma gitmişti Irak’ta vaktiyle; halkın yüzde doksanaltısının desteğinin arkasında olduğunu gördü sonuç olarak. Sadece bizim topraklarımızda olmayan birşey değil tabii ki demokrasi; aslında dünyanın hiçbir yerinde olmayan birşey. Bu her ne kadar felsefi bir konu olsa da dünyanın bilinç ve eğitime önem veren kesimlerinde insanlar durumun farkında, bu insanlar sadece demokrasiye en yakın biçimle yönetiliyor olmanın sorumluluğuna katlanıyor. Uğruna yaratıldığı ve dünyaya yollandığı dinin sorumluluğunu bile cuma sabahları televizyona çıkan din soytarılarına, mahalle aralarında elinde Yusuf Tavaslı’nın Yasin-i Şerif’i ile “Ben Şeyh’im” diye gezenlerin iki dudağı arasına teslim eden ülkem insanı için Türkiye’nin şu anki demokrasi anlayışı bile çok büyük, çok sıkıcı bir sorumluluk.

Demokrasi taraf tutmak değil ulan. Demokrasi insan olmanın sorumluluğunu taşımak demek. İçinde bulunduğumuz sistem dünyanın pek çok yerinde tedavülde olan bir demokrasi küspesi. Daha önce sosyalizmin bir yönetim biçimi olamayacak kadar felsefi olduğundan, sosyalizmi bir ideal değil bir düzen olarak ele almanın onu iğfal etmekten başka birşey olmadığından bahsetmiştim acizane.* Demokrasi de öyle birşey: Demokrasi halkın kendi kendini yönetmesi demek değil mi? Eğer evet diyorsanız, bizim her dört yılda bir yeni bir diktatör seçişimizi demokrasinin neresine sığdırıyorsunuz? Bu ülkeye seçimle gelen adama bakın: Menderes. Hiçbir şey anlatmaya gerek yok, “Vatan Cephesi” denen şeyi bir araştırın yeter. Sanayileşmedeki geriye gidiş, etkileri bugünlere kadar gelen eğitim ve bilinç karşıtı duruş (bu konuda da “Köy Enstitülerini” araştırıverirsiniz) ve Amerika’nın koltuğunun altına boynu teslim ediş daha sonra araştırmanız gereken konular. Bu ülkede iktidara gelen her hükümet için demokrasi ancak ve ancak batan geminin suyun üzerinde yüzen parçaları. Gemiyi batıran demokrasiye sarılıyor. “Ulan ben neden fakirim? Ben, benim çocuğum, amcam dayım niye işsiziz ulan?” diye sormayı bile akıl edemeyen sürü ise demokrasiyi duyunca bir sevinç bir coşkuyla sesin geldiği yöne doğru koşmaya başlıyor. Çünkü demokrasi demek yeşil kart demek, bir gecede 3 kat çıkılan gecekonduya oy karşılığında tapu almak demek, beleş erzak demek, af demek, kanalizasyonu hatta elektriği olmayan kentte fıskiyeli banklı park demek, daha inşaatı bitmemiş fabrikada çalışır görünüp maaş almak, emekli olmak demek. Bir şartlı refleksler ülkesi burası. Seçim propagandaları başlayınca bir üşüme geliyor ilk önce. Sonra midesi kıyılıyor insanın, dolaba bakıyor; boş. Tam isyan edecekken geliveriyor hepsi kapıya.

Beyni olmayan, muhtaç bırakılan bir toplumun bireyleri kendini yalnızlaştırır. Herkes kendi kavgasındadır çünkü. Devletin ve ordunun güçlü olduğu bizimki gibi ülkelerde bu insanlar emeklerinin karşılıklarını alamadıkları, karınlarını doyuramadıkları için bir araya gelemezler; çünkü yaptıkları sosyalistçe, hatta komünistçe bir davranıştır ki hal-i hazırda bu iki kaka kelimenin ne kadar zararlı olduğu, komunist veya sosyalist olmanın godoşlukla, Allah’sızlıkla aynı anlama geldiği bilinçlerine işlenmiş ve hatta bu gomonis şerefsizlerin tek emelinin önlerine gelen herkesi kendileri gibi godoş ve oğlancı yapmak olduğundan mütevellit görüldükleri yerlerde dövülerek öldürülmeleri öğütlenmiştir. Bu yol kapandığından, insanlar kutuplaştırılmaya müsait haldedir artık bu memlekette. Yeri gelir mezhep üzerinden kutuplaşılır, yeri gelir ırk üzerinden, yeri gelir Atatürkçülük üzerinden. Öyle bir kutuplaşma hevesidir ki bu, öyle bir karışır ki kana, siyasi görüşlerinden dolayı aileler görüşmez olur, esmer tenli adamlla aynı kaldırımda yürümemek için yolun karşısına geçilir, top tepikleyip eşşek yüküyle para kazanan adamlar için cinayet işlenir. Ne olursa olsun, kişi hangi tarafı seçtiyse canla başla savunur orayı. Neden? Zerre kadar değeri olmayan varlığı bir anlam kazanmıştır çünkü; artık bir bütünün parçasıdır, bir çarkın dişlisidir, işe yarıyordur kendi mantığı çerçevesinde. Dahil olduğu bir grup, kafa yormaya gerek olmadan sadece kaba kuvvet ve kalabalık olmanın verdiği saygısız güvenle savunacağı bir kale vardır arkasında. İnsan olmanın gerekleri önemsizdir; çalışmak, öğrenmek, kendine birşeyler katmak… O kadar kolay ki: Sadece hangi tarafta olduğunu söyleyerek bir çevre edinmekte, kendisi gibi insanlardan saygı görmektedir kişi. Kendince bulunduğu tarafı yüceltecek nedenler bulur ya da karşı taraf aşağılık olduğu için bu taraftadır. Günümüzde hepimizin gördüğü insanlardır bunlar: Baykalcının karşısındaki Tayyipçidir, mollanın karşısındaki komünisttir, Gülbencinin karşısındaki Hülyacıdır, Galatasaraylının karşısındaki Fenerbahçelidir. Emel, nasıl olursa olsun karşı tarafı ezmektir. O yüzden Tayyip attan düşer Baykalcı tepine tepine güler, Baykal’ın seks kaseti ortaya çıkar Tayyip ise işin aslı nedir montaj mıdır ortaya çıkmadan karşı propaganda malzemesi olarak kullanır bu kasedi, Galatasaray İtalyan takımına yenilir Fenerbahçeli bayram eder… O yüzdendir ki “Evet’e basın” diyen adam istiyor diye evet diyecek olan adam, isteyenin gerekçesini bile dinlemeden – okumadan şartlar kendini; okusa da anlamayacağı için kendince daha basit, daha anlaşılabilir nedenler bulmaya çalışır. Geri kalan ise “Hayır deyin” diyen adam istedi diye sorgusuz sualsiz hayır’a basacaktır oyunu; “Hayır deyin” diyen adam kendileri gibi elittir, diğerlerinin temsil ettiği bağnaz ve kültürsüz insan örneğinin karşısındadır. Niçin hayır dediklerini bilmeleri gerekmez bu yüzden.

Bizim ülkemizin kültürüne bölünme sokuldu bir kere. Aslında her alanda kutuplaşma hep oldu bu ülkede ama son birkaç yıldır çok farklı bir boyuta geldi: Düşman olduk birbirimize. Kutuplaşırken bokunu çıkardık, ayı gibi kutuplaşır olduk. Hangi tarafı tutarsak tutalım, gerici olalım ilerici olalım statükocu olalım; düşman olmak bizim işimize yarayacak birşey değil. Kimin işine yaradığını bilmemiz de önemli değil; bizden başka herkesin işine yarar. Peki bizi bu hale kim getirdi? Binyıllardır cepheleşen, kutuplaşan bu toplumu bir level yukarı taşıyıp artık düşmanlaşır hale getiren kim? Aslında biliyoruz ama bundan da bahsedeceğim.

Yazıyı buralara kadar okuyabilen varsa şu an herhalde “Nasıl yazı lan bu aq? Sıçtı herif herşeyi birbirine kattı” diyordur. Sıçacağım tabi. Sıçmazsam neyi temizleyeceğim? Daha sonra devam edelim Zekeriyacığım. İyi geceler.