RSS

Kategori arşivi: Victoria’s secret

>2011

>Evet, yeni yıla girildi. Dün akşam tepinildi, azıldı, kuduruldu, içildi, yiyildi, eşşek yüküyle para harcandı, öpüşüldü, sevişildi, dans edildi falan vesaire gibi. Bilemiyorum, bakmadım daha ama Taksim’de kadınlara asılındı, kavga çıkarıldı belki. Piyango biletlerine bakıldı, hindi ve kuruyemiş tüketildi, soba üzerinde kestane yapıldı; hala o kadar paleozoik takılan insanlar varsa tombala oynandı. Tüm bunlardan önce dendi ki; “Yeni yıl sağlık, mutluluk başarı ve umut getirsin!”

Çok pardon ama, s.kimi getirir.

Yeni yıldan herhangi bir şey beklemenin mantığını hiç aklım almadı bilemiyorum çok mu odunum ama öyle evet, evet öyle. Yeni yılın insanın hayalindeki vaadleri, merkez sağ partilerin seçim vaadlerine benziyor: Anlamsız, uçuk ve sonsuz. Ya da bir yaz günü güneşine: ferahlık, mutluluk, zindelik vaad edip bol bol ter, miskinlik ve susuzluk veriyor. Doğum gününün bir manası olduğuna inanırım; o da olumsuz bir manadır. “Vay aq yine yaşlandık” derim, geçer gider. Yıldönümler önemlidir, neyin yıldönümü olursa olsun çünkü “Vay be, şunun üzerinden şu kadar sene geçmiş ise, bunun üzerinden bu kadar, onun üzerinden de o kadar zaman geçmiş…” diyerek beyin cimnastiği yapmama izin verir; bir yıldönüm, o olayla yakın zamanda gerçekleşen başka olayları hatırlatır bana ve işte böyle nostaljik birkaç saniye yaşarım. Yeni yılda hiç bi bok olmaz ki. Şu nedenle:

31 Aralık itibariyle var olan kredi kartı borcum olduğu gibi duruyor. Kimse onu benim yerime ödemedi, banka da “Lan olum yeni yıla girdik, ne borcu la?” demedi. Yani demez herhalde. Dün akşam içtiğimiz içkiler şu anda baş ve mide ağrısı sadece. Yediğimiz hindiler ve kuruyemişler de bağırsaklarımızda veya kanalizasyon borusunda öylece duran boklar. Oynanan tombalanın kartları, pulları masadaydı, şimdi taa bir yıl sonra oynanmak üzere toplanırken elimize değecek son defa.

Acı gerçekler: Pazartesi iş var. Yani pek çok yerde. Olmadı salı, en geç çarşamba. Sabah erkenden kalkılacak. Kapıdan içeri girdiği anda huzuru kaçıran müdür, uyuz müşteriler, hazırlanması gereken raporlar kaldıkları yerden tekrar hayatımıza girecek. Hava hala buz gibi. Traş olup buz gibi havada dışarı çıkmak hala çok uyuz bir his. Yine trafikte hayvan gibi vakit geçecek. Akıllı, zeki, çevik ve ahlaklı olanlarımız yine kaldıkları yerden hayata devam edecek; sanki ocak ayının 3’ü, 4’ü veya 5’inde değilmiş de yıl ortasındaymış gibi. Diğerlerinin bir kısmı “Ne umduk ne bulduk aq” türünden saçma sapan bir depresyon yaşarken, geri kalan kısmı da yeni yıla abuk sabuk beklentilerle girmenin ne kadar anlamsız bir davranış olduğunu tekrar ederek kendini yatıştırmaya çalışacak.

Zekeriya’yla beraber Meydan’a giderken bahçemdeki siyah kedi (adını Mekruh koydum, niye bilmiyorum) kiraz ağacının altında uyuyordu. Sonra büfeye uğradım. Sigara aldım; büfeci o kadar yorgundu ki gözleri açılmıyordu anasını satayım, el yordamıyla buldu Camel’ı. Girdik Meydan’a. İçtik biramızı, izledik Victoria’s Secret’ımızı. Çıktık sonra, büfenin önünden geçerken içeri baktım; büfeci hala ayakta durmaya çalışıyordu. Eve kadar geldim, bahçeye girip baktım; aq kedisi hala yongalandığı kiraz ağacının önünde uyuyordu. Eve girdim, sonra tekrar çıktım dışarı. Yan taraftaki iş hanının girişinde yine o yaşlı kadın bankın üzerine yatmış uyumaya çalışıyordu. Sahi; o ne bekliyordu ki yeni yıldan?

Herkese hayırlı olsun yeni yıl. Amen.

Reklamlar
 

>Adriana Lima mı, Yıldız Tilbe mi?

>Victoria’nın gizlisi saklısı kalmadı, koskoca cnbc-e bile yılbaşında kızların bütün sırlarını ortaya döküyor. 88-59-89 falan bunlar artık alışıldık şeyler oldu. Bara paba gidiyoruz, televizyonda Fashion Tv. Üç dört biradan sonra herkes kilitleniyo zaten ekrana, insanların aklından geçenleri gösteren bi televizyon olsa, rtük hayal kurmayı yasaklar heralde. Kurban olduğum, YouTube’a girmeyi yasaklayan ülkem… Konu bu değil.

Ben sevmiyorum öyle manken falan. Adriana Lima, Gisele Bündchen… Sokaktan geçse suratına bakmam terbiyesiz olayım. Ne o öyle, heykel gibi. Baştan aşağı bak; bacaklar sütun, kalçalar beton, beli avuç içi kadar, göğüsler maşallah, yüzleri melek gibi, boy pos Allah nazardan saklasın… Eee? Nerde bulacağım ki ben böyle kızı? Sokaktan geçmiyor, Türkiye’de zaten yok böyle bi insan. Türkiye’de varsa onlar da geçmiyor sokaktan. İnsan soğuyor güzellikten; güzel gelmiyor artık. O manken güzel, bu manken güzel, e zaten birbirinden ayırmanın imkanı yok ki bunları hepsi güzel işte. Yani, bir ölçü var, ona uyunca güzel oluyor. Olmuyor işte. Ben sevmiyorum.

Şimdi 10 üzerinden 10 verilecek insanların güzel olmadığını iddia ediyorum ama, sonra bana abuk sabuk şeyler söylüyorlar yok efendim gaydır, homodur falan. Kadının kusuru olacak kardeşim. Kusur akılda tutar insanı. Mesela, çilli olsun. N’olur çilli olsa? Ya da kalçası büyük olsun, hatta beli de kalın olsun. Kusur, kadını gerçekçi, sevilebilir, akılda kalıcı yapar. Adriana lima’yı bir tek televizyonda gördüm şimdiye dek. Gerçek olup olmadığından, varlığından emin değilim. Hiç bir kusuru yok. 10 üzerinden 10 ama çekici gelmiyor çünkü hiç gerçek değil.

Hem gülmek, hem kızmak, hem surat asmak aynı kişiye yakışmamalı. Biri kızdığında, başka biri güldüğünde güzel görünmeli. Her giydiği yakışmamalı. Sonra, ne bileyim, hem karşıdan hem profilden güzel görünmemeli yüzü. Beğenilecek kadın, bence 10 üzerinden en fazla 8 alacak kadındır. Şahsen bir Adriana Karembeu ile Yıldız Tilbe’yi yanyana otururken görsem… Yok yok bu kötü bir örnek oldu. Hah; Karolina Kurkova’nın yanında Yıldız Tilbe olsa, Karolina’ya selam bile vermem, Yıldız Tilbe’yle muhabbet ederim. Kafam güzel diye söylemiyorum, gerçekten.