RSS

Kategori arşivi: yalnız

>Aq!

>
Aq kedisi öyle bir anırıyor ki evin kapısında, sanki canlı canlı pişiriyorlar hayvanı. Dayanamıyorum şu sese, hiçbir şeye dayanamıyorum zaten ama şu kedi ciyaklaması yok mu; katil eder insanı. Gitmiş mal suyun içine oturmuş titreye titreye haykırıyor. Kedisin ulan, bi kuytu bi sığınak bulamadın mı? Yok aq. Ben bulacam. Biliyor pezevenk. Gittim yine kutulardan kestim biçtim bi yuva yaptım buna. Aq, müteahhit oldum aq hayvanları yüzünden.

Evet; cinnet dolu, öfke dolu bir haftasonunda yine birlikteyiz. Bana neler olduğunu soran ve ne olduğunu bilmeden nasihat veren onlarca kişiyi kılıçtan geçirdiğim rüyalarla bezeli kesik kesik ve kısa uykucuklar; oturmadan geçen uzun saatler, bacak ağrıları ve etrafa içten veya dıştan edilen küfürlerle geçecek 48 saat. Sağa sola telaşla koşturacağım, sinirlerimi kontrol edemeyeceğim bu 48 saatte suyuma gidilmesi, reflekslerimin altında kişiye özel nedenler aranmaması önemle rica olunur; çünkü gerçekten elimden bir kaza çıkabilir uyarıyorum.

Ne olduğunu sorma bak .mına koyacam en sonunda; ben de bilmiyorum aq lan! İki sabahtır buz gibi havada üzerimde incecik sıvetşörtle (sweat shirt, he aq he), ıslak saçla çıkıyorum dışarı hasta olayım diye. Ulan zaten günde 2 paket az geliyor artık, 3e geçtim hala ciğerler şu andakinden daha da kötü olmuyor. Lan hani bronşit vardı bende? Sigaraya başladım, bronşitim geçti aq! Yürüyorum yağmurda mal gibi öyle; sağımdan bişey geçiyor çarpıyorum, kafam zaten hep önde yerde bişeyler arıyomuş gibi, ayaklar sırılsıklam olmuş su birikintilerine dalıp çıkmaktan ama lan işte bayılmıyorum ki ben! Bilmiyorum ne bu?!

Anne:
-E ama oğlum niye yemiyosun?
-E aç değilim?
-Ama sabah da bişey yemedin evladım.
-Sabah da aç değildim.
-Ama aç aç durulmaz ki öy..
-HIIAIAAAAAAA!!

Yemeyeceğim işte. Ulan bak belki de yiyecektim. Yahu bir laftan sözden anlamaz mı insan ya? Bugünkü halimi hatırlamıyorum ama yemin ederim yemek yiyip yemeyeceğim sorulduğu için aç kalmışlığım var benim ya. Lan yersem yerim işte!

Baba:
-Şu halloldu mu?
-Evet.
-Bu?
-Evet.
-O?
-Halloldu.
-Şunlar?
-(!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!) Halloldu baba.
-Öbürleri?
-EVET!
-Ne o öyle ters türs cevap vermek falan?
-HIIIAAAAIAAAAAAAAA!!!!!!!!

Bir huzur istiyorum ulan 2 saniyelik yalandan bir huzur! Tatlıymış tuzluymuş s.kimde olmaz! Beynim olmuş dusch das, azıcık rahat verin ya!

-Hayırdır canım, daldın? Ne düşünüyorsun?
Eşşeğin s.kini düşünüyorum.
-N’oldu şekerim? Moralin mi bozuk?
Evet moralim bozuk çünkü bok.
-Aaa, sinirlisin sen!
Evet sinirliyim; ananın .mından dolayı.

Göğsümün içinde 2 tane eleman var, bir meşin top bulmuşlar biryerlerden; dan dun abanıp duruyorlar içeride öyle duvarlara doğru. Ne konu biliyor ne komşu sülalesini s.ktiklerim. Sıkılıyorum, daralıyorum. LA BİLMİYORUM! Dün elimi ısırırken yakaladım kendimi, ağlayana kadar ısırmaya zorlarken kendime geldim. Nedenini anlayamadım aq, manyak mıyım ne oldum sapıttım mı? Aq, zaten bir baktım elime; pasta kalıbı gibi içeri çökmüş diş izleri. Ya tenim marşmelov mudur nedir ne s.kimse işte ondan yapılmış, ya da çenemde güç yok anasını satayım. Canım da yandı halbuki bayaa, gözlerim kurumuş olabilir. Kaç yıl oldu ağlayamadım 1 kere be aq.

Ne yapmış? Yine devirmiş hayvan oğlu hayvan. Geber. Allah belanı versin. Şimdi kutunun üstüne iki taş koydum, bunu da deviBAĞIRMA LAN! Allah Allah ya! Gir lan şunun içine!

Bahçemde skindirik küçük buz gibi ve karanlık bir kulübe var. Dün gece geç saatte orada olduğumu farkettim. Öyle yere uzanmışım yan yan yatıyorum. Saate baktım, nereden baksan 3 saattir oradayım. Ne yapıyorum? Bilmiyorum yahu, vallahi bilmiyorum. Düşündüm işte, sabahtan akşama kadar kafamda bir şeyler var; düşün düşün bitmiyor aq! Hayır, ne düşündüğümü de hatırlamıyorum. Hatırlıyorum aslında ama, her saniye değişiyor düşündüğüm. Aynı anda 10 tane şey düşünüyorum bazen, kafam almıyor lan! Bütün gün koridorda volta, bir ileri bir geri. Neden? Düşünüyorum işte. Ne düşünüyorum? Belli değil ki! Bir saniyeliğine bir şey düşünüp gülüyorum. Ondan sonra başka bir şey giriyor aklıma, üzülüyorum. Hop, iki üç saniye sonra başka bir şey daha; bu sefer telaşlanıyorum, s.kim bacağıma dolanıyor. Nasıl bir arızadır bu, nerede hata verdim ben?

-Lan kahveye gidelim mi?
-Gelmem aq!
-Lan gidelim bir yerde çay içelim?
-İstemiyorum lan skirit!
-Lan sen de bana patlıyon ha!
-Çekme o zaman pimi!

Arkadaş; yarın bütün gün ayakta olacağım. Yine telefonum her çaldığında “Aha arıyo” dediğim insan aramayacak. Yine cinnet geçirtecek muhabbetlere taraf olacağım. Yine ahkam kesikleri içinde kalıp kan kaybından öleceğim 2 gün boyunca:

-Çok içiyorsun
-Sana ne aq!
-Günde 3 paket sigara mı içilir?
-İçiyorum işte, g.tüne mi battı?
-Niye bu kadar sinirlisin?
-Niye bu kadar o.ospusun?

E davarın soyu, e be avradını s.ktiğim; nasıl devirdin o kutuyu? Boyun devrilsin puşt. Bak bir de şu ilginçliği var hayvanın; götü yırtılana kadar bağırıyor beni çağırmak için, gidiyorum yanına, ulan işte ev yaptığımı anlamışsın sana içine girmeye çalışmışsın yıkmışsın evin kolonlarını; ne lan o pıhlamalar hıslamalar? İbnenin evladı; gel beni tırmala diye mi yapıyorum ben bunu? Soğukta üşüme diye yapıyorum piç! Hala abuk sabuk sesler çıkarıyor; ulan kediler bile miyavlamıyor artık. Miyör diyor, geör diyor böyle abuk sabuk sesler. Ulan kedisi miyavlamayan memlekette yaşanır mı hay aq ya! Delirecem lan!

40 yaşıma bir şey kalmadı, topu topu 13 sene. Ben içimdeki umursar kişiliği hala öldüremedim; onu n’apcaz? Ahkam mı kesiyorum? Çok mu kafaya takıyorum? EVET! Niye mi? BİLMİYORUM AQ BİLMİYORUM!

İnsan ne ile yaşar? Huzur ile mi? Yok ki işte! Para ile mi? Ne alakası var! Saadet ile mi? O ne aq? Ambale oldu bünye; bi an mutlu, 5 an mutsuz, 8 an sinirli, x an mala bağlamış. Başkalarının mutluluğuyla mutlu olmak aptalca mı? Ne alakası var? Gebereyim o zaman aq!

Söylediklerim çok mu üzdü? E aq salağı; ya söylemediklerim? Söylediklerim beni de üzüyor bazen. Ya söyleyemediklerim? Bir düşünsene! Ben artık düşünemiyorum. Aynı anda zaten milyon tane şey düşünmeye zorlanmışım. Aynaya bakıp konuşuyorum çoğu zaman; kendimi çekemiyorum lan artık! Ne çene varmış bende be! Allah’tan görüntü fena değil! O kadar istiyorum ki birileri beni darp etsin, açık yaralar oluşsun vücudumda. Öyle bir his var ki içimde, sigarayı kolumda söndürdüğümde canım o kadar da yanmayacakmış gibi.

Neler oluyor ulan? Nereye gidiyorum ben? Ne yapıyorum? Ne bu sinir, öfke? Tahammül sınırlarına mı dayandım yoksa? Ya yarın yine arasın diye beklediğim yerine aramasın diye dua ettiğim ararsa? Delirtmeyin lan!

Bak hala ya. Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın. Hala vik vik bağırıyor ya. E ben ne yapacağım? Ta bahçeye kadar inip bakacağım derdi ne diye. Aç mı kalmış, susuz mu kalmış, evi mi yıkılmış, korkmuş mu? Hey Allah’ım ya. Kim kimle uğraşır bu devirde? Şanslı pezevenk.

Reklamlar
 

>Fortress of Solitude

>“E madem bizim yalnızlığımız seninki gibi değil*, seninkinin tanımını yapsana” demiş. Lan bunun tanımı yok ki! Anlamadığın şu yavrum, herkesin yalnızlığı farklıdır; kendine münhasırdır. Yalnızlığın tanımını ancak tanımlanmayı kabul eder bir yalnızlık için yaparsın. Ben senin yalnızlığını tanımlarım; asosyallik. Akşam saat 9’da atmışsın mesajı. Akşamın saat 9’unda arkadaşlarınla değil, ailenle değil, sevgilinle değil de internetteysen, yalnızsın tabi. Bu durum sana koyuyor; arkadaşın yok, sevgilin yok, ailenle aran iyi değil* (veya uzaktasın). Çaresi var: Kaynaşacaksın, interaktif olacaksın(?), muhabbet edeceksin. Hadi gel aq arkadaş olayım sana, benim yalnızlığımı tanımlamaya çalışalım beraber.

Yalnızlık dediğin, yalın olma durumu. Ekin yok, kökten ibaretsin. Tek başına. Bir sepet var, sepetin içinde bir tane yumurta. Gerisi boş. Bak işte bu yalnızlığın ta kendisi. Sözlük anlamı olarak tabi. Sepette tek başına duran bir yumurta olarak değerlendirme sadece onu. Yalnızlık, bilinç sahibi varlıklara mahsus bir şey. O yumurtanın bir ben bilinci olduğunu hesaba kattığında, tüm boyutlarıyla yalnızlığı görmüş olursun: Yumurta; bilinç edindiği anda yalnızdı, yalnızlıktan başka bir şey bilmiyordu ve kendi durumuna bakarak ömrünün sonuna kadar aynı şekilde yalnız olarak kalacaktı. Bu bilginin sahibi olarak yalnızlık oldukça derin bir bunalıma yol açabilir o yumurtada. Yine de yanlış bir durumdur, o sepette bir yumurta varsa başka şeyler de olacaktır mutlaka. Zamanla ilgili bir durum bu. Yumurtanın yalnızlığı giderildiğinde yumurta bir daha yalnızlığın ne demek olduğunu hatırlamayacaktır bile eğer bir daha yalnız kalmazsa.

Benim yalnızlığım bu değil. Bu seninkiydi.

Yalnız, tek örnek olma durumudur. Eşsiz olmaktır. Bak bu her zaman kötü değildir. Yumurta, elmalarla dolu bir sepetin içindedir mesela. Olası iki sonuç vardır: Yumurta, farklılığından dolayı ilgi görecektir, ya da farklılığından dolayı dışlanacaktır. Her iki koşulda da yumurtanın kendini yalnız hissedip hissetmemesi kendi tercihinin dışındaymış gibi görünüyor fakat ilgi çekmek veya dışlanmak yumurtanın elindedir. Kaldı ki, iki durumda da yumurta yalnız kalmayacaktır. Dışlanmak da ilgi görmek kadar sosyal bir aktivitedir; size karşı takınılan özel bir tavır varsa, etkileşimdesiniz demektir. Yani yalnız değilsinizdir.

Benim yalnızlığım bu değil. Bu mahalleye yeni taşınan çocuğun yalnızlığıydı.

Yalnızlık, çok örneği olma durumudur. Sıradan olmaktır. Sepette pek çok yumurta vardır ve ilgisine ihtiyaç duyulan bireylerin ilgisine mashar olmak sert bir mücadele gerektirir. Kişinin yalnızlık bilinci burada özgüven yitimi ve korku olarak ortaya çıkar. Bezginlik de semptomlarından en belirginidir. İlgi çekme yolunda alınacak sosyal riskler yumurtanın gözünü korkutur, korkuyu tetikleyen verilen emeğin büyüklüğüyle aynı orandaki küçük düşme – beğeni görememe; kısacası emeğin tamamiyle boşa gitmesi endişesidir. Bu yüzden yumurta bezginleşir, içine kapanır, etrafındakileri kendine düşman beller; insanlar vefasızdır, halbuki kendisi ne kadar kadir kıymet bilen bir yumurtadır. Yine de az bir ilgiye rastladığında kendisini bile şaşırtacak kadar pozitif ve sevecen olur; ve farkeder ki aslında ilgi hep varmış, beklentisini çok yüksek tutmuş sadece.

Benim yalnızlığım bu da değil. Bu amfinin en uzak köşesinde oturan çocuğun yalnızlığıydı.

Yalnızlık, çiftten teke düşme halidir. 1+1=1 edermiş gibi davranırken, hesaptaki hatanın farkına varmanın hayal kırıklığıdır. Yapılan hatanın üstünü karalamanın sorumluluğunu üstlenmektir, veya bu sorumluluğu işlemin diğer elemanına devretmeye çalışmanın riyakarlığıdır. Kağıdı buruşturup atmadan önce yeni sayfanın ne kadar süre boş kalacağını düşünmenin bunalımı, yeni sayfanın başında elinde kalemle beklerken de koskoca evrensel kümede bir elemanla daha yan yana gelememe ihtimalinin ne kadar da yüksek olduğunu farketme yanılgısıdır.*

Benim yalnızlığım bu değil. Bu terkeden ve terkedilenin yalnızlığıydı.

Yalnızlık, bir kabul ediştir. Anlaşmaktır. Yetinmek, tatmin olmaktır. Kendini alıştırmaktır.* Kırk yılın birinde ele geçen fırsatı dolu dolu değerlendirmek adına anlatacak konular hazırlamak, kendini değerli kılıp tekrar muhtaç olunan, değer verilen biri olabilmek adına kısıtlı imkanları seferber etmektir. Başarısızlığın en büyük olasılık olduğunu unutmamaktır tüm bunları yaparken. Yine de azmetmektir.

Benim yalnızlığım bu hiç değil. Bu senin bundan 50 yıl sonraki yalnızlığındı.

Yalnızlık derbeder olmaktır. Yüz kişiyle de olunsa, bir başına da kalınsa; yalnız hissetmek, sosyalliği reddetmektir. Tek bir kişinin varlığına muhtaç olup, kendi varlığını hiçe saymak; kendi kendini açlığa, susuzluğa, sefilliğe terketmektir. Çalan telefona kulağı tıkayıp Yalnızlık Kalesi olarak kullanılan kapkaranlık soğuk küçücük odada ciğerlerden kan gelene kadar sigara, yerlerde sürünene kadar içki içmektir her gece.* Seveni kırmak, sevdiğinden kaçmaktır başarısızlık korkusuyla. Seveni sevmeye çalışmak ama başarılı olamamaktır. Sevilmemesi gereken, sevilmek istemeyen bir kişiyi ölesiye sevmek ve herkesten devlet sırrı gibi saklamak zorunda kalmaktır. Kendinden bıktırmamak adına aramamak, rahatsız etmekten çekinmektir. Renk vermemeye çalışmaktır kasılarak. Hiç haberi olmadığı halde, farkına vardırmadan korumaktır onu; hem de sadece sevildiği için değil, bir başka değer vereni tarafından emanet bırakıldığı için. Onun için kavga etmek, olay çıkarmak, küsmektir.* Anlatacak milyarlarca şey olmasına rağmen anlatacak, anlatılsa anlayacak kimse bulamamaktır. Sıkıntıların altında ezilmekten yamyassı olmuşken sırf unutmak adına başkalarının sıkıntılarını kendininkinin önüne koyup canla başla onları çözmeye çalışmaktır.* Takdire, ilgiye aç olmaktır, haddinden fazla edinilmiş olsa da. Başkalarının yalnız kalmasına izin vermemektir, çaba göstermektir insanların yalnızlığkla sınanmaması için. Büyüklüğü onlarca ben’e sığmayan bir egoya sahip olup, içindekini anlatabilecek kadar anlayış sahibi birini bulana kadar alçakgönüllü rolü yapmaktır. Bulamayacağının farkında olmaktır. İnanç mevzuunu gözden geçirmektir.* Pes etmektir. Ertesi gün azimle sıfırdan başlamaktır. Sonra yine pes etmektir.

Yalnızlık, “Yalın” kökünün ne idiği belirsiz “-ız” ekini almakla kalmayıp bir de isim yapan “-lık” ekini almasına rağmen; kendini hala kök, hala “Yalın” hissetmesidir.

Anladın mı? Ama benim yalnızlığım sadece bu da değil.

Siktir git şimdi.

 

>Kafam Güzel, Hem Alkolik Oldum Hem Melankolik

>
Sanki bu hayat sadece benimmiş gibi geliyor. Sanki herkes köşeyi döndükten sonra koşa koşa sokağın diğer tarafına gidip farklı bi kostümle bir daha yanımdan geçecekmiş gibi. Benim için ayarlanmış bir hayat. Ölmeyeceğim mesela ben. Başıma hep olmasına ihtimal verilmeyen şeyler gelecek. Sabır göstermeyi kolaylaştırıyor böyle düşünmek. Belki de gerçekten öyle. Bana özel bir hayat. Matrix gibi – değil gibi. Ya da Truman Show. Çok mu film izliyorum?

Ya da belki yaşadık hepimiz, öldük. Belki de kıyamet çoktan koptu, cesetlerimiz diğer dünyaya gitti ve bir rüya olarak ömrümüzü izliyoruz şu anda. Hem bu dejavuları da açıklar. Hani rüyayı 3-4 saniyede görüyoruz da, ancak 1-2 saatte idrak ediyoruz ya, işte ara belleğe alırken beynimiz framelerin sırasını karıştırıyor, rüya saçma bi hale geliyor. İşte biz de öbür dünyadayız şu anda, yaşadığımız hayatı izledik, şimdi idrak ediyoruz. Aslında böyle düşünmek rahatsız ediyor beni, şevkini kırıyor insanın. Hiçbirşey yapasım gelmiyor. İşte, idrak durumu. Ya da sorgulama. Yıllar önce babam bende buna benzer bir 3. göz açmıştı; bahçede bi solucan gördüm, suyun içinde kıvranıp duruyor. Nasıl üzüldüm. Aldım toprağa attım hemen. Yavaş yavaş sürünerek gitti. Sonra bir akreple karşılaştım mutfakta; küçük bişey ama ben de küçüğüm. Bi karton parçasının üzerine sürükleyip bahçeye attım. Sonra babama söyledim. O da dedi ki “Afferin, böle sevap işle işte. Cennete gidersin.” O kadar üzüldüm ki. Bir daha hiç içimden gelerek bir iyilik yaptığımı hissedemeyeceğim sandım. Ben sevap olsun diye yapmadım ki onları. Yaranmak, yalakalık yapmak için yapmadım. Benim gayet içimden gelmişti, acıdım, ne olacak bunların hali dedim ve yaptım. O gün bu gündür bi iyilik yaptığım zaman kendimi kötü hissediyorum; kaypak, çıkarcı, üçkağıtçı… Ben de paso iyilik yapıyorum artık, belki bazıları kaypak hissettirmez diye.

Saçma sapan bi yazı oluyor şu anda, toparlayamayacağım öyle başladığı gibi gitsin.

Yıllardan beri ilerde nasıl bi hayatım olacağının hayalini kurarım. Tabii ki çok para (olmayacak değil, olacak, biliyorum), bir sürü boş zaman. Hatta plan bile yapmıştım; dünyanın üç ayrı yerinde üç tane evim olacak. Tıpatıp aynı evler. Krokisini falan çizdim. O evlerin içlerinde de aynı şeyler olacak; aynı duvarda aynı tablo, perdeler aynı, televizyonların markası aynı, hatta ve hatta bahçelerinde aynı cins köpek. Her hafta birinde kalcam evlerin. Akşam içip zurna gibi olduktan sonra sabah uyandığımda etrafıma bakıp diyeceğim ki “Acaba 3 evden hangisindeyim, hangi ülkedeyim şu an?” Hayal işte, ama ne yaparsam yapayım, 40 yaşımdan sonrasını göremedim hiç hayalimde. İşin ilginç yanı, sadece kendimi görüyorum bir de; başka kimse yok. Sürekli “Hacı ben zaten 40 yaşımı göremeyeceğim ki, o yüzden…” kalıplı cümleler kurmamın nedeni budur arkadaşlar. Günde 2 paket sigara, alkol, bi de yalnızlık; değil 40, 30’umu görsem kardayım.

En çok istediğim şeylerden biri de yazmaktı, bir doğru düzgün yazamadım. Kafam o kadar karışık ki, yirmi yıldır gece yattıktan ancak 2-3 saat sonra uyuyabiliyorum. Çekmecelerim, raflarım yarım kalmış hikayelerle doldu, tamamlayamıyorum. O yüzden yazma işi bir sonraki hayatıma kadar bekleyecek gibi görünüyor. Bir de müzik var tabi. Babama yalvarırdım bana bir enstrüman alsın diye hep. Duyduğum müziği bir daha unutmaz, bir şarkının içinden basları ritimleri leadleri ayırırdım kendi kafamda. Kulağım iyiydi, şevkim vardı. Ta ki babam bana “Al bak, istiyordun. Kıymetini bil” deyip Çin malı teneke bir mızıka verene kadar.

Fantastik bi evrende yaşasaydım keşke; ya da ortaçağda falan olsaydık. Para para diye g.tümüzü yırtıp lüks şeyler elde etmek için çırpınmazdık. Hayat daha zor olurdu belki, ama anlaması kolay olurdu en azından. Vahşi değilmiş ki o zaman hayat. Sadece insanların niyetlerini belli etmeme gibi bir dertleri yokmuş, hayatta kalma güdüleri geçici zevklerinden daha öndeymiş. “Bir elimde kılıç, bir elimde balta, umurumda tabii ki dünya aq” güzel bi motto…

Fantastik demişken; Terry Gilliam hayal gücüne sahip olmak isterdim şahsen. Gözlerimi kapadığımda canım hiç sıkılmazdı heralde! Her uyuduğumda ayrı bi macera. Bak o zaman yazardım onları işte, bestseller olurdu.

İstasyon olduk anasını satayım…

Yalnızım diyorum ama çok ezik oldu aslında. Acındırıyormuş gibi. Benim ortaya çıkardığım bir problem yalnızlık. İnsanlarla olan münasebetimin bir sonucu. Çok üstüme vazifeymiş gibi herkesin derdiyle uğraş dur; “Ne kadar iyi, ne kadar düşünceli bir insanım” demek için kendi kendine. (“İyi bir insan olduğunuz için dünyanın size adil davranmasını beklemek, vejeteryan olduğunuz için bir boğanın size saldırmamasını beklemek gibidir” demiş artisin biri; maalesef doğru demiş.) Sonra karşıdan bir beklenti oluşturuyor insan, ona engel olamıyorsun.Kendini değersizleştiriyormuşsun gibi geliyor. Gözünde üç kuruş değerin yok adamın; ama gidip hayatını düzene sokmaya çalışıyorsun. Abilik yapıyorsun. Kardeşim o benim artık diyorsun kendi kendine ama balondan atılan ilk ağırlık sen oluyorsun; “Nasıl olsa bi sıkıntım olduğunda kendiliğinden gelir” diye düşünüyorlar galiba. İşin bir de karşı cins boyutu var ki, Allah’ım… Nerde var bi sorunlu, güvensiz, başarısız; bana geliyor zaten. Sana ne aq? Beter olsun! Yapamıyor işte insan. Güven aşıla, gururunu okşa, şişir şişir şişir… 3 gün önce aynaya bakacak cesareti bulamayan kıza Sharon Stone muamelesi yap… Arkasını dönüp gidenlere birşey demiyorum artık, ne yapayım. Lakin o arkamdan konuşanlar yok mu… Arkamdan konuşulacak şeyleri nereden buluyorlar bir anlasam! Kötü olan kısmı o işte… Nasıl bi nam saldıysam; benimle görüşen kişi için bir imaj sorunu mu oluyorum ki? Meslek sahibi olmak fena şey, hele ki bu meslek insanların ezikliklerinin üstünü örtmek olunca kimse hayatının bir döneminde benle bağı olduğunu belli etmek istemiyor demek ki. Eziklikten kurtulmanın yolu, hayatının bir bölümünde ezik olduğunu kabul etmektir gençler, aklınızda bulunsun. Bak hala amme hizmeti yapıyorum…

Saat kaç olmuş ya…