RSS

Etiket arşivi: sevgi

Fortress Of Solitude – IV

Hasta olmak derken kastettiğim buydu işte. Aldığı nefesin farkında olmamak, yediğinin tadını alamamak değil sadece; ben hasta olduğumda beklediğim ve aldığım bunun çok daha fazlası. Hasta olduğunuz zaman içinizde hiç hasta olduğunu gizleme ihtiyacı doğmuyor mu? Doğmuyorsa, çevrenizde sizin aciz bir anınızda yanınızda olacak birilerine sahip olmanızdan kaynaklanıyordur. Bu anormal bir durum değil, normali bu. Sadece bunun için hastalanmak isteyen insanların varolduğunu biliyorum. Son derece mantıklı bir davranış olur. Biraz şefkat, biraz ilgi, biraz moral.

Zaten hayatta beklediği mutluluğun gerisinde olan insanların (ki bu iki türlü olabilir: Ya gerçekten yetersiz bir mutluluğa sahipsinizdir, ya da beklentiniz çok yüksektir) hastalık halleri kendileri açısından çekilmez zamanlar olur. Normal zamanda farkında olamadığınız zevklere erişmek hastayken pek mümkün olmayacağından kıymetleri artar, vesaire; güzel bir yemek, gezip tozmak gibi zevklerden bahsediyorum. Bunun yanında; hasta olunduğunda aklına hastalıkla alakasız pek çok şey de takılabiliyor. Niçin hayattayım, 10 yıl önce ne hayal ediyordum, 5 yıl sonra ne olacak gibi. Birkaç saatlik istirahat, birkaç günlük bir işkence halini alıyor bu gibi durumlarda. Çevrenizdekiler de depresyonunuzda size yardımcı olabilirler tabi; babanız hasta olduğunuz için size kızabilir, hasta olduğunuzu saklamanıza ve belli etmemeye çalışmanıza rağmen o anlayıp bunu sinirini sizden çıkarmak için kullanabilir. Siz de buna karşılık ağzınıza geleni söyleyebilir ve düzenli olarak ettiğiniz dillere destan kavgalardan (yoksa savaş mı diyeyim?) birini yaşayabilirsiniz. İstirahat etmenin ızdırap haline geldiği böyle bir ortamda kendinize ait bir işte bile çalışıyor olsanız izin kullanmaz ve huzur bulmak için hasta hasta çalışabilirsiniz. Arkadaşlarınızın hastalığınıza gösterdiği ilgi ve şefkat beklentinizi karşılamaz sonra; “Allah’ım, neler oluyor!” diye isyanlara sürüklenirsiniz. Hasta olmak böylece fiziksel bir acı olmaktan çıkıp, ruhunu sıkıştıran bir karabasan halini alır insanın.


Her zaman bir çözümdür aklında “Biryerlere gidip hiç gelmemek” insanın. Ya yetmiyorsa artık o? Kesmiyorsa? Sefaleti derinlemesine yaşamak istetiyor depresyon; bir yerlere gidip hiç gelmemek, bir yerlerde kaybolmaya; bir gece uyuyup sabah her şeyi unutmuş olarak kalkma isteği, bir gece uyuyup hiç uyanmama tutkusuna dönüşüyor. Huzurun olmadığı bir yerde, kendinizi lanetlenmiş gibi hissettiğiniz bir hayatta bir de bunu yalnız başına göğüslemeye çalışıyor olmak, içindekini etraflıca anlatmak istememek; insanların sizden beklediklerinin dışına çıkmamak ve her zaman güleryüzlü insan olmaya çalışmak sanki artık katlanılmaması gereken bir durummuş gibi. Sanki, genç yaşta ölmek için fazla yaşlıyım artık.

İnsanların kendilerini korumak için birbirlerine oynadıkları oyunların ortasında bir yerde inadına tüm gardını indirmiş, kılıcını ve kalkanını uzaklarda bir yerde bırakmış öylece bekliyor olmak demek dışardan göründüğü gibi aklında çok feci hinlikler olan, güvendiği çok kuvvetli ve gizli bir yönü olan biri olmak değil. Bu bir inkar sadece; insan böyle de varolabilir. Ben böyle de varolabilirim. Şu an artık iyice biliyorum ki evet, varolunabilir aslında ama bu kolay yolu tercih etmemek oluyor. Bu saatten sonra da kolay yola giden kavşağa dönmek çok uzun zaman alacaktır.

Kısacası, insan herkesi bir sözüyle derin kederlerden uyandırabilecek kadar tatlı dilli; başkalarının acılarını küçümseyip onlara kurtuluş yolları boyunca eşlik edecek kadar kendine güvenli, aynı anda onlarca kişiye yetecek kadar güleryüzlü, kendi varlığını yoksayıp başkalarının varlığına değer katabilecek kadar özverili olsa bile; başkaları için yaptıklarından herhangi birine ihtiyaç duymadığı anlamına gelmez tüm bunlar. Çok güldürüyorsa güldürülmeye, omuz veriyorsa bir omza başını dayamaya, çok değer veriyorsa değer verilmeye, çok konuşuyorsa dinlemeye ihtiyacı olmaz mı insanın?

İtfaiyecinin evi yandığında kimse su dökmeyecek mi?

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,