RSS

Aylık arşivler: Nisan 2010

>Dişi Kriterleri

>
Şimdi; madem ki canım sıkıldı ve ne internette gezecek site ne de oynayacak oyun kaldı; birşeyler yazayım. Neden bahsedeceğim, tabii ki karı kızdan, neyden olacak! Efendim kadının hasının bence nasıl olduğu olsun bu yazıdaki konumuz. Yani bir konumuz olsun, konusuz yazamıyorum.

Efendim, ilk önce kadının neresine bakılacağından başlayalım. Ben bir kadına bakacaksam illa; ilk önce yüzüne bakarım. Yani; normalde dışarıdan görünüşün hiç bir b.ka yaramadığının uzun zamandır bilincinde bir insanım ama başıboşluktan birkaç odun arkadaşımla beraber bir dükkan vitrini önünde oturup hepberaber Abazon ormanı oluşturduğumuzda yapılabilecek pek bir etkinlik yok. Neyse, ne diyorduk: Yüzüne bakarım. Yüzü eğer güzel değilse hiç oralı bile olmam. Ta en tepeden, saçlardan başlar bakış etkinliği. Sarışınsa, orda dur. Sevmem. Neden sevmem? Kesin kolpadır, boyadır. Sarışın değilse de boyalıysa, çok belliyse boyalı olduğu onu da geçeceksin. Diyelim ki kızın saçı doğal turkuaz. Gitmiş bir de yine turkuaza boyatmış. Vallahi farkederim, istemem bir de. Doğal kızılsa ve bir de dalgalıysa saçlar, olduğum yere yığılır kalırım. Saçın biçimi önemli değil. Uzun olacak biraz; öyle oğlan çocuğu gibi olmayacak. En azından omuzların üstünden dökülmeli. Sonra gözler. Renkli göz sevmem; eğer Sibirya kurdu gibi masmavi değilse. Tercihim kopkoyu kahverengi benim. Ayrıca pörtlek (evet, pörtlek) gözlü kızların daha çekici olduğuna dair bir savım var onu da belirtmeden geçemeyeceğim. Buruna gelelim. Sivri olacak bir kere. Dik açılı olacak, oval hatları olmayacak profilden bakıldığında. Ucu karşıdan bakıldığında geniş olmayacak. Dudaklar dolgun olacak. Angelina Jolie kadar olmayacak tabi; çünkü ağız küçük olmalı. Dudakların dolgunluğu da dışa doğru olursa, çok güzel olur. Ayrıca gülümsediğinde dudakları biraz daha gerilirse yırtılılacakmış gibi olsun. Çene sivri olsun. Yüz çok hafif dolgun olmalı, elmacıklar da ağızların kulaklara vardığı bir tebessüm durumunda top top fırlamalı yanaklardan. Ve sonunda benim için iki olmazsa olmaz:

1: Burun – ağız kombinasyonu; şöyle ki, konuşurken burnu hareket edecek. Dikkatli bakıldığında inanılmaz sevimli ve çekici bir durum. Konuşurken burnu oynayan kızları sabahlara kadar dinleyebilirim. Ya da dinlemem. Ama izlerim.

2:Yüzünde bir ya da birkaç kusur olacak; şöyle ki, bir gözü olmasın veya irin dolu sivilceleri olsun demiyorum tabii ki. Mesela; çil en tatlı kusurdur benim için. Belli belirsiz olması daha da iyi olur. Ya da yine belli belirsiz bir yara izi. Kusur dişiyi sevimlileştirir, akılda kalıcı yapar. Sakın gamze demeyin; gamze bir kusur değildir, yüzdeki tüm kusurları kapatır ve farkedilemez hale getirir. Gamzeden nefret ederim o yüzden.

Baş ve kalça arasında kalan kısımda benim için çok can alıcı bir unsur yok maalesef. Göğüs ve bel çok da umurumda olmayan bölgeleridir vücudun. Büyük göğüs güzel kızlara (benim için güzel kızlara; yani yüzü güzel olanlara) yakışmaz, dikkati kendine toplar. O yüzden göğüs olmasa bile olur. Göbek ise iğrenç derecede salık ve korkunç derecede büyük olmadıktan sonra herhangi bir problem teşkil etmemelidir. Bel ise kalça genişliğine kadar kabul edilebilir bir şeydir benim için. Odun tabir edilen kalça bel eşitliği durumu aslında o kadar da odun değildir bana göre.

Kalça yanlara doğru çok fazla çıkmamalı. Eğer böyle tipik Anadolu kalçası sahibiyse bir kız, mümkün olduğunca fit bir vücudu olursa ancak o zaman kapatabilir bu durumu. Kalça, geriye doğru çıkık olmalı. Alt baldırlar ince, üst baldırlar ise dizlerin arka kısmından kalçaya kadar gittikçe kalınlaşacak şekilde yol alıyorsa, bu dehşet birşeydir; candır. Bizim “Latin” tabir ettiğimiz, Latinlerin de “Culo” tabir ettikleri bu biçim, aralarında tercihen bir fark görmediğim bembeyaz tenli bayanlarda da kopkoyu tenli bayanlarda da gayet hoş durur. Eğer dişil kişinin böyle bir özelliği yoksa, esmer tenli olmasına da gerek yoktur. Geri kalan her şekilde beyaz ten çok daha başarılıdır. Bayan denilen olgu kesinlikle ve kesinlikle dolgun, balık etli olmalıdır. Sopa gibi olmaması herkesin yararına olacaktır mutlaka.

Son olarak eski yazıtlarda makul bir erkeğin vücut ölçüleri nasıl verilmiş ona bir bakalım:

“Ayakları öküz ayağı , beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. Oğuz’un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir adamdı.”

Evet sevgili insan yavruları; hepinize saygılar sunuyorum. İyi geceler.

Reklamlar
 

>Medeniyetler Öpüşmesi II – Sosyalist Olmak Lazım, Haberiniz Yok

>ÖFKEYLE KARIŞIK

Arkadaş, şu Türk misafirperverliği olayının aslı astarı var mı ya? Turist gördü mü, taksicisi geçiriyor, bakkalı geçiriyor, otelcisi geçiriyor. Türkün Türkten başka dostu yok bilinciyle mi yapılıyor bunlar onu da düşünüyorum bazen amma ve lakin almıyorlar hacı bizi AB’ye. Şahsen benim için “çok da fifi” bir durum AB ama, ülkenin dörtte beşi Avrupa Birliği diye iniliyor. Birlik mi istiyorsunuz kardeşim? O zaman kirterlere uymaktan falan önce insan olmak lazım geliyor. Sen bir insan ol, yine almazlarsa o zaman yapışırsın gırtlaklarına.

21.yy YURDUM MÜSLÜMANLARINA…

İnsan olmanın ne demek olduğunu anlatmak oldukça uzun sürerdi herhalde. Ne olmadığını anlamak için ise etrafımıza bi bakmak yeter. Yüzde 90’ının nüfus cüzdanında “Dini: İslam” yazan bir milletiz; lakin aynı günde müslüman gibi davranan iki kişi gören bana haber versin. “Sen ne kadar müslümansın ki lan artis” dediğinizi duyar gibi olsam da oralı olmuyorum. Şekilsel anlamda dinin vecibelerini yerine getirmekle müslüman olunmadığını düşünüyorum çünkü. Günde beş vakit namaz kılıp karılara laf atmak, oruç kokan ağızlarla küfürler ederek oruç tutmayanlara dalmak, her türlü sapıklığı ifa edip sonra soluğu hacda umrede almak; en azından Allah’ı kandırmaya çalışmaktır. Şahsen bir engizisyon olsaydı bu dinde, dinin imajını zedeliyoruz diye hepimizi kılıçtan geçirirlerdi. Sadece benim dinimdeki değil, tüm dinlerde adı geçen Tanrıların ilk isteği önce insan olmamız. İnsan olmanın yolu da, kendini başkasının yerine koyabilmekten geçiyor.

Sigara bittikten sonra izmaritini yere atarken, sizin geçtiğiniz yeri az önce süpüren belediye işçisini endişeyle aramıyor mu gözleriniz? Ayağı takılıp düşen birini gördüğünüzde t.ş.k geçmek yerine yardım etmek isteği uyanmıyor mu içinizde? Arkadaşınızın yaptığı yemekten çıkan saçı göstere göstere değil de çaktırmadan çıkarıp masanın altına sürmek gelmiyor mu aklınıza? Bir sokak köpeğinin başını okşadığınızda, tekmelediğiniz zamankinden daha mı az keyif alacağınızı düşünüyorsunuz? O zaman çalışın biraz. Etrafınıza bir bakın ve insanların sizden tiksinmesinin, kaçmasının, sizi ötekileştirmesinin nedenini anlamaya çalışın.

Paylaşın hacı. İnsanlarla iyi geçinmeyi sağlıyor. O beğenmediğiniz gavurlar sizinle paylaşıyor. Sizin düşündüğünüz üzre yalakalık yapmak için değil, yüce varlığınızın önünde kendilerini değersiz hizmetkarlar olarak gördüklerinden değil; insan olduklarından. Sizin de bir gün insan olabileceğinize dair umutları olduğundan. Dinine, ırkına, miliyetine, tipine sövdüğünüz tüm dünya insanları; başka dinlere inansalar dahi sizden daha müslüman.

SİNİRLENDİM

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” demiş Hz.Muhammed (S.A.V.).

Komşularınıza ne olduğundan haberiniz var mı? Komşunuzun kim olduğunu biliyor musunuz? Yok. Duvarlara kulağınızı dayayıp dinlediğiniz, dedikodusunu yaptığınız, çekiştirdiğiniz kişiler olmaları dışında bir önemi yok sizin için. Zaten komşu deyince aklınıza sadece evinizin yanındaki ev gelir sizin.

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.”

Peki o uçaklar o kulelere çarpınca ne düşündünüz hepiniz? Yüreğinizin yağları erimedi mi? Keyiften ter ter tepinirken, olup bitenlerin sizi daha da dışlanmaya ittiğini düşünemediniz mi? Düşündünüz de, olanların altında neler yattığını düşünmek yerine tadını çıkarmak daha mı evla geldi? Sadece yapanlar değil, yapanlarla aynı Tanrıya tapanların hepsi suçlandığında, kendinizi ifade etmek yerine neden suç işleyenleri arkaladınız? O uçaklarla o kulelere dalanlara Allah merhamet gösterecek mi sanıyorsunuz?

“Hiçbiriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemezse gerçek müslüman olamaz”

Hanginiz kendisi için istediğini canı gönülden bir başkası için isteyebiliyor? 21. yüzyıla geldik diye bir benmerkezcilik mi kapladı içinizi sizin de; bencilliğinizin nedenini doğanın kanunuymuş, erdemli olan buymuş gibi göstererek ruhunuzu rahatlatmaya mı çalışıyorsunuz? Aldığınız arabanın aynısını hemmen yanınıza park etmiş olarak görmek rahatsız mı ediyor sizi? Tamam işte. Tam 21.yy Türkiyesinde yaşayan, çağa ve çağımızın siyasetine uygun bir müslümansınız.

Yukarıda tırnak içindeki sözlerin birer hadis olduğunu farketmişsinizdir belki, kulağınıza çalınmıştır bir yerlerden. Dininizi Kanal 7 – Samanyolu – Meltem TV yerine kutsal kitabınızdan öğrenmeye çalışırsanız buna benzer öğütler görebilirsiniz; hem de en yetkili elden. Müslüman olmak eğer sizin için “Elhamdülilah müslümanız dedik, cennetin yolunu yarıladık” düşüncesinden daha fazlasıysa, ilimi Çin’e gitmeden de olsa yakından yöreden öğrenme hevesini edindiyseniz hayatınızın bir bölümünde; yukarıdaki bu hadislerin aynı zamanda sosyalizmin özünü oluşturduğunu da biliyorsunuzdur. Dinin sadece “Dinde zorlama olmaz, dinimiz kolaylık dinidir” kısmını anladığınız için, insan olmanın zorluklarıyla uğraşmak yerine otuz üç kez “Elhamdülillah” demeyi tercih edip (ki ibadet için tesbih kullanmak bazı Musevi kavimlere özgü bir ibadet biçimidir; aynen takke kullanmak gibi. Ve dinimiz, ritüellerde diğer dinlere benzemeyi yasaklar, dinimizde ruhbanlık da yasaktır.) bu tercihin verdiği gönül rahatlığıyla kendiniz dışındaki insanları dinsizlikle suçlama hakkını kendinizde gördünüz. Sosyalistlere komünist, komünistlere Allah’sız dediniz. Allah’sız olan sizsiniz. Tarikatlara kendinizi kaptırıp, ne insan olmanın ne de tercih ettiğiniz dinin sorumluluklarını yüklenmeyip şeyhlere şıhlara hocalara teba olup kolayını bulduğunuzu düşündünüz. Hacı diye eteğini öptüğünüz adamların elinde oyuncak oldunuz, onlar ki sizi dininizin tek yol göstericisi olan kutsal kitabınızı kendi dilinizden okumanın sakıncalı olduğuna inandırdı. Onların yazdıkları abuk sabuk risaleleri* Kuran’ın önüne koyup kendilerini Allah’a ortak koşmalarına yardımcı oldunuz.

Şimdi dinleyin:

Din, insan olmaktır; yani İslam’ın şartı önce insan olabilmektir. İnsan olmak, paylaşmaktır; yani kayıtsız, şartsız, karşılıksız iyilik yapmaktır. Paylaşmak, sosyalist olmaktır. Sosyalist olmamak, Kuran’a inanmamaktır, yani müslüman olmamaktır. İşte bu yüzden sosyalist olmak; sizin gibi Allah’sızlar, basiretsizler ve cibiliyetsizler için bir ütopyadır. Ütopyalar, sistem oluşturacak özellikleri eksik kalmış düşünce biçimleridir; toplumsal bilincin zorlayıcı unsurlarıyla değil, her ayrı bireyin aynı anda aynı yerde aynı düşünce olgunluğunda bulunmasıyla, aynı oranda hırslarından arınmış olmasıyla sağlanabilecek hayali – mükemmel düzenlerdir. Dinlerin önerdiği düzenler de böyledir ama uygulanabilir hale getirmek, insanın olası olumsuz aksiyonlarının önüne geçmek için kurallar koyar, cezalar ve ödüller verir. Buna rağmen, siz yaptıklarınızla İslam’ı ütopya haline getirdiniz, bu dünyada varsa bile diğerinde yatacak yerinizin olmadığını size söyleyebilirim; bunun için vahiy almama gerek yok.

Kafanızı o şeyhlerin eteklerinin altından çıkarın, yıkayın onların kıçlarını öpmekten mantar olmuş ağızlarınızı. Delikanlılığın yolu uzun; bari insan olun.

————————————————————————————

* =Risale: Küçük kitap, broşür. İlim veya sanata dair yazılar. Önceleri çokluk dini konuları ele alan küçük hacimli kitaplar bu adla anılırlar. Alınganlık yapmayın. Ya da yapın, umurumdaydı.
 
 

>Medeniyetler Öpüşmesi – I – Orak, Çekiç, At, Avrat, Silah

>
SSCB, benim için king oynarken sadece cezası kalan kişidir. Bi de ülke var. Sovyetine eyvallah. Cumhuriyetler; e hadi neyse. Birliği, evet birliği. Ama Sosyalist? Pfff…

Sosyalizm vardı işte bir vakit. İşte, Sovyetler sosyalistiz biz derlerdi de, geri kalan tüm dünya komünist derdi (biz hariç, bizde yöresel farklılıklar gösterir; gomonis, gomüniz, komünüs, vs vs. Diyalektlerine kurban olduğumun Türkçesi…). Böyle ambargolar falan, cepheleşmeler, soğuk savaş, nükleer tehdit. Sonra Nato falan girdi hayatımıza, Gladio girdi. Benim kafam almaz böyle şeyleri; nato kafa – nato mermer. “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğidir adımız!” diyor bir taraf, geri kalanlar da “Sktirin gidin lan pis komünistler!” diyor. E kardeşim, sosyalist mi şimdi bunlar, komünist mi?

Benim uyuz olduğum şu; aslında sosyalizm diye bir şey hem var, hem yok. Bir yönetim biçimi olarak sosyalizm diyen olursa, derim ki ona ben “Hassktir lan ordan!”. E sosyalizm diye bir şey var, o zaman manasını bilmek lazım. Neymiş o? Paylaşmakmış. Hakikaten de öyle. Nasıl? Sosyalist bir insan paylaşır; iki pantolonu varsa birini komşusuna verir. Arkadaşı sıkkınsa ve üzgünse; o da üzülür önce, sonra sıkıntısına bir çare arar. Biri açsa, yemek ısmarlar, hem de kendi ne yiyorsa ondan. Herşeyini eşit olarak paylaşır, verebildiği kadar verir. Tanıdık geliyor biryerden değil mi? Biraz farklı tabi, malının kırkta biri yerine tamamı. Biraz fazla. Böyle din olmaz, demek ki bu bir din veya dine bir alternatif değil. Kendisi bir ütopya.

Tamam, makarayı bırakayım biraz. Uyuz olduğum nokta, eğitim seviyesine kurban olduğumun, okur yazarlık oranına şapka çıkarttığımın ülkesinde sosyalizme bakış açısı. Bir kahveye gir, ben sosyalistim de, yarısı bön bön baksın yüzüne, diğer yarısı da “ğomoğunağoyduğumun ğoministi, gaçma lau!” diye belinde masa kırsın. Birileri bu ayılara komünizmle sosyalizmin farkını açıklasın. Cuma namazından önce bir caminin yanından geçin (ya da namaza gidin, ne bileyim), hoca vaaz verirken diyor ki “Bu Ruslar geleneğe, göreneğe, ahlaka ve İslam’a düşmandır muhterem müminler! (camiye giden herkes de mümin yani) Her şeylerini ortak kullanırlar ki; komşusunun evine girer, şapkasını kapıya asar, komşusunun karısıyla ilişkiye girer. Kocası eve geldiğinde o şapkayı kapıda görünce, evde karısının başkasıyla beraber olduğunu anlar da, gerisin geri döner eve girmez! Böyle ahlaksızlık, Allah’sızlık diz boyu sevgili kardeşlerim. Neden? O komünizm, o sosyalizm denen illet kanlarına işlemiş de ondan!”

Şimdi:

1: Ne biliyorsun ya? Kimler öğretiyor size bunları? Rusya’ya mı gittin? Böyle bir olaya tanık mı oldun? Ne işin var senin öyle bir yerde?

2:Öyle bir olaya tanık olmuş olsan bile, sosyalizm veya komünizm hakkında ne biliyorsun da bu yozluğun sebebini onlara bağlıyorsun?

Ah bi Rus bunları duysa da, senin ağzını burnunu bi dağıtsa, kan getirse kulaklarından. Ulan, sen burda kardeşlikten, dostluktan, anlayıştan bahsedeceksin! Milletlere bok atma yeri mi cami? Ama işte, hep bu Sovyetlerin bok yemesi; komünistsin ulan işte. Sosyalizmi ne karıştırıyorsun? Onun da adını kötüye çıkardınız, yapacağınız işin içine ..çayım.

Komünizm böyle birşey herhalde

Anlamaya çalışayım biraz. Düşünüyorum. Komünizm ne oluyor? “Üretim kanallarının ortak mülkiyetine dayalı politik sistem.” Ee? Amaç? Sınıfsız toplum. Oluyor mu? E olmuyor! Bizim içinde yaşadığımız sistemden çok farklı, sermayenin gücü yok; çünkü sermaye yok. Bizim bildiğimiz anlamda bir devlet yok; herkes devlet (yersen). Yani insanlar ne uzalıyor ne kısalıyor bu sistemde; herkes birşeylerden sorumlu, herkesin üzerine düşen bir görev var, insanın hırsı düzen tarafından törpülenmiş zira mülkiyet hakkı sınırlı. Sistemin temelinde üretim bulunduğu için, sistemin içerisindekilerin belirlediği yetkili kişiler üretimi denetleyecek. Bu da sistemin iyi işlemesini, durmamasını sağlamak için hayati önem taşıdığından, denetleyicinin baskı oluşturabilme özelliği olmalı. O yüzden devlet burada denetleyici; ama bizim bildiğimizden çok daha otoriter, minimum seviyede şeffaf. Bundan dolayı komünist sistem, istismara çok açık; bir yerden sonra tamamiyle üretim sisteminin en altındakileri (ki bu kesim o komünist ülkenin tüm vatandaşları oluyor; sistemde sınıf olmadığı için herkes üretimin içinde) baskı altına alma, korkutarak sisteme karşı gelmesini engelleme ekseninde dönüyor. Bir de bizim gibi toplumların komünizmden korkmaları için en temel neden var: Din. Şimdi bu adamlar için temel motiv üretmek ve yaşamlarını idame ettirmek, değil mi? Bunun için de üretip paylaşıyorlar. Yani temel gereksinimleri konusunda bir sıkıntı yok. E hayaller? Tabii ki hayalleri yok çünkü ne uzayacaklar ne de kısalacaklar hayatları boyunca; ihtiyaçlarından fazlasını elde etme imkanları yok. Yani geleceğe yönelik bir hayalleri yok. O zaman bu adam ellerini açıp ne için dua edecek? “Allahım çok param olsun, ev alayım araba alayım”. Yok ki öyle birşey. O yüzden din kavramı çok somut değerlere sahip bu toplum için biraz fazla soyut, ütopik, faydasız kalıyor.

Kaka mıymış komünizm? Vallahi öyleymiş. Dünyanın gördüğü en boktan, en ipe sapa gelmez düzenlerden biri. İnsanı sürekli üretmekle sorumlu bir makina olarak gören; Sistemi makine, devleti motor, insanı çark-dişli-cıvata-somun olarak gören bir yapı. İnsanız biz yahu! Hırsımız var, değişmek isteriz, ilerlemek isteriz… İnsan ruhundan anlamıyorsun komünizm… Kendine ancak açlığından, işsizliğinden kırım kırım kırılan bir memlekette sempatizan bulabilirsin; o da en fazla 50-60 yıl sürer. Sonra kan gövdeyi götürür. Yapma böyle.

Bir de sosyalizm var.