RSS

Aylık arşivler: Mart 2011

>Yaşamak Bu Değil

>İbrahim Tatlıses’i oldum olası sevmem. Şarkılarını dinlerim ara sıra, o ayrı bir şey ama mikrofonu şarkı söylemek dışında amaçlar için eline aldığında hiç dayanamam. Neler duyduk o ağızdan; küçücük kıza sahneden “o.ospu” demeler, Yıldız Tilbe’yi p.zevenklerin elinden kurtarmalar, adına şarkılar yazdığı eski karısını tehdit etmeler, canlı yayından küfür kıyamet konuk kovmalar falan. İnsan ne oldum delisi olunca şansını çok zorluyor bazen.

Sıfırdan dişiyle tırnağıyla bir yerlere gelmiş başarılı bir adamın hikayesini “kıroyum ama para bende” şekline çevirmesine tanık olduk yıllarca. Nasıl olduk? Televizyonda, sinemada izledik kendisini; “Çocuğuma flüt alamayacak mıyım ulan!” diye ağladığı dayalı döşeli rakı masalarında gördük, bu bir tezat değildi. İçinden geldiği ve temsil etmek durumunda kaldığı kitleyi gösteriyor ve hakikaten onların yaşadığı ve dışarıdan anlamsız görünen sıkıntılarını anlatmaya çalışıyordu, beceremedi ayrı. Arada bir kaç über fantastisch saçma film dışında hep benzer işler yaptı. Sürekli gündemde kaldı, zaten şarkıları yeterliydi gündemde kalması için ama öyle bir pompalandı ki ayarı kaydı ilerleyen dönemlerde.

Bir adam gayet bahtsız olabilir, eyvallah. Bok atarlar, önünü kesmek isterler, ezmeye çalışırlar. Bu bir olur, iki olur. Şimdi düşünün, senelerdir İbo nelerle anılıyor: Uyuşturucu operasyonları, yaralamaya azmettirme, tehdit, kaçakçılık, vs. vs… Yine de insanlar buna tepki gösteremiyor tabii ki. Televizyonda yanında polislerle polis arabasına bindirilirken bile gören insan “Helal olsun” diyor. “Adama bak” diyor. “Adam inşaat işçisiyken nerelere gelmiş” edebiyatı, “Oxford vardı da biz mi okumadık” mottosu, “E adam koskoca İbo, olacak o kadar şeysi” biçiminde saçma bir anlayış. Bu sempati biçimi bir yerden tanıdık gelmiyor mu size de? Cehalete ve görgüsüzlüğe duyulan sempati: “Çalıyor ama yapıyor be hacı”…

İbrahim Tatlıses, bu ülkenin insanına cehaletin ve yolsuzluğun çok da kötü bir şey olmadığı düşüncesini pompalayan kişidir. Zamanla öyle bir benimsedi ki bu görevi, “Hatta iyi de bir şey” algısı var şu an toplumda. O kadar s.k kafalı bir insanım ki, bugün insanların seçim tercihlerini iş verecek olanlardan değil de aş verecek olanlardan yana kullanmasında bu adamıın payı vardır. Hadi bakalım aq, bu da ortaya attığım sosyolojik bir sav. Uğraşın durun. Abdullah Çatlı delikanlılığın simgesi oldu; yaptıkları ortada. Haluk Kırcı üniversite öğrencilerini boğup kafalarına bir de mermi sıktı; en son gördüğümde omuzlardaydı ve Türkiye onunla gurur duyuyordu. Zaten hakkında ne kadar yolsuzluk iddiası olan adam varsa hepsini meclise soktuk, o ayrı bir hikaye. Dur dur, daha bitmedi biraz daha s.çıcam; adam kız arkadaşını kesti doğradı, paramparça etti; ve hafifletici sebepleri var bunu yapmasına neden olan. Babası yardım etti; “E evlat tabi” dendi. Bu ülkede bu tür insanlara anlayış gösteriliyor, bu tür insanlar yüceltiliyor, seviliyor. İnsanlar ya benzemek istedikleri kişilere sempati gösterir bu şekilde, ya da benzedikleri kişilere.

İşin bir de şu boyutu var; hiç de bu konulara eğilen çıkmadı. Yani bir şey dedi mi bilmiyorum bu konuda Hıncal; ama deseydi duyardık yani. Defne Joy Foster’ın ardından ahlak zabıtalığı yapıp da “su testisi su yolunda” yorumu yapan Hıncal’ın bu konuda dili niçin g.tüne kaçtı mesela? Anlayamadım. Yok, eğer Hıncal da “Ayıp yatakta olur”culardansa keşke etmeseydi o lafları Defne’ye. Döner dolaşır kendine girer adamın.

Kafam çok karışık Zekeriya.

Edit: Yarın bir gün gazetede görüverirsiniz bu saldırının Ergenekon işi olduğunu. İşte o zaman bir anda geçmişi tertemiz, hiçbir kötü işe bulaşmamış pür-i pak biri olarak bilinçlere yerleşiverir. Geçmişinde yaşadığı tutuklanmalar, olaylar bir anda örgüt işi olur. Azmettirenler de komünist ülkelere muhbirlik yapan gazeteciler ve sivil toplum kuruluşu gibi görünmeye çalışan din karşıtı kültler çıkar mutlaka. Birkaç da general. Kaldıysa.

Reklamlar
 

>27 Yaşında Emekli Olmak

>Lan! 84lüler! Bugün ne olacak biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz tabi, hiç bir s.kimden haberiniz yok öylece oturun mal gibi kendi dertlerinize boğulup başka hiçbir şeyi iplemeyin aq. Bugün bizimle yaşıt, ama bizim hiçbir zaman gidemediğimiz yerlere gidip hiçbir zaman başaramayacağımız işleri başarmış birini emekliye ayırıyorlar. Bugün Discovery’nin son görev günü. Saat 8 gibi inecek.

Aslında anasının rahmine taa 1979’da düşmüş Discovery ama tabi uzay mekiklerinin gebelik süresi uzun oluyor haliyle. 30 Ağustos 1984’te doğmuş, başak burcu olarak dünyaya gelmiş; burcunun gezegenini gazete sayfalarından öğrenmek yerine taa gitmiş uzaya, yerinde bakmış. Tam 40 kez uzaya gitmiş, bir arkadaşa bakıp gelmiş. Uluslararası Uzay Üssü projesi kapsamında, anasından babasından gördüğü gibi davranmamış, gitmiş Ruslarla arkadaşlık kurmuş, ortak olmuş. Zaten şimdi de yerini Ruslar dolduracak Discovery’nin, bundan sonra onların mekikleri kullanılacak.

ABD’nin uzay programı kapsamında kullanmaya başladığı Discovery, adamlar ne kadar ekonomik kriz içerisinde bulunursa bulunsun, ne kadar siyasi çalkantı yaşarsa yaşasın mutlaka çalışmış, işine bakmış. Adamların beton gibi ekonomisi var. Halkının bir kesiminden tepki çekmesine rağmen uzay harcamaları hiç kesilmemiş. E düşünsene lan, zaruri değil bişey değil. Uzaya gitmesen ölecek misin? Ama adam Mortgage krizi dememiş, Afganistan – Irak dinlememiş, gömmüş parayı. Biz ne yaptık lan bu süre içerisinde?

Elde ne varsa sattık, 84’ten bu yana. Özelleştirme, yap-işlet-devret, bilmem ne derken elde avuçta hiçbir şey kalmamış. Ne olmuş onun yerine? Stadlar cillop gibi olmuş. Önceliğimiz o ya. Terör çıktı ortaya. Ülkenin cepheleşmeye başlamasının ilk adımıydı bu. Sanatçılar, polisler, sporcular, askerler; bilen bilmeyen ama yüzüne aşina olduğumuz herkes politikaya el attı. Siyasi partiler görüşlerini kaypaklaştırarak birbirlerinin seçmenlerine sulandılar; ülkede ideal diye bir şey kalmadı. Devlet eliyle üretim kalmadığı gibi, devlet devlete kazık attı; orman arazileri, telekomünikasyon ağları, doğal kaynaklar sudan ucuza satıldı falan fıstık. Sağ partiler yolsuzluklarını, üçkağıtlarını gizlemeye çalışırken dini kullanmaya başladı; sol iktidarlar da ekonomik alandaki beceriksizliklerini terör konusundaki adımlarla kapatmaya çalıştılar ama ne yolsuzluk bitti, ne terör bitti, ne ekonomi düzeldi. Planı, programı olmayan ülke, iyice çığrından çıktı, abuk sabuk kim varsa parti kurdu. İşadamı parti kurdu, millete ekmek arası döner dağıta dağıta yüzde 8 oy aldı. Din adamı parti kurdu, karısını sekrerteriyle aldattığı için adı çıktı. Eski polis parti başkanı oldu; gitti hem koskoca ANAP’ın hem koskoca DP’nin .mına koydu, bıraktı. Siyasiler yargıya, yargıdakilerle askerler siyasete el attı. Kısacası bombok hale geldi memleket biz doğduğumuzdan beri.

Discovery’nin inmesine şurda 1.5 saat bir şey kaldı. Şimdi bakıyorum da, işini bilmeyen çavuşluk yok, bilmediği boka burnunu sokmak yok; 27 yıl boyunca sadece kendi işini yaptı. Bir arıza çıkarmadı, bir kere surat astırmadı çevresindekilere. Şimdi emekliye ayrılıyor. Ayrıldıktan sonra hakkında kötü bir şey söyleyecek, “şunu da yapamadı” diyecek var mı? yok. Bizde öyle değil işte. Bizde makbul olanı; çalıştığında ayrı, emekli olduğunda ayrı, öldüğünde arkandan ayrı sövdürmek. Uzay mekiğinin yakıtı bor, bizim yakıtımız küfür-beddua. Ha o bor da bizden çıkıyordu; n’oldu o Zekeriya?

 
1 Yorum

Yazan: 09/03/2011 in Uncategorized